Sobanın üzerinde tıkırdayan döküm çaydanlıktan bir bardak çay doldurup masanın başına geçti çünkü bunca yıl Tahir Efendi'nin gözü gibi baktığı bu anıları emanet bilip, yeniden yazmaya karar vermişti. Hem artık yalnızca dedesinin anılarını değil kendi hatıralarını da yazmaya başlamıştı. Biliyordu ki şimdi anda yaşamayı bile başaramayan insanoğlunu öldüğünde dahi yaşatmaya devam ettiren hatıralara ihtiyaç vardı. Bu yüzden bu anıları daha çok insanla paylaşmak gayesiyle okudukları ve dedesinden dinledikleriyle bu hatıraları hikâyeleştirmeye başladı İbrahim...
ben değil sensin
kendimden kopardığım,
intihar değil bu intihaldi
ve düşlerden temellük edilmişse de gözlerin
her hâlükârda uğrayacaktı nefsin uğradığı sona,
fakat kim söyleyecekti bunu sana
kestane rengi saçına çıbanların ekildiğini
Yazar bir bakıma ressamdır. Kimi ressam tablonun en son halini baştan zihninde oturtmuş, her şey bittikten sonra resme başlamışdır. Kimi ressam ise içinde bulunduğu halin ve şuur seviyesinin kendini yönlendirmesine izin vermiş olarak resme başlamıştır. Birinde biten bir şey yeniden başlatılır, diğerinde bitmemiş bir şeye ilk adım atılır. İlkinde tedai başlanmadan evvel ressamı bir yere sürüklemiş yahut ressam onu sürüklemiştir, ikincisinde ise tedai resmetmenin merkezinde görünmekte, baskın çıkarak yönlendirici mevkiine erişmektedir.
Sayfa 25 - Fatih Tekin / akılla kalp arasında·Kitabı okudu
"...Sündürülmüş bakışların bir anlamı,
Suda bir taş gibi sektirdik üç kere,
Hep üç kere ve yan yana,
Söylenmeyen şeylerin göz bebeği,
Kapkara ve soyut, o noktayı."
Gözlerini düşürme hiç boşluğa ve noktadan tefekkür edin. O vakit ayinen sana şunları çağırsın.
"Eşref-i mahlukat diyedir nâmın,
Râcîsin,
Ve gözlerini kendine sakladın,
Çehrendeki ay bile gönlünün şûh aynası,
Ya bu sâkıt noktalar hangi gözün damlası?"