Sevgili oğlum, çalışma izi kir değildir. Tozdur, kireçtir, verniktir, ne istersen odur ama kir değildir. Çalışmak insanı kirletmez. İşten dönen bir işçiye asla “pis” deme. “Kıyafetinde işinin, emeğinin izi var” de.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aldoux Huxley'in muazzam bir hayalgücü içeren bu distopyası, genel anlamda özgürlük kavramının ne kadar esnek ve soyut olduğuna değiniyor.
Aslında distopya mı üyopya mı olduğu okura göre değişiklik gösterecektir. İnsanın temel amacı toplumsal bir mutluluk mudur? Cevap olumlu ise, kitap bir ütopyadır. Mutluluk kadar özlem, acı, yalnızlık gibi hislere de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak kesinlikle bir distopyadır. Ben kesin olarak distopya olduğunu düşünenlerdenim.
Mutlu bir aptal mı olmak isterdin yoksa mutsuz bir farkındalık mı ? sorusu kitabın genel çerçevesini oluşturuyor diyebiliriz. 1932 yılında yazılan kitapta şu anda yaşadığımız döneme dair bir çok öngörünün tuttuğunu görüp şaşırıyorsunuz.
Benim bu kitaba dair tek eleştirim okuyucudan dünya devleti ile vahşi ayrıbölgesi arasında tercih yapması istenmesi ve ne yazık ki üçüncü bir ihtimalin olmaması. Zaten yazar da sonradan eklediği önsözde buna dair bir öz eleştiri yapıyor.
Mutlaka okunması gereken, iz bırakan bir eser.
Aldoux Huxley'in muazzam bir hayalgücü içeren bu distopyası, genel anlamda özgürlük kavramının ne kadar esnek ve soyut olduğuna değiniyor.
Aslında distopya mı üyopya mı olduğu okura göre değişiklik gösterecektir. İnsanın temel amacı toplumsal bir mutluluk mudur? Cevap olumlu ise, kitap bir ütopyadır. Mutluluk kadar özlem, acı, yalnızlık gibi hislere de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak kesinlikle bir distopyadır. Ben kesin olarak distopya olduğunu düşünenlerdenim.
Mutlu bir aptal mı olmak isterdin yoksa mutsuz bir farkındalık mı ? sorusu kitabın genel çerçevesini oluşturuyor diyebiliriz. 1932 yılında yazılan kitapta şu anda yaşadığımız döneme dair bir çok öngörünün tuttuğunu görüp şaşırıyorsunuz.
Benim bu kitaba dair tek eleştirim okuyucudan dünya devleti ile vahşi ayrıbölgesi arasında tercih yapması istenmesi ve ne yazık ki üçüncü bir ihtimalin olmaması. Zaten yazar da sonradan eklediği önsözde buna dair bir öz eleştiri yapıyor.
Mutlaka okunması gereken, iz bırakan bir eser.
Dünyada bir zamanlar bir Rembrandt'ın, bir Beethoven'ın, bir Dante'nin, bir Napoleon'un yaşadığı hakkında en ufak bilgisi bulunmayan birinin kendini büyük bir insan sayması son derece kolay değil midir?
Yazarın okuduğum ilk kitabı. “Bu kadar geç kalmamalıydım” dememe yetti. Yazdıkları da hayat hikayesi kadar etkileyici.