Devletin zulmü bitmiyor abi, bugün zulmeden dün mazlumdu, kendisine zulmedenler de birilerinin mazlumuydu. Memlekette zalim de mazlum da değişiyor ama zulüm bitmiyor.
Sultan II. Mahmud’u meşru cihanşümul Halife olarak tanıtan İbn Abidin, Mehmed Ali’yi Allah’ın emrine karşı gelen bir isyankâr olarak gösterdi. İbrahim Paşa’nın şeriatı ihlal ederek müslümanlarla hıristiyanlar arasındaki tüm farklılıkları ortadan kaldırdığı için Müslümanlar üzerinde talep edebileceği tüm meşru otoriteyi kaybettiğini savundu. İbn Abidin bu zorunluluktan dolayı Osmanlı sultanlarının halifelik iddiasını kabul etmek yönünde istekliydi. Ona göre, Müslümanlar dini açıdan onaylanmış bir hukuku idame ettirdiği ve kâfirlere ve sapkınlara karşı cihat yaptığı müddetçe Osmanlı sultanına halife olarak sadakatlerini sunmakla mükelleftiler. Bu çağrıda ima edilen şey, İbrahim Paşa’nın bir kafir olmasa bile bir sapkın olarak nitelendirilmesiydi. Açıkça anlaşılıyor ki, İbrahim Paşa tarafından Suriye’ye dayatılan siyasi gücün merkezîleşmesine yönelik ilk teşebbüslere herkes aynı açıdan bakmıyordu. Avrupalı gözlemcilerin kendi “modernlik” anlayışları açısından ilerleme lehinde gördükleri şey, bazı yerel Hıristiyanlar, özellikle de Katolikler için özgürleşmeyken, yeniden organize edilen Arabistan’ın müslüman sakinleri içinse despotik zulüm (tağut) idi.
Asırlardır zulüm ve sömürü rejiminin dişlileri arasında ezilmiş halklar için bu altın kaideler su gibi, ekmek gibi kıymetliydi ve alabildiğine bu yeni dine sarılacak, aralarındaki ayrı gayrılıkları bırakarak birbirleriyle kenetleneceklerdi."
Evet, o zaman çok iyi anlarsınız; tertemiz ve çok soylu bir duygunun körlüğü ile hiçbir bakımdan size değmeyen, sizi hiç mi hiç anlamamış olan ve size eline geçecek her fırsatta zulüm etmeye adeta yemin etmiş bir adamla beraber olmayı…