Önemli bir iş zirvesi için biraraya gelen sekiz batılı ülke lideri resimlerini çektirirken 8 x 7 x 6 x 5 x 4 x 3 x 2 x 1 = 40,320 farklı şekilde sıralanabilirler. Neden? Bu 40,320 şekilden kaçında Başkan Reagan ve Başbakan Thatcher yan yana dururlar? Bunu cevaplayabilmek için Reagan ve Thatcher'ın büyük bir çanta içinde olduğunu düşünün. Bu yedi varlık (kalan altı lider ve çanta yine çarpma ilkesi kullanılarak) 7 x 6 x 5 x 4 x 3 x 2 x 1 = 5,040 farklı şekilde sıralanabilir. Daha sonra bu sayı iki ile çar­pılmalıdır. Reagan ve Thatcher çantadan çıkarıldıktan son­ra yan yana konmuş iki liderden hangisinin önce konaca­ğını seçme şansımız vardır. Liderlerin Reagan ve Thatc­her'ın yan yana durabileceği şekilde sıralanması için 10,080 yol vardır. Liderler rastgele sıralansalar, bu iki kişinin yan yana düşme olasılığı 10,080 / 40,320 = 1/4'tür.
[Avrupa Ülkelerinde Kütüphanelerin Çokluğu ve Bu Kütüphanelerin İyi Yönetilmesi Hakkındadır]" Avrupalıların, medeniyet ve ilerlemenin temeli olan bilginin yayılması için gösterdikleri çabaların meyvelerinden biri de, kütüphanelerin çoğalması ve iyi ve düzgün bir sistem vasıtasıyla bu kütüphanelerdeki kitapların okunmasının kolaylaşanmasıdır. Avrupa ülkelerinde bulunan kitap sayısını belirtmek için İtalya'nın Milli Eğitim Bakanı olan Natoli'nin bu hususta 1867 yılında açıkladığı sayılanı beyan edeceğiz: İtalya kütüphanelerinde çoğu dinî kitaplardan oluşan 4.140.281 kitap bulunurken İngiltere kütüphanelerinde 1,771,493 kitap bulunmaktadır. İtalya'da her 100 kişiye 11.7 kitap düşerken İngiltere'de her 100 kişiye 6.9 kitap düşmektedir. Avusturya'da her 100 kişiye 6.9 kitap olmak üzere 2.488.000 kitap, Prusya'da her 100 kişiye 11 kitap olmak üzere 2.040.450 ki- tap, Rusya'da her 100 kişiye 1.3 kitap olmak üzere 852.000 kitap, Belçika'da her 100 kişiye 10,4 kitap olmak üzere 509.100 kitap, Bavyera'da her 100 kişiye 26,1/5 kitap olmak üzere 1.268.500 ki- tap ve Fransa'da her 100 kişiye 11.7 kitap olmak üzere 4.890.000 kitap bulunmaktadır. Bu veriler göstermektedir ki Bavyera, kişi başına düşen kitap sayısı itibarıyla birinci sırada yer alırken Fransa, toplam kitap sayısı bakımından birinci sırada yer almaktadır.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yolda Divanü Lügati't-Türk'ün kâşifi, Diyarbakırlı Ali Emîrî Efendi'yi düşünmüş olmalı: Kadim bir kültür merkezi olan bu şehirde küçük yaşlarda tarihî âbideler üzerindeki yazıları okumaya merak salan, arkadaşları oyun oynarken bir tarafa çekilip kitap okuyan, Diyarbakır'ın beş-altı yüz sene evvel 1.040.000 ciltlik kütüphanesiyle meşhur olduğuna dair pederinden dinlediği hikâyelerle büyüyen, dokuz yaşından itibaren eline geçen paranın hepsini kitaba “hasr u tahsis etmeyi Cenab-ı Hakk ile ahd u misak eyleyen, memuriyeti esnasında hangi vilayete tayin olunsa oranın kütüphane ve sahaflarını ziyaret eden Ali Emîrî için "aşk, saadet ve hayat kitaplarıydı". O kadar ki, bir ara kitâbeleri kayıt altına almak ve değerli elyazmalarını istinsah etmek için eski bir Oğuz şehri olan Cend'e kadar gitmişti.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Tam bir kitap delisi (müsbet manada)
Bende kitab merakı dokuz yaşında hâsıl olmuş dur. Bugün tâm altmış senedir ne gecem gece, ne gündüzüm gündüzdür. Ömrüm kämilen bu merak arkasında koşmuşdur. Şöyle ki Diyarbekr'de bulunan beş yüz-altı yüz sene evvel tamam 1.040.000 (bir milyon kırk bin) cildi hâvî bir kütübhâne bulunduğunu pederim ve akrabalarım bana hikâye ederlerdi. Çocukluk bu ya, böyle milyonluk bir kütübhâne meydana getiremezsem bile, karınca kararınca hiç olmazsa on beş bin-yirmi bin cildlik bir kütübhäne meydana getirebilirim ya, diyerek dokuz yaşından şimdiye kadar -tam altmış sene oluyor- elime ne kadar para geçerse kâmilen kitab almaya hasr ve tahsis etmeye Cenâb-ı Hak ile ahd-ı misâk eyledim. İşte o tarihden beri kitab almaya başladım. Gerek derslerimi ve gerek târîhe dâ'ir kitablarımı gündüzlerden başka gece yarılarına kadar okur ve hatta ba'zı geceler lamba önünde kitâb mütâla'a etmekde olduğum hâlde sabahı bulurdum. Şâyed uykum galebe ederek yatmış olsam gece rüyada dahi kitâb mütala'a eder bir süretde görürdüm. Tarih ve edebiyyat mütála'asına o kadar inhimäk göstermiş idim ki her gece yatağımın etrafında yirmiden ziyâde târih ve edebiyyat kitabları bulunurdu ve hâlâ da bu böyledir.
93 harbinde savaşan tarafların mevcuduna dair..
Osmanlı Ordusu: Osmanlı, Tuna Cephesi’nde mevcudu 186.000 kişidir. Bu kuvvetlere daha sonra Sofya, Hain Boğazı, Ferdiç ve İslimiye Bölgeleri’nde Müşir Süleyman Paşa komutasında Balkan Kolordusu adı ile 42 piyade taburu, 9 süvari bölüğü, 3 sahra ve 2 dağ bataryasından oluşan bir kuvvet eklendi. Savaşın Doğu Anadolu’daki cephesinde ise Anadolu Harp Ordusu Başkomutanı Ahmet Muhtar Paşa’nın emrinde 57.560 kişilik bir kuvvet vardı. Rus Ordusu: Ruslar, 1876 tarihinden itibaren başladıkları savaş hazırlıklarında, Tuna Cephesi’nde kullanacakları kuvvetleri, Prut ve Dinyester Nehirleri arasında toplamaya başlamışlardı. Savaş ilan edildiğinde, Tuna Cephesi’nde Osmanlı ordusuna taarruz edecek kuvvetleri şöyleydi: Güney Ordusu: Çar II. Aleksandır‘ın kardesi Grandük Nikola’nın komutasında, Karargâhı Kişnef’te bulunmaktaydı. Bu ordu: 4 kolordu ve 1 Kazak süvari tümeni, 1 avcı tugayı, 5 batarya (Rus topçu bataryaları 8’er toptan oluşuyordu.) ile takviyeli General Skoblev birliklerinden oluşmaktaydı. Mevcudu 132.696 piyade, 432 top ve 11.040 süvariydi. Savaş esnasında bu katılan 3 kolordu ve 3 tugay ile bu mevcut, 275.000 piyade, 6640 talia (avcı eri), 20.000 süvari ve 756 topa çıkmıştı. Karadeniz Kuzey Ordusu: Karargâhı Odesa olan bu kuvvet, 2 kolordu şeklinde bulunmaktaydı, mevcudu; 63.028 piyade, 5520 süvari ve 216 top. İhtiyat Kuvveti: 110.000 er, 320 toptan oluşan bu kuvvet, en kısa sürede orduya katılacak biçimde Rusya’nın çeşitli bölgelerinde bulunmaktaydı.
Türk Tarihi
1519 senesinde Bohemya Krallığı henüz Çek Cumhuriyeti sınırları dahilindeki yerini almamışken döneminin kontlarından Hieronymous Schlick, günümüz itibarıyla adı Jáchymov olan Joachimstal Vadisi üzerine bir darphane kurulması fikrini yetkilendirmiş ve burada kazılan gümüşler de en nihayetinde vadinin adından türetilmiş olan “Joachimstaler” ya da “Thaler” isimlerini almış para birimleri haline gelmiştir. Söz konusu bu para birimleri zaman içerisinde farklı topluluklar tarafından benimsenmiş ve “Talari”, “Tallero” ya da “Dolar” suretlerinde olmak üzere çeşitli bölgelerde dolaşıma girmişlerdir. Dünyada merkantilizm görüşünün revaçta olduğu dönemlerde ise yürürlükte olan politikaları gereği Britanya, herhangi bir koloniye gümüş veya altın gönderiminde bulunmamıştır. Üstelik 1660 tarihli denizcilik yasaları uyarınca da sömürge bölgelerinde nihai ürünlerin üretilmesini yasaklamıştır. ABD ise bu zaman zarfı içerisinde Britanya İmparatorluğu’nun 17. ve 18. yüzyıllarda tesis etmiş ve “On Üç Koloni” olarak adlandırmış olduğu bir müstemlekesi konumunda bulunmuştur. İngilizlerin merkantilist tutumları, sömürge tebaası mensuplarının para birimlerine yönelik bir gereksinim duymalarına sebebiyet vermiş ve tebaa da bu gereksinimlerini “Casa de Moneda de Mexico” adlı Meksika darphanesinden sağlamışlardır. Buradan alınan peso birimlerinin zamanla muhasebe dokümanları üzerinde “p” ve “s” harfleri üst üste gelecek şekilde kaydedilmeleri sonucu bugünün dolar sembolünü ($) oluşturmuş oldukları düşünülmektedir. Bununla birlikte İngilizlerden herhangi bir maddi destek alınamaması durumu üzerine ve bir de söz konusu bu pesolar ticaret için zamanla Avrupa’ya doğru yöneldikçe yine para birimlerine yönelik bir gereksinim meydana gelmiştir. 1729 senesinde ise isimsiz bir şekilde kaleme alınmış
Sayfa 126·Kitabı okudu