ve alınteri kana bulanır...
...İşçilerle denizerleri arasındaki çatışma büyüyordu. Sesler, giderek bölge binasına yaklaştı. Akif Dicle ve içlerinde Gültekin Yandımata'nın da bulunduğu birkaç maden mühendisi idare binasını terk ederek Kozlu'nun 300 metre dışındaki dispansere sığındılar. Denizerlerinin havaya sıktıkları silahların sesi buraya kadar geliyordu. İşçiler ise bağıra çağıra ilerliyordu. Ön saflarda olanlar ise, henüz işçilere ateş etmeyen askerlerle göğüs göğüse çarpışmaktaydı. Bazı işçilerin denizerlerinin silahlarını almaya çalıştıkları görülüyordu. Ve birdenbire silah sesleri durdu, işçiler de bağırmıyordu artık. Hızı kesilen kitle, hantal bir gövde gibi ağır ağır toparlandı. Askerlerin önünde iki işçinin bedeni yatıyordu. Mehmet Çavdar ve Satılmış Tepe'ydi bunlar. Çavdar, hemen oracıkta ölmüştü. Tepe ise ağır yaralıydı; hastaneye kaldırılırken o da ölecekti. Yaralanan epey de işçi vardı. İşçilerin bir kısmı geri çekilmeye başladı. Yola doğru ilerlediler. Diğerleri ise Satılmış ve Mehmet'in düştüğü yerden ayrılmadı. Sessizce bekleşiyorlardı. Saat 02.00'yi çeyrek geçiyordu. Bekleşenler, gözyaşlarını içlerine akıtmadılar. Kasketleri ellerindeydi. Hava da oldukça soğuktu ama terliyorlardı. Yangın yerine dönen içlerini tenlerine değen ayaz bile dindiremiyordu. Nasıl bir dünyaydı bu. Silahlarla, mermilerle gelmişlerdi üstlerine. Üç beş kuruş için, grizusuz, göçüksüz bir hayat için, çocuklarının ekmeği için, karılarına basma bir entari alabilmek için, ciğerleri kömür karasına bulanmadan rahat ve huzurlu, insan gibi ölebilmek için bağırmışlardı. Önce geçip karşılarına, "sizi kandırıyorlar" demişler sonra da kan dökmüşlerdi. Şimdiye kadar ses çıkarmamaları, her şeyi sineye çekmeleri için yaptıkları binbir dalavereyle kandırmamışlar mıydı onları da, greve çıkınca kışkırtılmış oluyorlardı.
8 EKIM 1980, SAAT 02.00, NECDET ADALI ASILDI
Necdet Adalı dini telkin istemedi. Idam gömleğini giydirdiklerinde ailesine mektup yazmak istedi. Mektubu bitirdikten sonra üzerine suçu ve kararı yazan bir yafta asıldı. Çelik masa, masanın üzerinde de bir sandalye koymuşlardı. Yürüdü. Kendi kendini infaz etti.
Sayfa 620 - İmge
Tarih
Reklam
Saat 0:00 Sigara yok. Sende yoksun, gece çok sessiz. Saat 0:02 Sigarayı buldum. Sen olmasan da olur.
Oda Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Şimdi bu 1975 yılının Ocak ayının ortalarıydı. Telefon çaldığında saat 02.00 civarıydı. Alican Karakol Komutanı: "Komutanım, köprüde nöbet tutan bir Rus askeri bize iltica etti." "Ruslar fark etti mi?" "Henüz hayır." "Hemen geliyorum." Karakola gider gitmez, doğruca köprüye koştum. Bir fevkaladelik yoktu. Karakola girdim. Askerlerin yemekhanesinde Rus üniformalı bir genç sandalyede oturuyor, endişeli gözlerle kendisine verilen sigarayı içiyordu. 18-20 yaşlarında, beyaz tenli, sarışın ve mavi gözlüydü. Durumu yaşayan köprü nöbetçisi askeri çağırdım: "Nasıl oldu?" "Ben kırmızı çizgiye yakın bir yerde dururken, bu da oraya yaklaştı. Cebimden sigara paketini gösterince, vereceğimi sanıp bana yaklaştı, yakasından tuttum, bizim tarafa geçirip karakola götürdüm." Asteğmene: "Bunun iltica ile ne ilgisi var. Oğlanı derdest edip almışız. Bu karşıya resmi olarak teslim edildiğinde her şeyi anlatacak ve öküz altında buzağı arayan SSCB bu işi siyasi olarak da köpürtecektir."
02:00
Saat gecenin ikisine yaklaşıyordu.
Sayfa 302·Kitabı okudu
1000k
Reklam
Reklam