... Tanrı düşüncesi aklımı meşgul etmeye başladı. Ben kendime bir yer bulmaya çalıştığımda, karnımı doyuracak bir öğün yemek için bile yakarmıyorken O'nun müdahale etmesinin, işime çomak sokmasının savunulacak bir tarafı yoktu...
... Tanrı'nın uzun zamandır devam eden eziyetlerini düşündükçe O'na olan kızgınlığım gitgide artıyordu. Eğer beni kendine biraz daha yakınlaştırmak, pestilimi çıkararak ve yoluma engel üstüne engel koyarak beni daha iyi bir insan yapmak istemişse de O'nu temin ederim ki ufak bir hata yapmıştı.
Hayatta kalıplar var... Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun, tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca 'yaşamanın' değil, belli bir şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar.
İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanılır kılan şey iyi yönleriydi.
Geçmiş mal sahibinin lüksüdür.
Ben geçmişimi nerede saklayacağım? Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız; onu koyacak bir eviniz olmalı. Benim gövdemden başka bir şeyim yok; yapayalnız bir adam salt gövdesiyle anıları saklamaktan keyif alamaz. Anılar üzerinden geçip gider onun. Ama yakınmamalıyım: sadece özgür olmak istiyorum ben.