İki Şehrin Hikâyesi

8,4/10  (428 Oy) · 
1.769 okunma  · 
365 beğeni  · 
18.492 gösterim
Dünya edebiyatının en önemli klasik yapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en hareketli anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenir. Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihî romanı" olarak, yazarın kendisinin ise "Yazdığım en iyi hikâye" diye tanımladıkları yapıt, Fransız Devrimi ile Terör Dönemi kargaşasında yaşamak zorunda kalan bir grup insanın özel yaşamlarını aktarırken, dönemin acımasız toplumsal koşullarını da irdeler.

Hapsedildiği Bastille zindanından kurtarılan Doktor Manette ile iş işten geçmeden İngiltere'ye göndermiş olduğu kızının on sekiz yıl sonra buluşmaları ve Londra'da yeni bir yaşam kurmaları; sevgi, dostluk, özveriyle örülmüş bu yaşamın Paris'te gelişen devrim dalgasının haberleriyle gölgelenişi, iki şehri yansıtıyor okuyucuya. Paris'teki karanlık günlerin karşısında Londra'daki aydınlık ve dingin günler yer alıyor. Ancak her iki şehir de karanlığın içinde umudu, aydınlığın içinde hüznü taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2012
  • Sayfa Sayısı:
    464
  • ISBN:
    9789750713392
  • Orijinal Adı:
    A Tale Of Two Cities
  • Çeviri:
    Meram Arvas
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Elif Kimya Salt 
 22 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.

Dara 
06 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Arkadaşlar bu kitabı okuyun, okuyun, ben de bir kez daha okuyacağım.
1789 Fransız İhtilali, halkın yıllarca boyun eğdiği kralın kafasını alıp sokaklarda dolaşması, soylu sınıfının düşüşü, giyotinin masum canları bile acımasızca götürüşü, 1.Cumhuriyet'in ilanı, halkın kana susamışlığı ve intikam...
İntikam çok daha ağır basıyor. Zamanında soylu sınıfının geniş kısmının zerre değer vermediği aşağı tabaka dizginleri ele alıyor ve döktükleri her damla kanın fazlasını istiyor. Yıllarca açlıkla mücadele eden, köle durumuna düşüren sisteme karşı çıkan halk, cahilliği yüzünden sesi en çok çıkanı destekliyor, mahkemeler artık kim daha çok zenginse değil, kim daha çok bağırıyorsa onu haklı çıkarıyor. Halk cahil, o yüzden suçsuz insanlar da giyotine gönderiliyor, ama halkı cahil bırakan da onu açlığa terk eden de kralın soytarıları ve kral, kendi idamlarında kendi parmakları var.
Roman, masum olmasına rağmen, ailesinden kalan soylu ünvanı yüzünden idama mahkum edilen, ilkinde haklı bulunan ama intikam için tekrar mahkemeye çıkarılan Charles Darnay, ona tıpatıp benzeyen, hayatın sillesini yemiş, oldukça zeki, hak etmediğini düşündüğü duyguları yoksayan, bunun içindir ki duygusuz sanılan Sydey Carton üzerine kurulmuş. Bu iki gencin sevdiği masum bir genç kız da hikayeyi tamamlıyor.
Kitabın sonlarına doğru Sydney Carton'un tavrı, hüznü hala aklımda, onu unutamam.
Kitap olağanüstü, ilk elli sayfa konuya girmeye zorlanabilirsiniz ama devam etmeye değer. Charles Dickens beni derinden etkiledi, ne desem az gibi geliyor. O yüzden topu size bırakıyorum :)

Sinan Tütüncüler 
 04 Oca 00:18 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 8/10 puan

Fransız Devrimi, Aydınlanma düşüncesi, kuldan yurttaşa geçiş, ulus devlet ve seküler bir yaşam kültürünün oluşması açısından insanlık tarihinin önemli bir aşamasıdır. Fransız devrimi her ne kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlik sloganı ile anılsa da, esas simgesinin kan olduğu söylenir. Devrimin kan dökülerek yapılabilir olduğu ve devrimin kendi evlatlarını da yediği birer klişe olarak kabul edilse de, “İki Şehrin Hikayesi” bu klişe perdesini yıkıp, bizi Fransız Devrimindeki bu gerçekle yüzleştiriyor. O kadar insan ölüyor ki, neredeyse kitabın sayfalarından kan damlıyor. Ama bu yanıyla kitap bizlere devrim kavramını da sorgulatıyor.

1859 yılında tefrika edilmeye başlanan roman, yazıldığı yıldan yaklaşık 75 yıl öncesini anlatıyor. Kitabı okumadan önce, 18. Yüzyılda Londra ve Paris şehirlerinin toplumsal ve siyasi karşılaştırması konusunda geniş bir gözlemle karşılaşacağımı düşünürken, toplumsal detaylar, dar bir çevrenin hikayesinin arkasında fazla silik bir gölgeye dönüşmüş.

İki şehir arasında geçiş yapan ve aslen Fransız iken İngiltere’de yaşayan karakterlerin (Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi Charles Darnay) etrafında dönen roman, aslen İngiliz olan ama ana karakterlerin etrafında devrim sonrası Fransa’ya geçmek zorunda kalan yan karakterlerle (banka görevlisi Mr. Lorry, Avukat Sydney Carton, banka koruma görevlisi Mr. Chuncher, evin dadısı Mrs. Pross) besleniyor.

“İki Şehrin Hikâyesi”nin, olayın örgüsünün, karakterlerin derinliğinden daha güçlü olduğu bir roman türü olduğunu söyleyebiliriz. Gizemli bir Paris seyahati ve orada bir şaraphane ziyareti ile başlayan ve gizemli bir ismin Londra’ya götürülmesi ile hızlanan roman, bir anda bizi Londra’da bir mahkeme salonuna taşıyor.

Mahkemedeki dava ve karakterler, romanın kilit noktasını oluşturuyor. Roman bize, mahkeme sonrası bir aşk hikâyesi ile rutinine geçiş yaptığımızı düşündürüyor. Londra’daki bu mutluluk tablosu esnasında, romanda ara ara, Fransa’ya geçiş yapıp, kırsalda bir aristokratın gizemli ölümü ile Paris sokaklarındaki ajan ve devrimcilerin gizemli koşuşturmasına tanıklık ediyoruz. Romanın en çarpıcı sahneleri ise, Paris’te yaşanan devrim ve sonrasında aristokratlara yönelik büyük nefret ve şiddetle ortaya çıkıyor. Charles Dickens’in roman boyunca parça parça kesip, biriktirdiği kumaş parçaları yavaş yavaş birleşip, göz çarpıcı bir kostüme dönüşüyor.

Her ne kadar gölgede kaldığını düşünsem de, Paris ve Londra’nın toplumsal dokularının benzerliği veya farklılıklarına dair gözlemler göze çarpıyor. 18. Yüzyılda şiddetin, ya da toplumların linç veya kan görme histerisinin nasıl doruk yaptığını kolaylıkla fark ediyoruz. Londra’daki davada da, devrim sonrası Paris’teki davalarda da, toplumun davalara nasıl müdahil olduğu ama bu müdahilliğin aslında bir kitlesel lince dönüştüğünü görmek mümkün. Bunda ortaçağın karanlık döneminin etkisi olduğu kadar, burjuva devrimi öncesi toplumlarda yaşanan ekonomik dönüşüm ve beraberinde getirdiği krizin de etkili olduğunu düşünebiliriz. Ama roman bize bu konuda ipucu vermiyor.

Ancak bu benzerliğe karşın, monarşiden burjuva demokrasilerine geçiş dönemlerinde, Fransa bu dönüşümü kanlı bir devrimle yaparken, İngiltere’nin bu süreci daha yumuşak bir geçişle ve keskin hatları olmayan dönüşümle yaşamasının cevabı da bu romanda yok. Bir İngiliz olan Charles Dickens’in, romanda sanki bunu İngilizlerin centilmenliğine bağladığını düşündürten nüanslar var. Örneğin son sahnelerden birisi olan, Mrs Pross ile Mrs. Defarge’nin kozlarını paylaştıkları sahnede, Dickens, tüm kitap boyunca sergilediği İngiliz ve Fransız toplumlarını bu iki karakter nezdinde hesaplaştırıyor. Ve galip gelen İngiliz oluyor. Bu sanki İngiliz sisteminin, Fransız sitemine üstünlüğüne dair bir simgesel çatışmaya denk gelen bir sahneye dönüşüyor.

Kitabın en önemli etkilerinden birisi, Fransız Devrimini sorgulamamıza neden olması. Akan kanın miktarı, basit anlamda bir iktidarı devralmanın çok ötesine geçiyor ve devrim sonrasının şiddeti, hemen hemen neredeyse devrim öncesini aratmıyor. Cumhuriyetin içeriğinden çok slogan olarak ön plana çıkması ise, belki de 20. Yüzyılda ulus devletlerin gireceği krizi, bize o günlerden işaret ediyor.

2016’da okuduğum bir klasiğin daha İngiliz Edebiyatına denk gelmesi rastlantı olsa da, 2017’de okuma listeme klasikleri ekleme hususunda beni bir kere daha teşvik eden bir eser oldu.

bu kitabı ikinci kez okudum.
1775 yılının Kasım ayının dondurucu bir gecesinde eski ve saygı duyulan Tellson bankasının temsilcisi Mr.Jervis Lorry, bir posta arabasıyla Dover şehrine gider.Orada son günler, Londradan geri dönmesi için ülkesine çağrılan Lucie Manette adında güzel bir Fransız ile buluşacaktır. Birlikte Parise giderler. Manette nin babası, Dr.Manette,Defargelerin meyhanesinin üstündeki küçük bir tavan arasında gizlenmektedir. Dr.Manette Bastille hapishanesindeki bir hücrede tek başına 18 yıl hapis tutulmuştur. Şimdi, ruhsal dengesi bozulduğundan İngiltereye mülteci olarak götürülecektir. Lorry ve Luci Manettenin Paris gezisine Tellson bankasının Jerry Cruncher adında sadık,garip görünüşlü bir hizmetkârı da eşlik eder.
Defargelerin meyhanesi, Paristeki ihtilalcilerin merkezidir. Eski rejimin baş düşmanı olan Defargeler tavan arasını Dr.Manetteye vermişler ve Dr.Manette de hergün geçmişini hatırlamaya çalışmıştır. Bu arada Bn.Defarge ihtilâl geldiği zaman ortadan kaldırılmasını istediği bütün aristokratların adlarını içeren garip bir atkı örmektedir.
En zevkli tarafı ise giyotinin gebermesiydi tavsiye ederim saygılarımla. :)

kitap hakkında yorum yapma fikrini ne çok beğenmişim yorumların vesile olup bu kitabı erteletmeden okumamdan anladım. Fransız ihtilali hakkında bilgi sahibi olmak istedim ayrıca ekmek yoksa pasta yiyin diyen Marie Antoinette den daha ağır bir fransız ihtilali meşhur sözü yani açlıktan ölen halkına ot yiyin diyen joseph faulon'u öğrenmiş oldum. http://en.wikipedia.org/...Foullon_de_Dou%C3%A9 evet olaylar birbirine gerçekten şahane bağlantılı ;)

Eren BİÇER 
28 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 29 günde · 8/10 puan

Paris; bunalımlar şehri, ihtilale gebe yoksulluktan bunalmış bir şehir.
Londra; huzurun, paranın, saygınlığın bulunduğu güvenli liman.
Bu iki şehir arasında hayatları geçen üç önemli karakter: Doktor Manette, kızı Lucie Manette ve Lucie'nin aşkı Charles Darnay.
Fransız İhtilali'nin yıkıcılığını anlatan, ihtilal adı altında yok edilen hayatların dile getirildiği bir eser.
Kitap oldukça sürükleyi ve kahramanlar insanı gerçekten şaşırtıyor. Özellikle yardımcı kahraman Sydney Carton'ın kitabın sonlarına doğru üstlendiği rol okuru gerçekten üzüyor.

SlmbnKüçükStajer 
29 Tem 2016 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Aslında okuması güzel bir kitap başta insan sıkılıyor ama okudukça okuyası geliyorr. Konuları önemli gelişmeler sağlıcak sizde okumanızı tavsiye ederimederim. Ne kadar anlatsamda anlatılmaz yaşanılır bi kitap deriz ya iste öyleydi. :)

nazey 
27 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap, klasiklerden olsada sürükleyici. Kitabı kitle psikolojisi okuduktan sonra okuduğumdan Le Bon ve Freudun kitle psikolojisinde değindiği bir çok konuda örnek içeriyor. Bir kere Fransız İhtilalinin derslerde anlatıldığı gibi gökten düşmeğini gösteriyor. Grubun bir akıma kapıldığında mantığını yitirdiği, sonucun iyi bile olsa masum kişilerin harcandığını gösteriyor. İntikam insanın ruhuna işlediği ve kötülüğü nr kadar ilerlettiğini de gösteriyor.

Esra Soylu 
20 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tek kelime ile muhteşem bir kitap. Uzun zamandır kitaplığımın bir köşesinde duruyordu. Sonunda okumaya karar verdim.
Yazar Fransız ihtilalinin bambaşka bir yüzünü gösteriyor bize. Fransız ihtilalinin aslında tarih kitaplarında okuduğumuz gibi değilde tam bir vahşet olduğunu görüyoruz burada.
Kısaca özetlemek gerekirse; Halkın soylulara beslediği kin hergün daha da artar ve en sonunda büyük bir patlak verir ve Halk hergün yüzlerce soyluyu idam etmeye , parçalayarak öldürmeye başlar.
Bu olayların içinde 2 aşık fransızın - biri soylu - yaşadığı muhteşem aşkı konu alıyor. İlk başlarda sıkıcı gelsede sonradan elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Okumanız dileğiyle. :))

tülay abaza 
15 Oca 14:43 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İyilik ve kötülüğün belirgin, net ve gerçekçi anlatımı. Zıt duyguların bu kadar harika bir biçimde ele alınması muhteşem gerçekten. Sevgi, dostluk duyguları içinizi ısıtırken intikam, açlık, nefret, kibir ve ikiyüzlülüğü okudukça insanlık kavramını tekrar sorgulayacaksınız.

Kitaptan 153 Alıntı

Elif Kimya Salt 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için derin bir sır ve gizemdir

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 18)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 18)
Elif Kimya Salt 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Dünya üzerindeki erkekler, cennette hep yaz mevsiminin yaşandığı günlerden, günümüzün günahkar diyarlarındaki kış günlerine kadar daima aynı yolda bir kadının aşkına uzanan yolda ilerlemiştir.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 164)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 164)
Sadettin TANIK 
31 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickensİki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens

Evet bu böyle, Charles... İnsanlar bazen karşılarındakine kalben uzak oldukları için anlamakta güçlük çekerler. Bazen her ne kadar karşımızdakine yakın olsak bile

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 85)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 85)
Sadettin TANIK 
02 Oca 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Çocukluğundan beri, kızgın kumların üzerine çıplak ayakla basmanın ne anlama geldiğini biliyordu.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickensİki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens
Buket 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Cumhuriyet her şeyden üstündür ve halkın çıkarları her şeyden önemlidir.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 260 - Güçlü Yayımcılık)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 260 - Güçlü Yayımcılık)

İnsan resimden anlamayan birinin tabloları eleştirmesine kızmaz veya müzikten hoşlanmayan birinin eleştirileri onu alakadar etmez.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 89)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 89)
Buket 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ve giyotin hâlâ doymamıştı, giyotin kana hâlâ öylesi açtı.

İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 243 - Güçlü Yayımcılık)İki Şehrin Hikâyesi, Charles Dickens (Sayfa 243 - Güçlü Yayımcılık)

Kitapla ilgili 3 Haber

Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar
Dünya Çapında En Çok Okunan Kitaplar Dünyada bugüne kadar birçok kitap yayımlandı. Bunlardan birçoğu filme uyarlandı, tiyatro oyunu olarak sahnelendi ya da çeşitli ürünlere çevrilerek edebiyatseverlere sunuldu. Bizde en çok tercih edilen 20 kitaptan oluşan bir liste hazırladık…
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi
Edebiyat Tarihinin En İyi 100 Giriş Cümlesi Bazı romanları elimize aldığımızda, daha kapağını açtığımız anda, ilk cümleleri okurken biri sarıp sarmalamaya başlar. Bazılarında ise 50. sayfaya geldiğimiz halde okumakta zorlanırız. Özellikle sıradışı girişler bizi daha çok etkisi altına alır. Ve elbette romanı okuyup tamamadıktan sonra ilk sayfaya dönme isteği uyandıran romanlar.