Tren, çekilmiş trenin kıskançları arasında gıcırdayarak, taş kırıntıları çıkararak durdu. Adamın dişleri, kamçılanarak uyandırılan bir köpek gibi, dalgın düşlerden sıyrıldı, ama ne mutlu ki işte orada oturuyordu; sevdiği, uzun süre uzak kaldığı kadın, işte orada, sessizce oturuyordu. Bir soluk kadar yakındı ona. Başını arkaya yasladığı için şapkasının kenarı yüzüne biraz gölge düşürmüştü. Ama kadın, adamın onun çehresini özlediğini adeta hissetmiş gibi oturduğu yerde doğruldu, yüzünde yumuşak bir gülümsemeyle bakışlarını ona çevirdi.
“Darmstadt,” dedi dışarı bakarak, “bir durak kaldı.” Adam yanıt vermedi. Oturmuş, kadını süzüyordu yalnızca. Acz içinde geçen yıllar, dedi içinden; duygularımıza karşı acz içinde geçen yıllar. Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor.