Ah Osman ah..
Bir şeyi yapmak istemekle, yapmak arasında ne kadar çok iş, uğraş, çaba, zahmet var. Sen bunların hiç biri ile uğraşmamışsın Osman. Her şey olmak isterken, her şeyin en iyisine sahip olmak isterken hayatını mahvetmişsin.
Şunu söylemeliyim ki üçlemenin en iyi kitabıydı. Ve ben bu hikayede en çok Osman’a üzüldüm. Daha kitabın ilk sayfalarında Osman’ın şebnemin video skandalından sonra uzun süre Bodrum, Marmaris gibi tatil beldelerinde ölüm korkusuyla saklandığını, sonra tak edip İstanbula geri döndüğünü ölümden beter bir halde yaşattığını, ucuz barlarda kalitesiz bir kitleye müzik yaparak yaşadığını okudum. Yeşil Peri Gecesin’de eve davet ettiği ve Şebnem’i karısının yanında taciz ettiğini hiç farketmediği Argun beyin caz kulübünde piyano çalıyordu en son. Bir gece kulüpten çıkınca bir hafriyat kamyonu çarpıyor ve korkunç bir şekilde ölüyor. Osman’ın sonu böyle olmamalıydı. Kitap aslında bundan sonra başlıyor. Romancı bir karakter var kitapta. Osman’ın hayatını yazacak. Bir şekilde Osman’ın günlüklerine ulaşmış. İşte kitap bir Osman’ın günlüklerinden bölümler, bir Romancının yaptığı röportajlar şeklinde ilerliyor.
Bir zamanlar aklına esince yurt dışına giden, marka ve lüks takıntısı olan, bir eli yağda bir eli balda olan Osman’ın kendini nasıl tükettiğini görüyoruz. Kimseye hayır diyemiyor çok iyi niyetli. Ama mücadelesi yok. Hiç bir şey becerememiş. Ama kendine aşık. Kültürlü, mühendislik fakültesini bitirmiş ama işini hiç yapmamış. Müzikte birikimi var ama fark yaratacak kadar dikkat çekememiş. Hep hayal kurmuş ama gerçekleştirmek için hiç çabalamamış. Ömründe sadece Şebnem’e aşık olmuş onuda koruyamamış. Ölümünden hemen önce birlikte yaşadığı Pakize adlı kadın bile o zor şartlarında Osman’ı sırtında taşımış. Osman pek çok şeyi öğrense de hayatta kalmayı