yemen..
islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür..
bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K )
dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer..
zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus..
kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur..
buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır..
peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir..
mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir..
bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir..
yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
türkçükarakterüzerinden, türkçükaraktergözüyleyazılmışbiristiklalharbiromanı..
çoğumuzun Eylül adlı kitabıyla kendisini tanıdığımız, kendisiyle tanıştığımız servet-i fünun döneminin önemli temsilcilerinden olan Mehmet Rauf kitaplarını okuyanların bileceği üzere genelde kitaplarında aşkın farklı türlerine, kadın-erkek arası ilişkilere, kadın-erkek arasındaki ilişkilerin yarattığı hayal kırıklıklarına yer vermiş, yaşadığı dönemin toplumunun sorunlu yanlarını kitaplarına taşımamıştır..
mehmet raufun eserlerine hakim olan yukarıda sayılanlara kendisinin son iki romanında pek rastlanmaz, rastlansa da roman bu yukarıda sayılanlar üzerine oturtularak oluşturulmaz..
bu iki roman; Define ve Halas adlı romanlardır..
1926 yılında vücudunun sağ tarafına felç inen mehmet rauf; sağ kolunu, sağ ayağını ve kısmi olarak dilini dilediğince hareket ettirmekten mahrum kalır.. doktorların kendisine evinde istirahat ederek dinlenmesini tavsiye ettikleri mehmet rauf halas adlı romanını -zaman zaman eşine dikte ettirerek- şubat 1927den nisan 1928e kadar 14 aylık dinlenme süresi içerisinde tamamlar..
mehmet raufu tedavi eden doktorlar kendisini değil sağ kolunu kullanarak yazı yazmak, düşünmekten bile kesinlikle men etmişlerdi. ancak mehmet rauf, doktorların kendisine yönelik bu önerilerini dikkate almamış ve halas adlı romanı kah kendisi yazmış kah eşine dikte ettirmiştir..
mehmet raufun doktorların kendisinin hastalığına yönelik önerilerini dinlememe nedeni halas adlı romanın girişinde söylediği/yazdığı bir cümlenin bir bölümünde kendisini belli eder; 'en hakiki ve en sade manasıyla bir mucize
MustafaKemal'ingeçerkenuğradığıcephe(!), çanakkale ..
okumuş olduğum kitap mehmet niyazinin (yazarın adı mehmet değil, mehmed, farkındayım.. el alışkanlığı sebepli kendisinden yazım boyunca yeri geldiğinde mehmet niyazi şeklinde bahsedeceğim..) yedi yıllık bir çalışma, okuma, sonrası yazdığı bir çanakkale romanı.. kendisi bu romanın ortaya çıkış sürecini şöyle dile getirir; 'aslında benim tarihi olayları yazmak gibi bir niyetim yoktu. 70li yıllarda bir program için almanyaya gitmiştim. yaşlı bir prof. yanıma geldi. 'genç, bu çanakkale savaşını bir daha yapabilir misiniz?' dedi. ben tabi çok şaşırdım, ama 'yapabiliriz.' dedim. almanyaya gittiğim zaman bana hep 'çanakkaleyi anlat.' diyorlardı. ben de onların çanakkale hakkında ne yazdıklarını merak edip kütüphanelerine gittim. almanya kütüphanelerinde çanakkaleyle ilgili 700 küsur kitap buldum. sonra beyazıt devlet kütüphanesine geldim. orada ise çanakkale hakkında o zamanlar sadece 23 kitap vardı. biraz araştırdım, okudum. bir gün beyazıt kütüphanesinde araştırma yaparken, Osman Selim Kocahanoğlu diye biri geldi kütüphaneye. bana orada ne işim olduğunu sordu. 'çanakkale hakkında bir kitap yazmak istiyorum, ama altından kalkabilir miyim bilemiyorum.' dedim. 'çanakkalede ne var, gavurlar bize hücum etti, askerlerimizi görüp çekip gittiler.' dedi. bunu söyleyen de üniversite mezunu biri. 'sen bunu söylüyorsan, bunu yazmak üzerime farz oldu. dedim ve yazmaya başladım. çanakkaleyi ciddiye almıyorlardı. çünkü orada ne olduğunu bilmiyorlardı.'
şimdi de bu düşünceden hareketle yazılmış romanın içeriğine bakalım biraz..
Mehmed Niyazi nin yazdığı Çanakkale Mahşeri adlı kitap çanakkale savaşının başladığı ilk zamandan (kasım 1914) itilaf devletlerinin çekildiği zaman (ocak 1916) aralığını kapsayan bir roman..
bu da haliyle
"O gün hepimiz öldük, sadece bazılarımızı gömdüler."
...
Bir depremzede olarak o günlerin acılarını ve çaresizliklerini okuyarak yeniden yaşadım. Hâlâ öldüğünü bilmediğimiz yakınlarımız, kaybolduğumuz sokaklarımız, dinmeyen gözyaşlarımız var. Uzun söze ne hacet; deprem değil, tedbirsizlik öldürür.
Enkaz 04.17
Makyaj tüyoları, moda çeşitleri ve ünlü kadınların yer aldığı dergide şubat ayı olmasından dolayı aşka da değiniliyor. Kıştan bahara geçişe başlandığı için de bahar modasına dair içerikler var.
Genç Bir Ağır Ceza Hâkiminin Anıları
Herkese iyi geceler diliyorum, sizlere ‘ Genç Bir Ağır Ceza Hakiminin Anıları’ kitabı ile geldim.
- Kitap 3 bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölüm Hakimlik yolu ; Yazarımızın eğitim hayatı, mezuniyeti ve mesleğe başlama serüveninin anlatıldığı bölüm
İkinci bölüm Hakimlik anıları; Kitabın en yoğun, en kapsamlı ve en heyecanlı kısmı bu bölümde çünkü; yazarımızın mesleğini icra ederken şahid olduğu davalar yer almaktadır.
Adli vakaların anlatıldığı bu bölümde; yaşanmış olaylara bizler de eşlik edeceğiz, bazen sanık olacağız, bazen tanık ..
Yazar kurguyu öyle güzel işlemiş ki kitap fazlasıyla dinamikti.
Üçüncü bölüm adliye dışı; yazarımızın mesleği dışındaki hayatını okuyoruz; gezdiği yerlerden edindiği izlenimlerini, 6 Şubat depreminde gönüllü gittiği Malatya’da yaşadıklarını .. okuyacağız .
“”06.02.2023 öncesi arkadaşıma doğum günü sürprizi yapmıştım sırf elektrikler gitti diye 07.02.2023 gününe sözleşmiştik. Lakin arkadaşım her ne kadar ben gibi Silopi’de olmuş olsa da ailesi Kahramanmaraş’taydı.. “” ( benden alıntı) yazarımızın da kitabında buna benzer bir anısını okuyunca ben de kendi anımı anımsadım..
Benzer hayatları farklı yerlerde yaşıyoruz ..
Son olarak dipnotlar; yazarların - şairlerin alıntıları, hukuki terimlerin açıklamaları kitabın okur keyfini pekiştirmesi adına güzel bir detay olmuş.
Yazarımızın kalemi daim, okuru bol olması dileğiyle.
Keyifli okumalar dilerim, kitapla kalın