Bu kitabın satılmasını uygun bulmuyorum. Bu kitap her Türk gencinin okuması gereken bir kitaptır. Genç nesile Vatan-Millet sevgisini ve değerini aşılayacaktır. Atalarımızın bizlere bıraktığı bu ülkenin ve verilen canların anlamını açıklayacaktır. O yüzden satılmamalı bence herkesin ulaşabilmesi için ücretsiz olmalı.Benimle beraber çoğu kişi bu kitabı her Türk okusun istiyor.Doğru fakat 1.4 milyon nüfuslu Estonya'dan 1.4 milyar nüfuslu Hindistan'a kadar her yerde Atamızın isminin verildiği müzeler, caddeler, mahalleler vs. var. Bu yüzden bu kitabı bütün dünya insanları okumalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti kurucusu M.Kemal Atatürk'ün ağzından ülkemizin kuruluş hikayesi, yaşanılan zorluklar ve sonrası düzen hakkında detayların verildiği önemi,Mustafa Kemal'in cümlelerini, fotoğraflarla desteklenmiş, gençler için baş yapıt.
Anlayamadılar, anlayamadınız, anlayamadık. Onu kimse anlatmadı. Yalancıyı, dalkavuğu çıkardılar ekrana. Unutturmak istediler. Unutmadık. Kalbimiz vatan aşkıyla çarpıyorsa kalbimizin attığını kim unutturabilir? Kimse anlatmadıysa biz de kendi ağzından dinlemeliyiz vatanı kurtarmak için verdiği savaşı. Yalancılara ve dalkavuklara inanmayı bırakmalıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve rahmetle anıyorum... Ne mutlu Türküm diyene
NutukMustafa Kemal Atatürk · Parola Yayınları · 201434,4bin okunma
kitap gitmiypr arkadaşlar
90.sayfada evlenip mutlu yuva kurdular çok fazla sıkıcı
yazarımızın kalemi çok fazla yüzeysel bana bile çok basit geldi sıkıldım. 36 yaşında koskoca adamsım nikolas 21 yaşında kızı zorbalayıp kendine kapıyo ucube kılıklı moruk çok saçma yami hiç beklentimi fln karşılamadı 1 puan bile çok ayırdığım zamana yazık
CİNSELLİK OLARAK UYUŞMAK SEVMEK DEĞİLDİR.
İnsan sağlıklıyken kiliseyi,ayini düşünmez. Ama ölüm yaklaşınca hepimiz Tanrı'ya ve kiliseye sığınırız. O zaman günah çıkarır,rahip çağırırız. Bu, bilinmeyene duyulan korkudur;hayat boyu yaptığımız kötülüklere karşı bir pişmanlık anıdır." (S.566)
Antropoloji alanında tüm zamanların en değerli katkısını sunduğuna inanlılan kitap, 588 sayfa ve bit kadar puntolarla uzun bir aradan sonra yeniden basılınca okumamak olmazdı. Anthony Quinn'in başrolünde olduğu 1978 yapımı filmi, Fidel Castro'nun "50bin siyasi broşürden daha değerli" söylemi ile kitabın gerçek bir başyapıt olduğunun kabulü kaçınılmaz. Peki ama neden?
1956 yılında Mexico City'e göç eden köylüler üzerine geleneksel bir antropolojik çalışma yapılmak istenmiş. Oscar Lewis, bu insanların arasında az da olsa birkaç kişinin gözlem gücünün yüksek ve sözel becerilerinin iyi olduğunu fark ediyor. Roman ve antropolojik raporun arasında bir formatta bir eser yazmak isteyince önce Five Families isimli (ses kayıtları, ev içi gözlemleri birleştiren 5 farklı ailenin 1 gününü anlatan eser) bir kitap yayımlanıyor. Amaç; hiç yorum katmadan, seslerle doğrudan bir gerçekliği anlatmaktır ve bu tarzın adını da "Etnografik Gerçekçilik" koyuyor. Bence bu çok ilginç bir isim, "Büyülü Gerçekçilik"in karşı ayağı gibi :))
Sanchez'in Çocukları, bu 5 ailelilik kitabın içindeki ailelerden biri. Oscar Lewis, Sanchezleri oradan alıp biraz daha genişleterek bu eseri ortaya çıkarmış. Çünkü kişisel hayatlara odaklanarak arka plandaki yoksulluğun gözden kaçmasını istemiyor. Bunu yaparken ses kayıtlarını kullanıyor ve sürekli sahada yer alıyor. Ancak kitabı yazarken ses kayıtlarını kullanması kitabın Lewis'e mi yoksa ailenin kendisine mi ait olduğu tartışmasını da getiriyor. Sanki kitap ses kayıtlarından ibaretmiş de yazar kendine göre bunlara
İhsan Oktay Anar’ın efsanevi eseri Puslu Kıtalar Haritası’nı, Radyo Tiyatrosu üzerinden yaklaşık 1 saatlik bir sesli oyun olarak dinledim. Dinlerken atmosfer ve seslendirmeler ne kadar başarılı olsa da içimde hep bir şeylerin eksik kaldığı hissi vardı. Sanki koca bir evrenin içinden aceleyle geçmişiz gibi hissettim ve dürüst olmak gerekirse ilk başta kitaptan tam olarak bir netice çıkaramadım, yazarın ne anlatmak istediğini kavrayamadım.
Küçük bir araştırmadan sonra anladım ki bendeki bu eksiklik hissi çok normalmiş. Çünkü radyo tiyatrosu, mecburen bu devasa ve labirent gibi eseri 1 saate sığdırabilmek için kitabın o muazzam yan hikayelerini ve en önemlisi felsefi derinliğini kesip atmış.
Sonuç olarak; radyo tiyatrosu bu harika atmosfere giriş yapmak için güzel bir basamak oldu ama kitaba asıl ruhunu veren o felsefi okyanusu kaçırdığımı fark ettim. En kısa zamanda bu eseri elime alıp, satır satır okuyarak hakkını teslim etmeyi planlıyorum. Benim gibi sadece dinlemekle yetinenlere tavsiyem; bu puslu haritayı bir de sayfaların arasında keşfetmeniz
SPOİLER OLDUKÇA FAZLA !!!!!!
Nereden başlayacağımı pek bilmiyorum açıkçası. Bu sene kitap incelemesi yazmayacağımı söylemiştim kendime ama galiba en çok inceleme yazdığım yıllardan biri oldu. Yıldız Gezgini de hakkında birkaç şey söylemeden geçemeyeceğim kitaplardan biri.
Öncelikle kitabın diliyle başlamak istiyorum. Çünkü kitaba başlamadan önce okuduğum yorumların büyük kısmında dilinin ağır olduğu, bazı bölümlerin zor ilerlediği yazıyordu. Açıkçası ben aynı şeyi hissetmedim. Tam tersine, Jack London'ın kalemine hayran kaldım. Evet, kitap ölümden, bilinçten, geçmiş yaşamlardan ve insan ruhundan bahsediyor; yani oldukça büyük konuların peşine düşüyor. Ama bunu yaparken hiçbir zaman okuru yormuyor. Bir bölümde San Quentin'in karanlık hücresindesiniz, birkaç sayfa sonra çölün ortasında susuzluktan kırılan küçük Jesse'nin peşinden gidiyorsunuz, ardından kendinizi Kore saraylarında buluyorsunuz. Kitap sürekli yer ve zaman değiştiriyor ama buna rağmen akıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Kitabımız ,Darrell Standing adında bir profesör var,onun San Quentin Hapishanesi'nde idamını beklediği günlerde başlıyor. Ama açıkçası Darrell ilk başta çok sevdiğim bir karakter olmadı. Oldukça gururlu, inatçı ve başına buyruk biri. Zaten hapishane yönetimiyle sürekli çatışmasının sebebi de biraz bu. Özellikle gardiyanlarla yaşadığı gerilim daha ilk sayfalardan hissediliyor.Sonra işler giderek sertleşiyor. Darrell'a uygulanan deli gömleği cezası kitabın yönünü tamamen değiştiriyor. Başlarda bunun sadece bir hapishane hikâyesi olacağını düşünmüştüm. Hatta Jack London'ın daha çok sistem eleştirisi yaptığı bir roman okuyacağımı sanıyordum. Sistem eleştirisi elbette var; San Quentin oldukça karanlık ve acımasız bir yer olarak çiziliyor. Deli gömleği sahneleri ise kitabın en vurucu yerlerinden
bu kitapta Ataturk'un dogumundan baslayarak İttihat ve Terakki'yi,gorevlendirildigi yerleri,hamlelerini falan her seyi detaylica okuyoruz,OKUYUN OKUTTURUN,3 kitap diye biliyorum,hepsini de okuyacagim
Tek Adam - Cilt 1Şevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitabevi · 20193,457 okunma