“Ölüm günümde benim tabutum giderken zannetme ki bende, bu cihanın bir derdi kalmıştır.
Benim için ağlama! Yazık, yazık deme! Felâket, şeytanın tuzağına düşmektir. Ancak onlara ağlanır.
Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık diye feryat etme! Sevgilimle buluşma, görüşme zamanımdır bu.
Beni mezara koyduklarında elveda, elveda deme! Mezar, Cennet ehli ile Dünya arasında bir perdedir.
Batmasını gördüğün şeyin doğmasını da bekle. Güneş, Ay batar! Bu ziyan mıdır?! Hangi tane toprağa düştü de bitmedi? İnsan tanesi için bu şüphe ne?!
Hangi kova kuyuya indi de dolu çıkmadı? Can Yusuf’u kuyudan, feryada, figana sebep ne?!”
Şeytanın; ‘senden adam olmaz, zaten hafız da değilsin, imam-hatipte okumadın, geçen hafta da bir kızla-erkekle görüşmüştün’ dediğine bakmayın; bugün dönerseniz Allah bugün bekliyor sizi.
Onlarınki Roma sarayıydı. Seninki de diploma sarayıdır, iş sarayıdır, şehvet veya tembellik sarayıdır... Allah ise sabah namazının, Kur’an ezberlemenin, bozuk olan ahlakı düzeltmenin mağarasına çağırıyor seni.
Şunun altını çiziniz: Kur’an, iman ettiğimiz bir kitaptır; beğendiğimiz değil. Çok güzeldir, beğendik, sosyal gerçekleri anlatıyor... değil; Kur’an’la Cennete girmek istiyoruz ve Cehennemden de onunla kurtulacağız.
“Nasıl ki Ashab-ı Kehf bir mağaraya sığınarak Arş’a yükselmiş ve Allah Teâlâ onları kıyamete kadar peygamberlerin dahi hepsinin adını koymadığı kitabına sure ismi olarak koymuş, yüceltmiş ve bütün gençlerin örneği yapmışsa bu demektir ki ey genç kardeşlerim ve bacılarım; Allah size tıpkı namazda Fatihâ’yı unutmamanızı buyurduğu gibi her Cuma günü on ayetini okumayı buyurduğu Kehf suresini de unutmamanızı istiyor demektir.”
Hasan Basrî rahmetullahi aleyh diyor:
“Bilsem ki Allah Cehenneme bir kişiyi koyacak, o benim diye ödüm patlar; bilsem ki Allah Cennete bir kişi koyacak, o benim diye umut taşırım.”