“Soylu hanımefendi olmak, soylu hanımefendiyi, yani biraz da sadeliği oynamak demektir. Son derece pahalıya patlayan bir roldür bu; çünkü sadeliğin hoşa gitmesi için, başkalarının, isteseniz sade olmayabileceğinizi, yani müthiş zengin olduğunuzu bilmesi şarttır. Daha sonraları, Mme de Marsantes’ı görmüş olduğumu anlattığımda, “Eskiden ne kadar güzel bir kadın olduğunu anlamışsınızdır” dediler bana. Ancak, gerçek güzellik o kadar özel, o kadar farklı bir şeydir ki, gördüğümüzde güzellik olduğunu anlayamayız.”
“Bilim ve teknolojiye dayanan düğme, ana dava haline geldi. Her şeye muktedir oluşumuz bir bakıma iktidarsızlık da. Çünkü, artık herkes bir düğmeye basmakla tanrı olabiliyor. Ve düğmeye bastığımız halde, makinenin içinde olup bitenlerden tamamiyle bihaberiz; elektrik akımlarından, Ohm yasasından, kütle ile enerji arasındaki ilişkilerden zerrece anlamıyoruz çünkü. Yalnızca eylemin özünden değil, onun mekanik yanından da kopuğuz. Oysa düğmeye basan ve bir şeyleri olduran biziz. Olayları başlatırken, bir şeyleri doldururken, tam bir cehalet içinde hareket ediyoruz aslında: Ne eylemin özünden haberimiz var ne de işleyişinden. Totalitarizm, bu cehaletten de güç alıyor.”