-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun..
Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın..
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl:
O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl!
perde-i zulmet: karanlık perdesi
sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi
nigah: göz
nâgâh: birden, ansızın
muhal: imkansız
derpiş: göz önünde canlandırmak