Öne sürmek istediğim şey ise unutkanlığın başlıca kaynağının, toplumsal yaşamı yerellikten, insani ölçeklerden ayıran süreçlerle ilişkilendirilebilir olduğudur: insanüstü hız, akılda tutulamayacak denli büyük megakentler, emek süreciyle bağı kopmuş tüketicilik, kent mimarisinin kısa ömrü, içinde yürünebilir kentlerin ortadan kalkması...
Modenitenin unutturduğu şeyler oldukça derin, geniştir; hayatın ölçüsünün insan olması, aşina olduğumuz toplumsal ilişkilerle örülmüş bir dünyada yaşayıp çalışma deneyimi... Ortak anılara dayanarak hayatın anlamı diye niteleyebileceğimiz şeylerde köklü bir değişimden söz ediyoruz. O anlam, modenitenin sunduğu yaşam alanlarında meydana gelen yapısal bir dönüşüm ile birlikte erozyona uğruyor.
Cicero, bu sanatın uygulama ilkelerini kısa ama etkili bir ifadeyle tarif etmişti: “Bellek becerisini eğitmek isteyen kişiler, kimi yerler belirlemeli ve hatırlamak istedikleri şeylerin görüntülerini zi hinlerinde canlandırarak, onları belirledikleri yerlerde depolamaklar dır. Böylece bu yerlerin düzeni, hatırlanmak istenen şeylerin de düzenini muhafaza edecektir.” Buna göre, “bellek sanatı” “mekânsal bir yöntem” olarak tarif edilmiştir. Buradaki mekân ev, kemer, köşe, sütun ya da sütunlar arasındaki yerler gibi kolayca hatırlanabilir yerler olmalıdır.
İşe modernite kavramını tanımlamakla başlamak gerekirse; modernite sözcüğü ile feodal ve atadan kalma sınırlamaları küresel ölçekte alaşağı eden kapitalist dünya pazarının oluşmasıyla birlikte toplumsal dokuda meydana gelen nesnel dönüşümü; psikolojik bakımdan da zümrelerin değişmez hiyerarşisinden aşamalı olarak kurtulunmasıyla birlikte yaşamsal fırsatların genişlemesini kastediyorum.
Bu dönem, kronolojik olarak on dokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak hızlanan ve günümüze dek uzanan süreci kapsar. Söz konusu süreç dünya genelinde yaşansa da unutkanlık üzerine vereceğim ör nekler özgül, çoğu zaman da Birleşik Devletler ile Avrupa’dan örnekler olacak. Çünkü unutkanlığı üreten kaynakların bu örneklerde gizli olduğu varsayımından yola çıkıyorum.
Yüzyılın sonunda yaşamış birçok genç kadın ve erkek, içinde yaşadıkları zamanın ortak geçmişi ile herhangi bir organik bağı bulunmayan bir tür daimi şimdiki zaman içerisinde büyüdüler.
"Sen görünüşe aldanarak, bunu bildiğimiz bir ağaç sanmışsın. O ağacın peşinde vaktini boşa harcamışsın. Görünen o ki, ağaçtan bir meyve-cik bile koparamamışsın. O bazen bir ağaç, bazen ba-ban, bazen evladındır. Bu yüzden isme takılıp kalma, bilgiyi gördüğün yerde peşine düş, bırakma! Böylece ölümsüzlüğe ulaşırsın."