Gözlerimi fal taşı gibi açık tutmaya, kulak vermemeye çalışıyordum
ama Babette d'Interlaken geceleri rüyama giriyordu. Yarı uyur halimde,
sarı saçları omuzlarına dökülen o iblisin görünümünü zihnimden silmeye
uğraşıyordum; o şeytani ve mis kokulu cinin omuzları elbette çıplaktı,
göğsü inançsız ve günahkâr bir yırtıcı hayvanın kösnüllüğüyle inip
kalkıyorken, bir ilham modeli olarak onu arzuluyordum – daha doğrusu,
ona parmaklarımla dokunma hissi bile bende onun gibi olma arzusu
uyandırıyordu: Pasaport numaralarını değiştiren, karşı cinsten
kurbanlarını yok eden her şeye muktedir bir ajan olmalıydım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ne diyebilirim ki sana, varlığın sırları saklı senden, benden; bir düğüm ki ne sen çözebilirsin,ne ben. Bizimki perde arkasından dedikodu; bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.
Ve zaten aşkı sadece yalanın ateşlediği ve sadece ıstıraplarımızın bize acı çektiren kişi tarafından dindirildiğini görmek ihtiyacımızdan ibaret olduğu bir dünyada nasıl olur da yaşamaya cesaret edebilir, kendimizi ölümden sakınmak için kılımızı kıpırdatabiliriz ki?
Gözlerini yummak ve bilincini yitirmek suretiyle Albertine, onu tanıdığım günden beri beni hayal kırıklığına uğratan farklı insanlık hâllerinden bir bir sıyrılmış olurdu. Yaşamı; bitkilerin, ağaçların bilinçdışı yaşamına indirgenmiş olurdu; benimkinden daha farklı olsa, bana daha garip gelse de çok daha bana ait bir yaşamdı bu.