Suç ve Ceza benim için sadece bir roman değil, insanın kendi zihniyle yüzleşmesi gibi bir deneyim oldu. Raskolnikov karakteri üzerinden Dostoyevski, “insan ne kadar ileri gidebilir?” sorusunu çok sert ama bir o kadar da gerçekçi bir şekilde sorgulatıyor.
Raskolnikov’un kendini bazı insanlardan üstün görmesi ve bu düşünceyle bir cinayet işlemesi başta mantıklı gibi gelse de, asıl meselenin cinayet değil, sonrasında yaşadığı vicdan azabı olduğunu fark ediyorsunuz. Yazar suçtan çok, suçlunun iç dünyasını anlatıyor. Okurken sık sık “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündüm.
Sonya karakteri kitabın en güçlü taraflarından biri bence. Hayatı çok zor olmasına rağmen içindeki iyiliği kaybetmemesi, Raskolnikov’un karanlığına karşı bir umut gibi duruyor. Porfiri karakteri de klasik polis tiplemesinden çok farklı; bağırmadan, zorlamadan insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakıyor.
Kitap zaman zaman ağır ilerliyor ama bu ağırlık bilinçli. Çünkü Dostoyevski sizi olaylara değil, karakterin zihnine sokuyor. Bitirdiğimde hikâye değil, daha çok düşünceler kaldı aklımda. Vicdan, suç, adalet ve insanın kendine kurduğu yalanlar üzerine gerçekten sarsıcı bir roman.
Okuması kolay değil ama etkisi uzun sürüyor. Bana kalırsa herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken kitaplardan biri.