Necmeddin Erbakan ilimsiz, seviyesiz ve prensipsiz bir satıh adamı ve kelime yuvarlayıcısıdır, ve bu şartnamesiyle bir gün iktidara erecek olursa, memleketi nasıl idare edeceğini belli etmektedir. Onun «doğru»ları bile yanlıştır.
13.06.1980
FİTNE PARTİSİ
Maneviyatçılık iddia eden Millî Selâmet,
nam-ı diğer Millî Melâmet Partisi güdücülerinin, Erbakan da başta olarak İskenderpaşa Camii imamı Mehmet efendi’ye sözde intisapları herkesçe malum...
Eski «Rapor»larda bu derin ve gerçek Müslümanın, Erbakan ve kumpanyası hakkında bir sözünü nakletmiştim:
– Sade «yapın» dediklerimi yapmakla kalmıyorlar;
«yapmayın» dediklerimi de yapıyorlar.
Bu muhterem zatın sıtkı MSP’den tamamiyle sıyrılmış ve artık kendisine sahtekârlar kumpanyasının ortadan silinip gitmesine duadan başka bir vazife kalmamıştır.
İşte bu vaziyetin riyazi bir katiyetle ispatı:
Mehmet Efendi Hazretleri, isimleri bizce mahfuz bir grup insana aynen demiştir ki:
– Artık bu parti bir fitne haline geldi. Vicdanları varsa siyaseti bıraksınlar ve Ankara’yı terketsinler!
Ayrıca, mağlûp olmaz bir kumandan olduğuna inanır gibi bir benlik tavrı takındığı sanılan Halid Bin Velid’e, Hazret-i Ömer tarafından edilen muameleyi bir ibret misâli diye anlatmış ve bu insanların mutlaka tutmak istedikleri makamlardan sökülüp atılmalarını şart koşmuş...
Vaziyeti takdir eden dinî irfan sahiplerinin görüşü:
– Kendisini Halife kabul etmeğe kadar gidiyor ve etrafındakilerden biat istiyor. Böyle bir adamda Halifeliğin iç ve dış şartlarından hangisini idrak kabiliyeti olabilir?
Vaziyet budur! Ve muhterem Mehmet Efendi Hazretlerinin yüzüne karşı yalan ve mübalâğa mümkün olmadığına göre müslümanlarca gereken hareket tarzı, ümitlerini gerçek bir zuhura terkederek bu sahteciler sahtesinden ellerini ve gönüllerini çekmektir.
Dıştan gelen hiçbir düşman, İslâma kıymakta bu içten gelen sahte dost kadar tehlikeli olamaz.
18.06.1980
Taş Kâğıt Makas: Bir İnsanı Gerçekten Tanıyabilir Misiniz?
Taş Kâğıt Makas, görünüşte bir psikolojik gerilim romanı olsa da bana göre asıl olarak uzun bir evliliğin içinde biriken sırlar, suskunluklar ve yanlış anlamalar üzerine kurulu.
Romanın daha ilk sayfalarında Amelia’nın söylediği “Kocam yüzümü tanımıyordu.” cümlesi aslında kitabın merkezindeki soruyu veriyor: Bir insanla yıllarca birlikte yaşayıp onu gerçekten tanıyabilir miyiz?
Kitabın en güçlü yanlarından biri güvenilmez anlatıcı kullanımı. Adam ve Amelia’nın anlatımları arasında gidip gelirken okur sürekli aynı soruyla karşılaşıyor: Kimin anlattığı gerçek?
Bunun yanında yıldönümü mektuplarıyla kurulan yapı, İskoçya’nın izole atmosferi ve son sayfalara kadar korunan merak duygusu romanın temposunu canlı tutuyor.
Romanın dikkat çekici yönlerinden biri de insanların birbirlerini değil, çoğu zaman birbirleri hakkında kurdukları hikâyeleri seviyor olabilecekleri fikri. Karakterler birbirlerini tanıdıklarını düşünüyorlar; ancak geçmişten gelen sırlar ve kırgınlıklar bu inancı sürekli sarsıyor.
Bana göre romanın asıl gücü bir cinayeti ya da gizemi çözmeye çalışmasında değil; insanların birbirlerini ne kadar tanıdıklarını sandıkları üzerine düşündürmesinde yatıyor.
Finalden sonra dönüp baktığımda kitabın adı da daha anlamlı geliyor: Taş güç ve dayanıklılığı, kâğıt mektupları ve sırları, makas ise ilişkileri kesen gerçekleri temsil ediyor gibi.
— Çağrı ÖZPOLAT, Bibliyosmia, 13.06.2026