Bazı kitaplar vardır: insanın ruhunda, zihninde güzel bir tat bırakır. İşte bu kitap, benim için tam olarak onlardan biri oldu.
Kitaptan sinemaya uyarlanan filmlerin aksine,N.H. Kleinbaum’un bu kitabı aslında aynı isimli filmin senaryosundan kitaba uyarlanmış ama okurken o sahneler gözünüzün önünde öyle bir canlanıyor ki... 1950’lerin sonu, Amerika’daki Welton Akademisi. Tam bir disiplin abidesi, gelenekçi, "boğucu" bir okul. Kitabı okurken o okulun koridorlarındaki o soğukluğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Kitabın asıl olayı John Keating. Adam sadece bir edebiyat öğretmeni değil, resmen bir devrimci. Sınıfa girip çocuklara "Carpe Diem" (yani anı yaşa) dediği an, her şey değişiyor. Düşünsenize; o güne kadar sadece ezber yapması istenen çocuklara, Keating masaların üstüne çıkmayı, şiiri sadece okumayı değil "hissetmeyi" öğretiyor. Todd Anderson’ın o utangaçlığını yenmesi ya da Neil Perry’nin içindeki oyunculuk aşkının alevlenmesi... İzlemek (ve okumak) gerçekten insanın içini parçalıyor.
Neden bu kadar etkileyici?
Çünkü hepimiz biraz o çocuklar gibiyiz. Ailemiz ne der? El alem ne der? Sistem bizden ne bekler? Keating işte bu soruların arasına bir kama gibi giriyor. O meşhur "Ölü Ozanlar Derneği"ni gizli gizli kurup o mağarada şiir okumaları falan... İnsanın gidip onlara katılası geliyor. "Topla gül goncalarını toplayabilirken..." dizesi aslında kitabın özeti gibi; zaman akıp gidiyor ve biz bazen yaşamayı unutuyoruz. Hayallerin peşinden gitmenin bedeli olabilir, ama sessiz kalmanın bedeli daha ağırdır.
*SPOİLER*
Neil’ın o trajik sonu... Ah Neil. Sistemin ve o katı baba figürünün altında nasıl ezildiğini görmek insanın boğazını düğümlüyor. Ama o meşhur final sahnesi yok mu? Keating okuldan kovulurken Todd’un masanın üstüne çıkıp "Kaptanım, Kaptanım!"