Herkes tuttuğu dileklerin gerçek olmasını ister. Bu umutla gece uyur, sabaha bu umutlarla başlarız. Sahiden istiyor muyuz peki gerçek olmalarını? Öyle olsa bunun için çaba harcar, değişimden korkmayız. Böylece dilekler gerçek oluverir. Kendini gerçekleştiren kehanet, pygmalion etkisi. Gerçekten isteyince her şey olur. Önemli olan neyi isteyip istemediğini bilmek. Hikayemizin kahramanı Bahar’ın çok istediği bir şey var. Sonunda isteğine kavuşuyor ama mutlu oluyor mu? Her şeyin özü kendini tanımak, olduğun gibi kabul etmek ve kendini eksikliklerinle birlikte sarıp sarmalamak. Bizim Bahar tohumunu, dolayısıyla kendini sevmiyor. Böyle olunca her dileği gerçek olsa da mutlu olması mümkün değil. Hayat iyi bir çelme takıyo kendisine. Bakalım düştüğü yerden kalkıp hayatının ipini eline alabilecek mi? Bir de her şeyin en mükemmel anını bekleyen, mutlu olma zamanını bile bir takvime bağlayan Ozan’ımız var. Hayat bekler mi? Sen planlar yaparken o da kendi planlarını yapar. Hayat kadar gerçek, merdivenleri üçer beşer çıkarmışçasına heyecanlı ve içinizi kıpır kıpır eden bir hikâye. Şu ömür denilen şey içinde kendinize sımsıkı sarılın. Çünkü ondan başka kimseniz yok. Uyumadan önce tuttuğunuz dileklere de dikkat edin. Ben bunu gerçekten istiyor muyum, diye sorun kendinize. Yüzme bilmeyen gemilere selam olsun Uyumadan Önce Tuttuğum DilekAnita Felipova
Bozkır, bu benimkine hem benzeyen hem benzemeyen o güzelim hüzünlü yolculuk öyküsü, belki bilirsiniz, “Bu hayat nasıl bir hayat olacak acaba?” sorusuyla biter.