Betimleme üstadı Şevket Süreyya Aydemir, kitabın giriş bölümünde yaklaşık olarak otuz sayfa boyunca, ustaca mekan betimlemesi yapar. Bu durum okurun beklentisine göre sıkıcı veya hoş gelebilir fakat bu otuz sayfa, hikayeyi okuyucuya kısık ateşte alıştırır.
Kitabın otobiyografik bir eser olduğunu göz önünde bulundurursak bu acele etmeyişi haklı bulabiliriz. Çünkü yazar bu bölümde çocukluğunun geçtiği mahallesini anlatır. Haliyle hatırladığı her şeyi otobiyografik eserine bolca aktarmak isteyecektir.
Aslında sadece giriş bölümü değil, bütün kitap boyunca bu acele etmeyiş hakim sürer. Yazar kendi hayatını aheste aheste anlatır. Yani hikaye ağır tempoda devam eder. Dolayısıyla okuyucunun sabırlı ve daha dikkatli okuması gerekir. Çünkü ağır tempoda giden hikayeler içsel düşüncelerle okuru daha çok düşündürmeye iter. Bu kitapta tam anlamıyla bu duruma örnek bir eserdir.
Kitabın adı olan “Suyu Arayan Adam”, bize bir arayışın olduğunu ve bu arayışın aslında hayat yolculuğunda kişinin kendini bulma çabası olduğunu ifade eder. İnsan ömrünü göz önüne aldığımızda, bu arayışta acele etmeye gerek olmadığı sonucuna varmak zor değil. Bu nedenle, daha kitabın ismini okurken bile ana teması hakkında güçlü ipuçları edinebiliriz. İsim ile tema arasındaki uyum çok başarılı, hatta oldukça derin.
Edebi açıyı bir kenara bırakıp Türk düşünce tarihi açısından bakarsak çok önemli bir kitap olduğu kesin. Balkan savaşını, 1. Dünya harbini, Kurtuluş savaşını, cumhuriyetin kuruluşunu bizzat yaşayanın kaleminden okumak bir Türk genci için velinimet. Çünkü bu kitap sadece bir bireyin hikayesi değil; aynı zamanda bir milletin uyanışının, kimlik arayışının da hikayesidir.
Aydemir’in çocukluk hatıralarıyla başlayan anlatısı, zamanla imparatorluk enkazının üzerinde yeni bir devletin, yeni bir