Bir kişi bir günde 34.024 civarında kelime konuşur. Bu da haftada bir kaç kitaba eşittir ki yılda 12 milyon kelimeden daha fazla.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı
024 Birliği oluşturan yüzlerce gezegenden sadece bir tanesinde insanlar ve yerli canlılar bir arada yaşamayı başarabilmiş. En yakın koloniden nerdeyse 20 ışık uzakta, yalnız, küçük bir cüce gezegen. İnsanlarınızı oraya götüren görev üstesinden gelebildiğimiz en uzun süreli başarı elde etmiş sıçramaydı. Gezegene uzak ihtimal adını verdiler. Uzak ihtimalin yerlileri ağaçlarda yaşayan kafadan bacaklılar. Daldan dala zıplayıp anında renk değiştirerek bitki örtüsüne o kadar etkili bir şekilde uyum sağlarlar ki onları gerçekten sadece kızıl ötesinde görebilirsiniz. Popülasyonları gezegenin tek kıtasının orta dağlık bölgelerinde yoğunlaşmış durumda. Karaya ayak basıldığında bilimsel ve kültürel olarak gelişmişlerdi ancak maddesel olarak tarımın gelişmesinden önceki insanlardan çok daha ileride değillerdi. Bunun tam olarak neden böyle olduğuna dair çok sayıda spekülasyon var. Benim gördüğüm en iyi açıklama insanların mızraklar, evler, uçaklar ve yıldız gemileri geliştirmelerinin tüm sebebinin sıradan hayvanlar olma konusunda berbat olduğumuz açıklaması. Uzak ihtimaldeki yerliler sıradan hayvanlar olma konusunda kötü değillerdi. Çevrelerine tamamen hakimdiler. Ve bunu yapmak için tüfeğe ihtiyaçları yoktu. Karaya ayak basan sömürgecileri görmezden geldiler çünkü kıyıya vardıklarında dağlarından yüzlerce kilometre uzaktaydılar. Koloniciler de onları görmezden geldi çünkü yerliler utangaç, yerleşik ve nerdeyse görünmezdi. Ve karaya çıkıştan sonraki ilk 20 yıl boyunca orda olduklarından haberimiz olmadı. Kayıtlar bu karşılaşmanın neden diğerlerinden bu kadar farklı sonuçlandığı hakkında pek bir şey söylemiyor. Yine de bir teorim var. Sonunda birbirleriyle karşılaştıklarında koloniciler sürekli korkmayı bırakacak kadar iyi yerleşmişlerdi. Zaman, anahtar bu. İhtiyacımız olan tek
Reklam
Tanık Beyanı 024
Ona diğerlerine verdiğim tepkilerden farklı tepki vermeme neden olan bir şey var. İş arkadaşlarımın bana söylediği şey bu muydu? Bir duygu, bağlılık hissi mi? Biliyor musunuz? Onun bir adı var mı? Ona ne diyorsunuz? Bu normal mi? Endişelenmeli miyim?
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Bugün herhangi bir ferdin beşinci batna kadar olan dedelerile ninelerini sayarsanız, kadın erkek otuz iki kişi bulursunuz; fakat onuncu batna kadar çıkarsanız, nisbet değişir ve elde edeceğiniz yekûn tam 1,024 olur! Yirminci batında bir buçuk milyona yaklaşır! Otuzuncu batında bir milyarı geçer! Zamanımızdan otuz batın yukarı çıkarsanız, Milâdın dokuzuncu asrını bulursunuz: Yani dokuzuncu asra kadar olan dedelerinizle ninelerinizin hepsini saymanıza imkân olsa, bir milyardan fazla kadınla erkekten türemiş olduğunuzu anlarsınız! Hele Milâdın birinci senesine kadar çıkacak olursanız, dedelerinizle ninelerinizin yekûnunu toplarken bir kentilyona yaklaşırsınız! Tabiî yeryüzünde nüfus kesafeti (yoğunluğu) hiç bir zaman bu dereceyi bulmamıştır: Böyle olduğu halde rakamların bu kadar büyük çıkması ayni bir şahsın binlerce ve hatta bazan milyonlarca insana dede olması, yani ayni bir ata isminin milyonlarca neseb şeceresinde yer almasıdır!
Sayfa 62 - İstanbul Kitabevi 1966 Baskısı·Kitabı okudu
Jöntürkler dönemi dış borçlar:
Düyu­ nu Umumiye idaresinin, Sevres, sonra da Lozan antlaşma­ larında saptanan verilerine göre, 1 Kasım 1914 tarihinde, Türkiye'nin dış borçları 143.241.757 lira, faizleri ve öden­ memiş borçları 9.024.158 lira idi. Böylelikle savaşın eşiğinde Türkiye'nin tüm dış borç­ ları 152.265.915 lirayı buluyordu. Türk bütçesinin gelir bö­ lümü, genellikle 26-27 milyon lira idi. Buna göre, borçların ve faizlerinin ödenmesi tüm gelirlerin %35-40'mı yutuyor­ du. Kararsızlık göstermeden dış kredi anlaşmaları imza­ layan jön-türkler ülkeyi hızlı adımlarla mali iflasa sürük­ lüyorlardı. Savaştan kısa bir süre önce, 1914 Nisanında, ge­ne Cevat Bey mecliste bütçe görüşmeleri sırasında şunları söylüyordu: "Bize felaket getiren derslerden yararlanma­lı ve eğer yaşamak istiyorsak yabancılara daha fazla baş­ vurmamalıyız. Bundan böyle bütçe açığını kapatmak için dış kredi sağlamanın tarihe karışması gereklidir."
Aynen kardeşim Filistin toprak satmadı :d
Nüfus artışına paralel olarak Yahudilerin toprak mülkiyetinde de aynı dönmde bir genişleme görülmektedir. Yahudilerin elindeki toprak 1925 344.000 dumandan (dönüm) 1927 de 1.024.000 dönüme çıkmıştır. Yahudiler 1914'te Filistin'de 400.000 dönüm toprağa sahipken, 1930'da bu miktar 1.170.000 dönüm olacaktır. 1933 yılı başlarında Almanya'da Nazi (Nasyonal-Sosyalist) Partisi'nin iktidara gelmesi, hem Filistin meselesinde, hem Arapların tutumunda, hem de Yahudilerin ve Siyonistlerin tutumunda bir dönüm noktası teşkil edecektir. Çünkü Nazilerin Yahudi düşmanlığı, Almanya'daki ve komşu ülkelerdeki Yahudilerin kitleler halinde yeni bir göç dalgasına (aliyah) sebep oldu. Almanya, Polonya ve Romanya'daki Yahudiler, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki Rus programlarınkinden daha çetin şartlarla karşılaştılar. Yahudiler gözlerini, Allah'ın kendilerine vadettiği toprağa, arz-ı mevuda (terre promise, promised land), yani Filistin'e çevirdiler. Berlin sokaklarında ürkek ürkek dolaşan Yahudilere Genç Naziler bile "Nach Palestina" yani "Filistin'e" diye bağırmaktaydılar. Bunun üzerine Yahudiler 1933'ten itibaren Filistin'in kapılarını zorlamaya başladılar. Filistin'deki İngiliz yönetimi 1920 ile 1936 arasında Filistin'e 290.000 Yahudi'nin göç etmesine resmen müsaade etmiştir. Bu sayının 164.000'i 1933-36 arasına aittir. 1932'de Filistin'e 9.500 Yahudi göç etmişken, 1934 yılı için bu sayı 42.539'dur. 1935'te göç eden Yahudi miktarı 62.000'dir. 30 Haziran 1938 tarihi itibarıyla Filistin'in nüfusu 1.418.619'dur. Bunun 895.159'u (%63.1) Müslüman yani Arap iken, Yahudi nüfusu 399.808 (%28.2) olmuştur. Bu göçlere paralel olarak Yahudiler. 1932'de 18.895 dönüm toprak satın almışken, 1933'te 36.991 ve 1934'te de 62.114 dönüm toprak satın almışlardır.
Sayfa 51 - Kronik Kitap 7. Baskı·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam