“Aklı evvel”
Akıl evvel = aklıevel, é de deli derler; aklı kendisinden önde giden. Akıl önde, sen arkada kalınca ne oluyor? Sen aklı evvel olmuş oluyorsun. Ha evvel ha sonra; o an akıl seninle beraber olmayınca ne oluyor? Akılsız olmuş oluyorsun. Akılsızlık ile delilik aynı şey değildir; akıllı insana bakarsan evin yolunu tutturuyor, sal çayıra otuz kırk sene daha tek bir gün evin yolunu şaşırmadan gider gelir; bu, o kişinin akıllı olduğuna delalettir ki öyledir, aklı başındadır. Ya aklı olmayan…! Maldır; insanı hayvandan ayıran akıl ise, akıl farkını kaldırdığında ortaya akılcı bir sonuç “mal”lık çıkar. Bu kimi zaman değişiklik arz edip öküzlük, naxırlık olarak da arz-ı endam eder. Ya delilik? İşteee…! Bu mına kodumun şeyi çok akıllıca bir şey. Bu aklıevveldir; napıyor kişi bu durumda? Akıl evvel (ön)de olduğu için nasıl ediyor, nereden buluyor, nasıl akıl ediyorsa; madem aklım benden evvel, o halde aklımı başıma alayım diye akıl edip (bu durumda nolcek, evin yolunu tutacak) napıyor akıl edip? Aklını kovalamaya başlıyor :) Deli işte..! O kovaladıkça akıl ateş böceği gibi kaçıyor, o kovalıyor. O hep evvel… Bu durumu gören ahali ne buyuruyor? Aha bu deli! diyor ve/ya bu kafayı kırmış, sıyırmış diyor. Meselaki akıl senden evvel; ya sen oturmuşsun oturduğun yerde, almışsın aklını başına; ee alır almaz napcen, alınca aklını başına oturcan bir kenara dimii? Mesela işte sen öyle aklı başında oturuyorken birden aklın kaçsa fizana, sen de kalkıp peşine düşsen, gören akıllı sana ne der??? Bu deli yaw der; aha şincik nehatten gössel gössel oturuyodu herii, şimdi ne demeye fizana getti; heçç işte aklı evvel yaw… demezler mi hı? :) Bööylece “deli”ce bir meseleyi daha çözmüş olduk; kimin hangi akıllının işine yararsa… :) Ne demeye çözdüysem, ne güzel çayımı içiyordum ya! Al işte,