Eserde ilk andan itibaren irite edici bir erkek karakter kurgusuyla tanışıyoruz, kendisini adeta ilahlaştırmış olan bu kişi ülkeye girdiğinde ilgi görseydi ciddi anlamda hem kitabı bırakırdım hem de yazara ithaf edilen “feminist” ithamını sorgulardım ancak hem mantıklı hem de insanın içini rahatlatan şekilde Terry adlı karakterin ilgi görmemesi, aksine kovulması en hoşuma giden olgu sayılabilir. Eser hakkında beğendiğim ilk nokta toplum ve birey konusunda eğitim almış bir erkek ağzından yazılmış oluşuydu. Bu ağız bize dönem şartlarındaki en eşitlik yanlısı ve sosyal bilime sahip insanın dahi kadınlara dair düşüncesini gösterir nitelikte olmakla birlikte yazarın Van karakteriyle özdeşleşmesini de sağlamıştır mutlaka. Devamında ise Terry karakterinin günümüze şekil dahi değiştirmeden geldiği gerçeğiyle yüzleştim. İlk başladığım gün Terry’nin beklentilerinin tersi çıkması arzusu ile ne kadar hızlı okuduğumu tarif dahi edemem, neyse ki uzun sürmedi. Esere dair en üzücü durum, 100 yıllık bir geçmişi olmasına rağmen günümüzden hissettirmesi, o derece bir his ki telefonların olmayışını sorgulamıştım. Tarotla çok az dahi ilgilenen insanlara hitaben es geçmek istemediğim bir nokta var. Kadınlar Ülkesi’ndeki tüm kadınlarda “Tılsım Kraliçesi” özellikleri görüyorum, hepsi bilmedikleri üç karşı cinsin ateş açmasına rağmen son derece merhametli davrandılar, devamında Terry’nin yaptığı onca kötü davranış yine de onların merhametini azaltmadı. Ancak değinilmesini beklediğim ve hiç dokunulmamış bir nokta var: Ülkeye gelen diğer erkeklere gerçekte ne oldu? Kadınlat gerçekten onları katletti mi? Maalesef cevabı yok. Bilinçli olup olmadığını dönemin bilimsel gelişmişliği açısından kestiremediğim bir nokta var ki o da eril düzende köpekler, eril hayvanlar, dişil düzende kediler, dişil