• 166 syf.
    ·4 günde·1/10
    SEVMEDİM.
    Söze neden 10 üzerinden 1 puanı uygun gördüğümle başlamak, sanırım en iyisi olacak. Bu puan, yazarın tabi ki yeteneğine değil, çünkü bu zaten komik olur. Bu puan, bu kitabın bana ne kadar hitap ettiğine verildi, yani hiç ETMEDİ.

    Beni rahatsız eden hususları sonlara doğru değinmek üzere bir kenara itip, kalan konularla ilgili birkaç kelam edeyim. Toptaş betimleme ve aktarma konusunda çok başarılı bir yazar. Eğer yanılmıyorsam bu ilk kitabı ve hiç de ilk kitap gibi değil. Cümleleri oldukça usta kurulmuştu. Bazı yazarlar, betimleme konusunda kalemi o kadar abartılı kullanıyor ki, anlatmak istediklerini zihinde canlandırmak bu abartıdan dolayı imkansızlaşıyor. Aşırı ayrıntılar canlandırılan sahneyle uymuyor, tam ‘’evet sanırım şöyle’’ derken tekrar bir tasvir yapılıyor, ‘’hobaaa o zaman şurası şöyle değil burası böyle değil’’ derken pat! sahneden çıkıyoruz. Fakat Toptaş’ın kalemi böyle değil. Kalemle çizer gibi sözcüklerden resim yapıyor, hem de üç boyutlu. Duyguyu aktarma konusunda da betimleme ile aynı yetenek söz konusu. Endişeyi, yılgınlığı, karamsarlığı, merakı her şeyi hissettiriyor. Bedran karakteri taksiye mi bindi, bir anda köyünü mü düşünmeye başladı, hoop köydeyiz. Köye gittik, sabah oldu, zorla uyandığı sahne, o an uykunuz yok fakat o uyanmayı size yaşatıyor. Babadan korktu, ellerini gördü, kaçmak istedi, uzaklaşmak istedi ama kaçamadı derken evine geldi yatakta, birden hoop öğrenci evine gidiyoruz, öğrenci evinden sevgilisinin evine derken, ordan oraya gide gele gide gele yolculuğu beleşe getiriyorsunuz.

    Aktarma ve anlatma konusunda bu kadar yetenekli bir yazarla yıldızımızın barışmadığı nokta nedir? Ben Bedran deneni sevmedim. Özellikle rahatsız olduğum sapıksı şeyleri dışında, karakter çok sıkıcıydı. Sürekli bir arabesk mi desem nasıl desem bilmiyorum, itici, insanın kalbini daraltan, sürekli karanlık bir havası vardı. Karanlığı da açmak lazım, ona buna kötülük yapan ya da psikopat anlamında değil. Derin derin düşüne düşüne bir hal oldu. Hayır düşündüğü de ‘’essahtan bir şey olsa’’ gam yemeyeceğim. Onu sıkıcılıktan başka bir kelimeyle ifade edemem herhalde. İç dünyasını hiç mi hiç merak etmeyeceğim, renksiz bir tip. Ciddi ama ciddiyetinde zerre saygınlık uyandıracak bir taraf yoktu BENİM İÇİN.

    Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere. Hepimizin değer yargıları var, kimisi ortak kimisi oldukça farklı. Bu sözüme bir parantez açmazsam yanlış anlaşılmaya oldukça müsait. Bu kitabı beğenen okurlardan bu incelemeyi okuyan olursa, lütfen benim düşüncelerimi kişiselleştirmesin. Sitede özellikle rahatsız olduğum bir husus var. Ben bir kitabı çok sevmişsem ve o kitapla ilgili çok saçma sapan bir değerlendirme değil de sevilmemiş, beğenilmemiş olduğuna dair bir inceleme okursam, hemen yorum atıp o kişinin fikrini değiştirmeye kalkmam. Olabilir yani beğenmek zorunda değil. Burada bir kalıp içindeki hamur değiliz. Çoğunluk azınlık olaylarına da girmem. Çünkü zaten her türlü yoruma/incelemeye denk gelme şansımız var. Tabi bazen çekinceler gölgesinde söylemek istediklerimizden daha azını söyleme durumunda kalabiliyoruz. Bırakalım yapsınlar, bırakalım söylesinler. Az liberal takılalım :P Bir de HER TÜRDEN İNSAN OLDUĞU İÇİN, SÖZÜMÜZ SÖYLEDİĞİMİZ DEĞİL ANLAŞILDIĞI KADARDIR. Fakat beni anlayacak ve benimle aynı düşünecek 3 kişi bile olsa bana yeter. Benden farklı düşünlere saygısızlık etmek istemediğimi tekrar belirterek ilgilenmediğimi de söylemek zorundayım. Zaten bu kitapla ilgili yazılan ne var ne yok okudum ben. Olumlu görüşler için incelemeyi burada kesiniz.

    Daha önce Gecenin Sonuna Yolculuk adlı eseri okumuş ve bazı göğüs ve zihin deşici ifadeler/ durumlardan ötürü zorlanmış ve yer yer rahatsız olmuştum. Fakat şu an hiç rahatsız değilim aksine daha beteri daha kötüsünü görünce öp başına koy sözünü anlamış bulunuyorum. Orda rahatsız olduğum konulardan biri, Bardamu denenin bir arkadaşının nişanlısı ile birlikte olması, bunu defalarca tekrarlaması, sonra bunların bir araya gelip o arkadaşını gerizekalı yerine koyması, üstelik adamın kör olması ve bunu böyle çok da tın bir havada anlatmasıydı. Ben kalleşliğe ve gevşekliğe gelemiyorum kardeşim. Burdakiyse bambaşkanın da başkası. Tu Allah belanızı versin dediğim iki sahne oldu. (Şu an bu satırları paylaşıp paylaşmama konusundaki rahatsızlığım baş ağrısı gibi şakaklarımda zonk zonk zonkluyor. Yani şu satırları yazıp, burdaki hiç kimseyle yüzcek tanışmak istemiyorum, öyle utanıyorum edepsizlik benim hatam olmasa da. Fakat benim kitabımda az dürüstlük yoktur, açarsam kartları sonuna kadar gitmeliyim.) Burdaki konu çoklu birliktelik. Fakat bunu da açmak gerek. Bedran denen, sevgilisinin evinde, sevgilisinin arkadaşı, sarışın, beyaz bacaklı, küçük bilmem ne’li, şuh bakışlı Figen ve sevgilisinin ablası otururlarken kapı çalar, ablagibiablanın bir erkek arkadaşı gelir. Yeterli erkek sayısı sağlanamayınca banyoda Bedran, Figen ve Bedran denenin sevgilisi; diğer odada ablagibiablayla onun arkadaşı zeybek oynarlar. Ben zeybek diyim, siz başka şeyler anlayın. İlk önce Bedran denenin sevgilisi gelir, ona ablagibiablayla onun yanındaki herifin halının üstünde üryan zeybek oynayışını gülerek gösterir. Yahu bu na-na-na-na-na-na-sıl bir sahneeeeeeeee. Ya bu nasıl bir gevşeklik. Sonra diğer iki insan kız banyoya geçerler, elektrik gider ve Bedran denenden mum isterler, derken olaylar hızla gelişir, folklorük figürler eşliğinde zeybek başlar. Kitabın sonunda da yine başka bir birliktelik, sahneye çıkar. İlk önce her normal insan gibi iki kişi, yani Bedran ile başka bir kız, sevilen parçalardan biri olan Gangnam Style eşliğinde raks ederler; pis, boş pencereleri naylon bir evde –demek ki yankısı iyiymiş- sonra kapıda bir gölge belirir, aaa bunlar şok yine bir ablagibiabladır. Hadi der o da üryan kalır ve üç kişi yumruk yaptığı ellerini çapraz üst üste koyup sallamak suretiyle takılırlar. OLMAZ OLSUN BAĞĞĞZZZI ŞEYLER.

    Ben Kübra. Sırf biraz sempatik bir dil kullanarak, aslında aşağılamanın bin türlüsünü yapmak istediğim fakat frene bastığım bu incelemede asla ama asla bu kitabı önermiyorum. Rezillik. Başka hiçbir şey değil. Başka kitaplarına bakacağım. Fakat denk geldiğim ilk ahlaksızlıkta o kitabı okumayı bırakacağım. O kadar şaşkın ve üzgünüm ki. Okuyanı şair eden bu yazar, bu kitabında edebi yeteneğini, fantezi dünyasına çok başarılı bir şekilde meze etmiş… Umarım o çok beğenilen kitaplarında bu iğrenç eğilimi bırakmıştır. Ama bendeki fikrini kıramayacağını düşünüyorum. Beğensem dahi artık onu tertemiz bir sevgiyle takdir edemem. Tabi ki yazarın çok da umrunda olmayacak. Fakat görüşlerimi açıkça belirtmezsem de ben başımdan aşağıya çatlardım. Hala kendimi yeterince kusmuş hissedemeyerek Yalnızlıklar 'a doğru gidiyorum. Hadi eyvallah.