Gölgeler ve Hayaller Şehrinde

8,3/10  (7 Oy) · 
12 okunma  · 
1 beğeni  · 
681 gösterim
Buraya ait olamamaktan yoruldum. Ama gidemiyorum da... Paris'e de ait değilim çünkü. Charles, Marcel, Evelyn, Margaret, hepsi başka bir yere ait olmanın güveniyle istedikleri yere gidebiliyorlar. Gittikleri yerde de durmayacaklar belli ki. Ben onlara benzesem de onlardan biri değilim. Acı bir tecrübe. Hayaletlerin niçin kimi binalarda hapis kaldığını şimdi anladım. Ben ve benim gibiler bu şehrin hayaletleri. Melez mahluklar. Onlarsa seyyah. Çoktan bitmiş bir hikâyeyi tekrar yaşamak isteyen eğlence düşkünleri. Onlara boşuna kızdım Alex. Ateşe verdim her yeri. Öfkem kendimeydi, biliyorum. Hiçbir yer yok benim için. Onları kıskanıyorum. Kendinden emin insanları. Herkesin bir evi, bir toprağı var. Ben gökyüzünde uçan kimsesiz bir tohumum. Bütün rahimler ölü benim için.

Meşrutiyetin ilanından sonra bir Fransız gazetesi Türkiye'de olup bitenleri ilk kaynaktan öğrenmek için İstanbul'a muhabir göndermeye karar verir. Türk asıllı bir Fransız gazeteci bu işe talip olur ve köklerinin bulunduğu şehre, İstanbul'a doğru yola çıkar.

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Osmanlı'nın bu çalkantılı dönemindeki toplumsal histerinin romanı. Yabancı kaldığı ülkesinde olan biteni yabancılara rapor eden bir Türk'ün, bir yandan Osmanlı toplumunun akıl tutulmasını gözlemlerken bir yandan da kendi geçmişiyle yüzleşmesinin hikâyesi.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2014
  • Sayfa Sayısı:
    304
  • ISBN:
    9789750721564
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Mehtappp 
11 Ağu 2015, Kitabı okudu, 9/10 puan

Roman, yarı Türk yarı İtalyan ana karakterimiz Fuat'ın haber yapmak amacıyla Osmanlı'ya gelişini ve iki kültür arasındaki gelgitler sonucu kendini bulmasını anlatıyor.Yazarımız bu süreci Fuat'ın arkadaşı Alex'e yazdığı mektuplarla anlatıyor.

Yazarın okuduğum ilk romanı ve kitabın tarzını, sürükleyiciliğini çok beğendim. Beklentimin üstünde bir romandı.

Ahmet Özaysın 
25 Ağu 13:47, Kitabı okudu, 7/10 puan

Daha evvel Murat Gülsoy’un Bu Kitabı Çalın adlı öykü kitabını değerlendirmiştim burada. Aynı yazarın Gölgeler ve Hayaller Şehrinde adlı romanından bahsetmek istiyorum bugün. Yazarın bu kitabı da bir kitapsever olarak beni fazlasıyla memnun etti.
Aslında kitabın ele aldığı konu edebiyatımızda çok işlenmiş bir konu. Doğu-batı ikilemi, kültürel sıkışmışlık. Tanzimat’tan beri edebiyatımızda işlenegelen bu mesele çok sık ele alındığından bir yazar için risk oluşturuyor. Çünkü tekrara düşmek ya da ötekilere çok benzer bir eser vermek yazar adına olumsuz bir durum teşkil ediyor. Ancak Gülsoy’un, konuyu işleyişi gerek anlatım, gerek şekil gerekse de karakter itibariyle bariz farklılıklar gösteriyor. Bu anlamda özgün bir eser söz konusu.
Kitap baştan sona ana karakterin yakın arkadaşına yazdığı mektuplardan meydana geliyor. Edebiyatımızda sık rastladığımız bir durum değil. Romanın akıcılığı ve bütünlüğü anlamında da bu tercih bir dezavantaj bana göre. Ama yazar ana karakter Fuat’ın iç dünyasını, psikolojik profilini çok başarılı yansıtmış. Bu mektup geçişlerindeki o dezavantajı büyük ölçüde yok etmiş.
Bunun yanı sıra olayların geçtiği dönem, yani 1908-1909 yılları, İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu için fazlasıyla karmaşık ve buhranlı bir zaman dilimi. Bu dönemin atmosferinin romana iyi yansıtılması da kitabı okunur kılan önemli etkenlerden biri olmuş. Osmanlının son dönemleri, Meşrutiyet, İttihat ve Terakki yönetimi tarih sever biri olarak en çok merak ettiğim ve araştırdığım konulardan olduğu için kitap benim için daha zevkli bir hale geldi.
Kitabın kahramanı Fuat’ın Türk baba ve Fransız bir anneden doğmuş biri olması doğu-batı çatışmasını melez bir karakter üzerinden görmemizi sağlıyor. Hem Türkçeye hem de Fransızcaya hâkim bir gencin iki dünya arasında gidiş gelişlerine tanıklık ediyoruz.
Kitabın konusunu uzun uzun anlatmak istemiyorum. Ama Fuat Cousson karakterinden biraz bahsedeyim. İstanbul’da doğup sekiz dokuz yaşlarına kadar burada yaşamış daha sonra annesi ve kız kardeşi ile Paris’e göç etmiş ve orada büyümüş bir insan. Babası zengin ve kültürlü bir adam. Babası aynı zamanda dönemin tarihi karakterlerinden biri Beşir Fuat. Annesi ise Beşir Fuat’ın metresi olan bir aktris. Çocukları olduğu için metresinin de masraflarını karşılayan Beşir Fuat oğlu dünyaya gelmeden ölür. Küçük Fuat ise daha hayata bir bebekken bile yenik ve şansız başlar. Fransa’da büyür. Bir gazetecidir. Çalıştığı gazete tarafından yanında bir fotoğrafçı ile birlikte 1908’de İstanbul’a gönderilir.
Bu İstanbul yolculuğu Fuat için kendinden kaçıştır. Aynı zamanda da kendini bulma yolculuğudur. Zaten roman da bu gemi yolculuğu ile başlar. Romanın bir kısmı gemide bir kısmı da İstanbul’da geçer. İstanbul’da hem geçmişiyle yüzleşir hem de hasta adam Osmanlının can çekişmelerine çok yakından şahit olur.
Yolculuk ile başlayan romanları hep sevmişimdir. Roman hayatımızdan bir kesit, her hayat da kendi içinde bir yolculuk olduğundan olsa gerek başkarakterin hem coğrafi hem de içsel yolculuğunun anlatıldığı romanlar bana bir başka güzel geliyor. Fuat inançsız biri. Aslında neye inanacağını bilemeyen biri. Ne Müslüman, ne Hristiyan. Ateist de değil, agnostik falan da değil. Hepsinden bir parça var onda. Batının değerlerini benimseyen, rasyonel bir kişilik olsa da içinde kuvvetli bir doğulu damarı da vardır. Onun, bu bir çeşit çift karakterli yapısı yazarın oryantalist anlatımıyla sunuluyor. Kitaptaki Sabahattin Bey, Charles ve Marcel karakterleri ile de bu oryantalist doku ustaca işlenmiş.
Fuat’ın geçmişten çok şey hatırlayabildiğini söylediğinde arkadaşının ona verdiği cevap kitaba adını veren hayaller ve gölgeler metaforunu genel anlamda özetliyor gibi:
“O zaman çok yazık. Çünkü gerçeğiyle karşılaştığımızda hafızamızda yer eden hatıralar maalesef hep sukutuhayale sürükler bizi. O hatıralardaki güzellikler ya solmuş olur ya da … hakikatin hafızamızdakinden çok daha küçük, biçimsiz veya çirkin olduğunu keşfederiz.” (S. 64)
Doğulu kimliğini barbar ve gerici olarak niteleyip bundan utansa da bazen de doğu ve İslam âlemine son derece sıcak bakar ve sahiplenir:
“İbadethanelerini görsen Alex, o kadar sade ve sakin yerler ki. İnsan hakikaten huzur bulabiliyor. Bizim Katoliklerin kiliselerindeki o acı, dehşet, korku, gözyaşı burada yok. Camide ibadet eden insanlar bütün bedenleriyle büyük yaratıcıya kendini teslim ediyorlar.” (S. 100)
Kimi yerlerde arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalarda savunmaya geçer, çok eşlilik ve harem gibi konularda onları doğru bir şekilde bilgilendirir.
Kitapta Prens Sabahattin, Beşir Fuat, Mazhar Osman, Ahmet Mithat gibi tarihi figürler de var. Ama bu figürlerden bir tanesi olan II. Abdülhamit romanda kritik bir rol üstleniyor. Fuat ve babası ile Abdülhamit ve tebaası arasında güç, korku, sevgi üçgeninde sıra dışı bir bağlantı daha doğrusu bir benzerlik kuruluyor. Bu da romana çok katmanlı bir görüntü veriyor. Mektuplarında sık sık rüyalarından bahsediyor. Bu rüyalar aracılığıyla karmaşık ruh hali çok güzel anlatılıyor.
Fuat’ı en çok yaralayan şeylerden biri ise aidiyet duygusu. Kendisini hiçbir yere hiçbir kimseye ait hissetmiyor, hissedemiyor. Dışlanmışlık ve kimliksizlik gittiği hiçbir yerde yakasını bırakmıyor. Ailesinde irsi bir delilik olduğunu ve babasının intihar ettiğini öğrenmesi ise onu iyice içinden çıkılamaz bir bunalıma sokuyor. Dengesini yavaş yavaş yitiriyor. Bir de bu ruh halinin üstüne İstanbul’un hepten kaynar bir kazana dönmesi Fuat’ı tümüyle bitiriyor. Çünkü İttihat ve Terakki ile gelen büyük umutlar, beklentiler bir balon misali uçup gidiyor. Sonunda Fuat dervişane bir kayıtsızlıkla ebedi bir suskunluğun içine kendini hapsediyor.
Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, doğu-batı ikilemini melez bir karakter üzerinden sıra dışı bir üslup ve anlatımla işleyen, günümüzde hala devam eden (ve muhtemelen yıllarca da devam edecek olan) bu kültürel çatışma ve bunalımlara farklı bir pencereden bakan, tarih seven okurlar için tatmin edici bir atmosfer sunan okunası bir roman.
http://www.kitapvedusunce.com

Kitaptan 3 Alıntı

"Onları kıskanıyorum. Kendinden emin insanları. Herkesin bir evi, bir toprağı var. Ben gökyüzünde uçan kimsesiz bir tohumum. Bütün rahimler ölü benim için."

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat GülsoyGölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy

“İbadethanelerini görsen Alex, o kadar sade ve sakin yerler ki. İnsan hakikaten huzur bulabiliyor. Bizim Katoliklerin kiliselerindeki o acı, dehşet, korku, gözyaşı burada yok. Camide ibadet eden insanlar bütün bedenleriyle büyük yaratıcıya kendini teslim ediyorlar.”

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy (Sayfa 100)Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy (Sayfa 100)

“O zaman çok yazık. Çünkü gerçeğiyle karşılaştığımızda hafızamızda yer eden hatıralar maalesef hep sukutuhayale sürükler bizi. O hatıralardaki güzellikler ya solmuş olur ya da … hakikatin hafızamızdakinden çok daha küçük, biçimsiz veya çirkin olduğunu keşfederiz.”

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy (Sayfa 64)Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Murat Gülsoy (Sayfa 64)

Kitapla ilgili 3 Haber




Burası çok ıssız