• Sene 2018'in Ağustos'unun 26'sı. Daha o zamanlar Tokat'ta askerim. Şafak olmuş 09. Gidene kadar bu kitabı bitireyim diye başladım. Bir türlü bitirecek adımı atamadım. Neyse aradan kısa bir süre geçtikten sonra baştan tekrar başladım 15 Eylül'de. Araya başka kitaplar da girdi vs. Yaklaşık üç haftalık bir periyotta bitirebildim.
    Kitapta aşk, annelik gibi duygular çok içten bir şekilde işlenmiş. Gerek Fransız gerekse de İngiliz kadınlarının aşka bakış açısı irdelenmiş. Değerler arasında yapılmaya çalışılan tercihler romanın ana konusunu oluşturuyor. Romanın en heyecanlı bölümleri mektuplar kısmı olmuş zannımca.
    Yıllardan beri sevdiğim klasikler serisine umarım iki üç kez başlayıp bitiremediğim Karamazov Kardeşler ile devam edeceğim.
  • Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde ÜSKÜDAR MASALLARI varmış. Kitapta 17 'inci sayfasındayım . Çok güzel kitap ANADOLU YAKASINDA bulur kendisi. KIZ KULESİ var. Herkes oraya gider.Çay bahçesi ve lokanta bulunur. Teknelerle ve gemilerle geçiliyor karşı yakaya tabi gemiyle geçmek için sabırsızım gerçekten gitmek istiyorum. Çok şanslıyım CANON 1200 var İnşallah bir gün bende giderim ...

    Kız Kulesi
    4,6
    4.049 Google yorumu
    Türkiye'de bir deniz feneri
    Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır. Vikipedi
    Adres: Salacak Mahallesi, Üsküdar Salacak Mevkii, 34668 Üsküdar/İstanbul
    Yükseklik: 9 m
    Yapım başlangıç tarihi: 1110
    Açılış tarihi: 1110
    Çalışma saatleri:
    Kapanmak üzere: 18:45 ⋅ Açılış zamanı: Cum 09:15
    30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle bu saatlerde değişiklik olabilir
    Düzenleme önerin
    Bu yeri biliyor musunuz?Kısa soruları yanıtlayın
    Sorular ve yanıtlar
    S: İlk kez gittim, oraya bile direkt tezgah açmışlar. Bir çay 5 TL olur mu yahu? Ben tarihi bir yer olarak tahmin etmiştim..... Böyle tarihi yerleri paraya bağladıklarında çok sinir oluyorum.
    Y: Sadece orası mı denizi gören her yerde 5 lira çay
    (10 yanıt daha)
    Tüm soruları görün (67)
    Web'deki yorumlar
    Reztoran
    7,8/10
    125 inceleme
    Zomato
    4/5
    536 oy
    Popüler saatler
    Canlı: Çok yoğun değil
  • 25 Ağustos 1922 – Cuma: İsmet Paşa saat 12.00’de ordulara ve Kocaeli Grubu’na genel taarruzun emrini yollar.

    26 Ağustos 1922 – Saat 03.30: Başkomutan, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve karargâhlarının savaş kademeleri atlara binerler ve ağır ağır Kocatepe’ye çıkarlar.

    26 Ağustos 1922 – Saat 05.30: Batarya komutanları ateş emrini verir. 20 dakika süren bu cehennem ateşi yerini 10 dakika sürecek imha ateşine bırakır.

    26 Ağustos 1922 – Saat 09.00’da 23. Tümen Belentepe’yi ele geçirir.

    Asıl taarruz yerinin Afyon güneyi olduğu belli olmuştur. Yunan cephesinden ‘dalga dalga ölüme yürüyen Türkler karşısında askerlerin zorlukla tutunduğu’ haberleri bildirilmeye başlanmıştır.

    26 Ağustos 1922 – Saat 14.00: Birinci ve İkinci Yunan Kolordularının İzmir ile ulaşım ve haberleşmesi kesilir.

    Öğle üzeri destek Yunan kuvvetlerinin de savaşa dâhil olmasıyla, savaş dengelenmiştir. Ancak Türk Süvari Kolordusu, düşmanın cephe gerisine sarkmayı başarır. Öğleden sonra Kocatepe’de hava gerginleşmiş, hız kesilmiş, cephe hala yarılamamıştır. Yunanlılar bazı yerleri geri almaya başlamışlardır. Albay İzzettin Bey, 15. Tümen Komutanı Yarbay Naci Bey’den Tınaztepe’de kaybettikleri yerleri bu gece geri almasını ister.

    Paşalar gece çadırlı ordugâha dönerler. Mustafa Kemal Paşa, Mahmut Bey ve yaverlerine, “Yunanlılar iyi dövüşüyorlar, iyi dövüştükleri için de mahvolacaklar. Çünkü savaşmakla hata ettiler, Bugün Dumlupınar’a çekilseler belki kurtulurlardı. Yarmak için gerekli bütün kritik yerler elimizde. Yarın bu iş biter.” der. Bu sıralarda 15. Tümen Tınaztepe’de kaybettiği yerleri geri almıştır.

    27 Ağustos 1922 – Albay İzzettin Bey iki tümen komutanıyla buluşur ve bugün cephenin ne pahasına olursa olsun yarılacağını bildirir.

    27 Ağustos 1922 – Saat 04.00: 8. Tümen süngü hücumu ile ilk Yunan mevzilerine girer. 04.30’da Kurtkaya direnek merkezini ele geçirir.

    27 Ağustos 1922 – Saat 06.00: Erkmen Tepesi düşürülür. Birinci Kolordu tümenleri cepheyi yarmak için birbirleriyle yarışır vaziyettedirler.

    Albay Reşat Bey, Çiğiltepe’yi Başkomutan’a söz verdiği sürede alamadığı için intihar eder.

    27 Ağustos 1922 – Saat 13.00: 15. Tümen Sincanlı Ovası’na varır, cephe yarılmıştır.

    27 Ağustos 1922 – Saat 14.00: 23. Tümen Komutanı, Kolordu’ya şu raporu gönderir: “Sinirköy’deyim. Gazi Başkomutanımızı cephede görmediğinden bahseden Hacianesti’nin Sincanlı Ovası’nı dolduran perişan birliklerinin kaçışını seyrediyorum.”

    Yunan cephesinin sağ kesimi boş kalmıştır, tümenlerin geri çekilmesi için 2. Ordu’nun sol yanının ilerlemesi gerekiyordur. Ancak 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa, cephenin bu kadar kolay yarıldığına inanmadığı için durumu kabullenemiyordur. Yakup Şevki Paşa’nın cevabı İsmet Paşa’yı kızdırır. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, “Kolay var, hareket emrini doğrudan birlik komutanlarına ver, Yakup Şevki Paşa ordusunun peşine takılsın.” der.

    27 Ağustos 1922 – Saat 17.30: 8. Tümen’den bir alay Afyon’a girer.

    27 Ağustos 1922 – Akşam: Başkomutan, Genelkurmay Başkanı, Cephe Komutanı, 1. Ordu Komutanı ve karargâhları, Afyon’a gelirler.

    28 Ağustos 1922 – Sabah: 23. Tümen, 4. Yunan Tümeni’ni baskına uğratır. General Dimaras ertesi gün yanında kalan 500 kadar askerle General Trikupis’e sığınır.

    29 Ağustos 1922 – Sabah: Albay İzzettin Bey’in kolordusunun bütün tümenleri, Frangos kuvvetlerini yakalamak için harekete hazırlanırlar.

    23. Tümen, Frangos kuvvetleri ile Trikupis birliklerinin arasına girerek birleşmelerini engeller.

    Güneyden Dördüncü Kolordu, kuzeyden Süvari Kolordusu, doğudan 2. Ordu birlikleri Trikupis ve Digenis kuvvetlerini kuşatmaya başlarlar.

    23. Tümen’in Trikupis kuvvetlerinin yolunun kestiği haberi karargâha gece yarısından sonra gelir. Mustafa Kemal Paşa, Yunanlıların çember içine alındığının anlaşılması üzerine, hızı ve kararlılığı sağlamak için 1. Ordu karargâhına gitmeye karar verir, Fevzi Paşa’dan da Süvari Kolordusu ve 2. Ordu’ya gitmesini ve gerekli emirleri vermesini rica eder. İsmet Paşa, Afyon’da kalıp genel durumu yönetecektir.

    Mustafa Kemal Paşa, 1. Ordu ve Dördüncü Kolordu Komutanları ile beraber, 11.Tümen savaş idare yeri olan Karatepe’ye hareket eder.

    30 Ağustos 1922 – Saat 13.30: Türkler, Yunanlıların çevresini tamamen kuşatırlar. Saat 16.00’da Türk topçularının faaliyetleri doruğa çıkar. Saat 18.30’da bütün Yunan topçuları susturulmuştur.

    Güneş Murat Dağı’nın ardında kaybolurken Mustafa Kemal Paşa, siperin içinde ayağa kalkarak bağırır: “Hacianesti! Nerdesin? Gel de ordularını kurtar!”

    Emperyalistlerin donattığı, emperyalizmin yönlendirdiği Yunan ordusu ezilmiştir.

    Falih Rıfkı Atay, 30 Ağustos zaferi için şöyle yazar: “Nemiz varsa, eğer bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batının pençesinden, vicdanımızı ve düşüncemizi Doğunun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcaklığını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos zaferine borçluyuz.”
  • Merhaba sevgili 1k okurları;

    Uzun süredir başlıkta ki soruyu kendime sorup duruyordum ve pek yanıt bulabilmiş değildim.

    "Yahu Bukowksi okumaya nereden başlarız? Ne okuyacağız şiir mi, hikâye mi, anı mı?"

    Güzel bir yazı buldum ve bu yazı sonunda bir karara varabildim. Umarım bu soruyu soran okurlar için yararlı olur.

    Kahveleri hazırlayın ve bu yararlı yazıyı okumaya başlayın. Herkese keyifli pazarlar diliyorum. :)

    "Faydalı bulursanız paylaşın, diğer okurlara ulaşmasını sağlayın. Kendiniz de ileti girip paylaşabilirsiniz tabi ki. Yeter ki birilerine faydalı olsun."

    Bukowski Okumaya Nereden Başlanır?

    "Ben bir Charles Bukowski modası olduğunun farkında değilim. Yalnız yaşayan biriyim, kalabalıktan hoşlanmam; bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar yaşlı, kuşkucu ve çakalım."
    - Charles Bukowski, Güneş İşte Burdayım

    Hayatında hiç Charles Bukowski okumamış yahut gelişigüzel birkaç kitabını alıp henüz başlayamamış biri iseniz bu yazı size uygun olabilir. Olmaya da bilir. Yazının temel derdi Bukowski okutmaktan çok, onu okumaya nereden başlanması gerektiğini izah etmektir.


    Charles Bukowski külliyatına bakan okuyucunun gözü korkabilir zira Metis Yayınları’nda 4, Parantez Yayınları’nda ise 30’a yakın çevirisi mevcuttur. Avi Pardo’ya selam olsun! Bu kadar kitabı ne internette araştırmak ne de kitapçınızda incelemekle bir yere varamazsınız. Şöyle bir soruyu hemen kendimize soralım: ne okumak istiyoruz? Şiir mi, hikâye mi, öykü mü, anı mı, ne? Bu gerçekten önemli bir soru ve cevabı da Bukowski okumayı şekillendirecek, direkt etkileyecek. Fakirin onu okumaya başladığı yaşı ne çok geç ne de çok erkendi; dünyaya gelişinin 14. yılını yeni kutlamış olsa gerek. Charles Bukowski okumaya şiirleriyle başladım çünkü o edebiyat dünyasına önce şiirle girmişti. Dolayısıyla onu ince görecek ve sevdiği yerinden vuracaktım. Bu acemi stratejim sonradan onun hayatını çok merak etmemi sağladı. Peşinden de çocukluğunu öğrendim ve okumalarımı ona göre yaptım. Çünkü her ne olursa olsun okuduğunuz şiirde sizi etkileyen ilginç bir takım tuhaf şeyler varsa, hissi bulursanız o merhum dizeleri, şairinin hayatına dair bir şeyler de muhakkak öğrenmek istersiniz. Bu bir hastalık değil, korkmayın. Gayet doğal ve insani bir durum. Her şey bir yana, şiire başlamayı teşvik eden bir üslup ve teknik vardır Bukowski şiirlerinde. Size şiir yazdırır. Beni şiire başlatan ilk ve tek yabancı simadır. Bir dönem oldukça etkiler sizi, sonra diğer bahçeleri keşfettikçe ve oralardan da meyve yedikçe bu simalar giderek artar. Hiç çekinmeden Bukowski şiirlerinde okuyanı etkileyen iki özelliği söylemek isterim: samimiyet ve hayal gücünden uzaklık. Bir yaşantı vardır onun şiirlerinde, süregelen ve etkisini yoğun biçimde hissettiren. Teknik kaygılar asla gütmez ve son derece rahattır. Pekâlâ, karar verdik. Bukowski okumaya şiirlerinden başlamak istiyoruz. O halde nasıl bir sıralama tercih etmeliyiz? Tahlile asla girişmeden hemen reçetenizi yazıyorum. İşte Charles Bukowski okumaya şiirleriyle başlamak isteyen okuyucunun yol haritası:

    1) Pansiyon Manzumeleri
    2) Sarhoş Çal Piyanoyu Vurmalı Çalgı Gibi Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana Dek
    3) Kapalı Bir Kapıdır Cehennem
    4) Gülün Gölgesinde
    5) Bir Tek Ben Miyim Böyle Yaşayan
    6) En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür
    7) Kaybedenin Önde Gideni
    8) Kendimizde Açtığımız Yaralar
    9) Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı
    10) En Kısa Andır Mucize
    11) Kimse Bilmez Ne Çektiğimi
    12) Suda Yan Ateşte Boğul

    Bu sıralama hem Bukowski’nin ilk-son şiir ayrışmasını göz önüne alarak hem de edebiyat dünyasının takdirle karşıladığı şiirlerine öncelik verilerek yapıldı. Şiir kitapları elbette bu kadar değil Bukowski’nin. Hâlâ çevrilmeyenleri var. Öte yandan öyküleriyle şiirlerini buluşturduğu kitapları da mevcut. “Bana Aşkını Getir” ve “İlham Perisine Oynamak” adlı kitaplarından hem öykülerini hem de şiirlerini bulabilirsiniz.

    Gelelim hikâyelerine. Pis moruğun hikâyeleri arasından dört tanesi vardır ki, diğer hikâyelerinde, öykülerinde, denemelerinde ve elbette şiirlerinde işte bu dört hikâyeden mutlaka bir şeyler bulabilirsiniz. Her birinin ciddi bir derdi yani yazım amacı vardır. Hikâye olsun diye yazılmamıştır. Aşağıda, uygun okuma sırasına göre listelenmiş hikâyelerin ilk dördünü Metis Yayınları’ndan, sonraki kısmını ise Parantez Yayınları'ndan temin edebilirsiniz:

    1) Ekmek Arası
    2) Factotum 
    3) Kasabanın En Güzel Kızı
    4) Büyük Zen Düğünü
    5) Pis Moruk İtiraf Ediyor - Şarap Lekeli Defterden Bölümler
    6) Sıradan Delilik Öyküleri
    7) Ölüler Böyle Sever
    8) Güneşe Uzan
    9) Güneş İşte Burdayım
    10) Sıcak Su Müziği
    11) Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi
    12) Kahramanın Yokluğu

    “Ekmek Arası”nda Bukowski’nin çocukluğunu, ailesini ve lise yıllarını bulacaksınız. Yani onu en yakın koltuktan izleme fırsatı bulacaksınız. “Factotum”da ise üniversite yılları ve dolayısıyla gazetecilik serüveni. Oğluna daima zengin olmak gerektiğini anlatmaya çalışan bir babanın, aylak ve berduş oğlunun yaşamının tam da rayına oturduğu zamanlar. Artık nasıl bir ray siz düşünün. “Kasabanın En Güzel Kızı” bir aşk hikâyesi. Varın siz düşünün bu aşk hikâyesinin muhteviyatını. Boks maçlarına düşkün, at yarışlarından gözünü ayırmayan, bira ve klasik müzik tutkunu, hayatına giren yüzlerce kadından sadece birkaçının onu “bulutların üzerine” çıkarabildiğini söylen Bukowski’nin bu hikâyesindeki absürtlükler karşısında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. (Bkz: “Gece üstüme geliyordu ve yapabileceğim tek şey yoktu.”, sf.19). Listemize dördüncü sıradan giren (kahrolsun pop müziği yaşasın Perihan Altındağ Sözeri) “Büyük Zen Düğünü” adlı kitapta ise on iki hikâye yer buluyor. Bu hikâyelerin her birinde Bukowski'nin yaşamının girdapları var. Dertlerinden çok gülüp geçemediklerini anlatıyor okuyucuya. 



    Sıra Bukowski'nin romanlarında. Ölümünden önce yayımlanan son romanı "Pulp", kült eserlerinden biridir. Filmlere ve hatta müziklere bile ilham kaynağı olmuştur. Lakin hâlâ seyre değer bir sinema filmi çekilemedi. "Holywood" adlı romanında ise Bukowski sinema dünyasını anlatır. Tanıdıkları ve gördükleri. Müthiş bir "bakıcı"dır Bukowski ve baktığını da tüm samimiyetiyle, korkusuzca anlatır. Kaybedenin en önde gideni olduğu için kaybedeceği herhangi bir şey yoktur zaten. Gücünü ve bağımsızlığını bundan alır. "Kadınlar", yanılmıyorsam Bukowski'nin en çok okunan romanı olma özelliğini taşıyor. Âşık olduğu, peşinden koştuğu, "Mecnun'a bağladığı" her şeyi romanlaştırıyor bu kitapla. Sonradan Bukowski'nin yaşam öyküsünün yazan Howard Sounes kitap hakkında şunları söylemiştir: "Bukowski'nin eski kız arkadaşlarından pek çoğu, kendilerini kitaplarına malzeme yaptığından habersizdi. Seks hayatlarını bütün açıklığıyla anlatırken onların iznini almadığı da ortadaydı. "Kadınlar" nihayet 1978 Aralık'ında yayınlandığında Linda Lee Beighle ile evlenmeden önce yaşamını paylaştığı kadınlar hayli rahatsız oldu. "Kadınlar"ın, yazarın diğer kitaplarından fazla satması bu rahatsızlığı daha da artıracaktı.". Charles Bukowski'nin ilk romanı olan "Postane" ile yeraltı edebiyatına nasıl da kolay girdiğini ve bu edebiyatın bekçisi olabildiğini görebilirsiniz. Gün içinde yaşadığı en özel duygular bu romanındadır ve bildiğimiz gibi hiçbir şeyi gizlememektedir. "Postane" belki de Bukowski'nin kendine attığı mektuplardır, içine. Çok fazla uzatmadan romanları için de bir okuma haritası oluşturmaya gayret edeyim:

    1) Postane
    2) Kadınlar
    3) Pulp
    4) Holywood
    5) Pis Moruğun Notları

    Son olarak birbirini tamamlayan iki denemesini de paylaşmak gerekiyor Bukowski'nin. "Pis Moruğun Notları" adıyla 2 cilt halinde basılan bu denemelerde kendi kendine konuşuyor o. Her kaçığın -akıllının bu demeliydim?- yaptığı gibi. Dolayısıyla bu iki denemeyi Bukowski'nin şiirlerini okurken "yan tedavi" olarak kullanabilirsiniz. Şairi tanımanın yolu denemelerinden geçer. Başta da söylemek istediğim gibi, ben Bukowski'yi en önce şair olarak görüyorum. Peki ya sonra? Kaybeden.

    Elbette bu yazıda da onun kaybolmuş bir çok şiiri, romanı ve öyküsü olabilir. Hatta onun hakkında yazılan kitaplar bu yazıda kendilerine yer bulamamıştır. Öncelik Bukowski'nin kendi ellerinden ve daktilosundan çıkanlardır çünkü. Ben, bize sunulan yayıncılık karşısında boynumu kıldan ince hâle getirene kadar eğiyor ve yazıdaki tüm eksiklikleri üzerime alıyorum. Bukowski'nin uzun yıllar okuyuculuğunu yaptım, böyle bir yazı yapmakla sizlerden emekliliğimi istemiyorum elbette. Eğer okuma yolunuzun bu pis moruğun etrafından geçişine bir vesile olabilirsem kendimi mutlu hissedeceğim. Belki de hissetmem, bilmiyorum.

    Bukowski okumaktan korkmayın, onu okumaktan korkandan korkun.

    Yağız Gönüler
    (Peyniraltı Edebiyatı, 5, Ağustos 2013)

    http://yagizgonuler.blogspot.com/...den-baslanr.html?m=1
  • Gören olacağını sanmasam da yine de bu iletiyi paylaşıyorum.

    Birkaç arkadaşımla şiir, deneme vs. türlerde yazılar kaleme alacağımız "Genç Nidâlar" isimli dergimizi 24 Ağustos itibariyle kurduk ve öncelikle sosyal medyalardan insanlarla irtibata geçmek istedik. Şimdilik pek belirgin şeyler olmasa da ileride güzel paylaşımlar paylaşacağız. Bakmak isteyen olursa diye bırakıyorum hesapları buraya. Kitapla kalın sevgili okurlar.

    İnstagram: https://www.instagram.com/gencnidalar/

    Twitter: https://twitter.com/GNidalar?s=09
  • Bana bu aralar bi haller oldu
    Zamanında yürüdüğüm yollar asfalt oldu
    Dün benim dediğim bugün elin oldu

    Hanidir özler oldum
    Dost muhabbetini
    Dostluklar taru mar oldu

    Güle oynaya dolaştığım kırlar
    Salıncağında sallandığım parklar
    Beton binalarla doldu

    Çok severdim yürümeyi
    Ağaçlar arasında doğayı keşfetmeyi
    Doğa benden kaçar oldu

    Canım dediklerim
    Hep uzak oldu
    Herşey pul oldu, para oldu

    Bana bu aralar bi haller oldu
    İstemezdim amma
    Bende bir huzursuzluk oldu

    21 Ağustos 00.09
  • Kapalı havalarda telaffuz edilemeyecek kadar garip hisler taşıyorum doktor sanırım teşhisi geç kalınmış bir hastalık benimkisi
    Aniden gelen bir yazma konuşma isteği ama bir o kadar da beynimi kemiren bir ses SUS!
    Sanki kafamı döksem ölecekmişim gibi doktor..
    Kliniğinizde bakım istiyorum herkesin kaçmak istediği yere gönüllüyüm.
    Kurtarın beni!
    Bu gözüme ilişen dört ayaklı sandalyenin üzerine manzaralı tavana asılı ipten
    Dolaptaki ilaçlardan
    Balkondaki korkuluklardan
    Caddelerdeki trafikten
    Bu çoklar ve hiçler sokağından
    Kurtarın!

    16:09 / 19 ağustos Pazar