Yarım asırlık bir yaşamdan sonra İmâmı-ı Gazâlî 1111’de yani vefât ettiği yılda Kur’an- Kerim okumakla geçirdiği gecenin sabah namazı vaktinde abdest tazeleyip namazını kıldıktan sonra oturur ve yanındakilerden kefen ister. Kefeni öpüp yüzüne sürüp başına koyduktan sonra:
“Ey benim Rabbim, Mâlikim! Emrin başım gözüm üzere olsun.“ der. Odasına girer ama odasından uzun zaman çıkmayınca içeri girip baktıklarında kefenini giymiş, yüzü kıbleye doğru ve başı ucunda şu beyitleri yazılmış halde görürler:
“Beni ölü gören ve ağlayan dostlarıma,
Şöyle söyle o üzülen din kardeşlerime:
‘Sanmayınız ki sakın ben ölmüşüm
gerçekten,
Vallahi siz de kaçın buna ölüm
demekten.’
....
Ben bir serçeyim ve bu beden benim
kafesim,
Ben uçtum o kafesten, rehin kaldı
bedenim.
Bu sabah aranızda bir ölü gibi idim
Ve bir müddet yaşadım ve sonra kefen
giydim.
Sakın sanmayınız ki ölüm, dâim ölmektir,
Biliniz ki hayattır ve ne yüksek gayedir.
Sanmayın ölüm; azâb, şiddet, elem
çekmektir;
O sâdece bir evden, başka eve
geçmektir.
Azığınızı alın ve yola hazırlanın,
Eğer aklınız varsa, başka şeye kanmayın!
....
Bana rahmet okuyun, rahmet olunasınız.
Biz gittik. Biliniz ki sırada siz varsınız.
Son sözüm olsun “Aleyküm selam”
dostlar.
Allah selamet versin, diyecek başka ne