Papa Urban'ın, Miladi 28 Kasım 1095 yılında, Fransa'nın Clermont şehrinde, halkı Haçlı seferlerine katılmaya teşvik etmek için yaptığı ateşli konuşmadan sonra meydanda bulunanların galeyana gelerek, "Deus le volt" (Tanrı bunu istiyor) diye haykırmaya başlamasının üzerinden tam yüz elli beş yıl geçmişti. Daha sonra Haçlı seferlerinin sloganı olarak kullanılan bu söz, Müslümanlara karşı çıkılan her sefer de kullanılmaya başlandı. Onlara göre Tanrı kendi taraflarındaydı ve doğru yoldan sapmış kafirlere karşı kan istiyordu. Sefere çıkan herkesi, bu sloganla kandırıp sömürdüler. Haçlılar, Birinci Haçlı Seferi'nden 155 yıl sonra yedinci kez yola çıktılar. Slogan yine aynıydı: "Deus le volt!" (Tanrı bunu istiyor!) Ne var ki Haçlıların, "Tanrı istiyor:' diyerek çıktıkları bu yolun sonunda bekledikleri para, şan, şöhret ve intikamdan başka bir şey değildi. Tanrı'larını, bir kez daha, şahsi çıkarlarına ve kirli emellerine alet etmeyi iyi becermişlerdi.
Sayfa 97 - Yeditepe Yayınevi.
İmam Gazali Hazretleri..
" Sonra kendi durumumu gözden geçirdim. Baktım ki pek çok dünyevi alakanın içine dalmışım ve bunlar beni her yönden kuşatmışlar. Ardından amellerimi gözden geçirdim ki, bunlar içinde en güzeli ders vermek ve ilim öğretmekti. Bunlar da bile , ahiret yolunda önemsiz ve faydasız olan ilimlere yönelmiştim. Daha sonra ders vermedeki niyetimi düşündüm. Niyetim hâlisane ve Allah rızası için değildi; aksine beni ders vermeye iten sebep ve harekete geçiren şey makam arzusu ve şöhretimin yayılması idi. Dolayısıyla yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarında bulunduğumu kesinlikle anladım. Eğer durumumu hemen düzeltmeye girişmezsem cehennem ateşine yuvarlanmak üzereydim. Bu halimi bir müddet düşünmeye devam ettim.Hâlâ bir tercihte bulunma aşamasındaydım. Bir gün Bağdat'tan ayrılmaya ve içinde bulunduğum halleri terk etmeye kesin karar veriyor, ertesi gün bu kararımdan geri dönüyordum. Bu konuda bir adım ileri atsam, diğer adımımı geri çekiyordum. Sabahleyin ahirete yönelme hususunda içimde bir arzu doğsa, şehvet ordusu hemen saldırıp akşama bu arzumu dağıtıyordu. Dünyevi tutkular zincirleriyle beni çekip yerimde kalmaya zorlarken , iman tellalı şöyle sesleniyordu: " Yolculuk var, yolculuk var! Ömürden geriye çok az bir şey kaldı. Önünde ise uzun bir yolculuk var. Sahip olduğun ilim ve amellerin tamamı gösteriş ve kuruntudan ibaret. Eğer ahiret için şimdi hazırlanmazsan, ne zaman hazırlanacaksın? Eğer bağlarından şimdi kurtulmazsan, ne zaman kurtulacaksın ? " Böylece bu çağrı beni kendime getiriyor, içinde bulunduğum durumdan kaçmaya ve uzaklaşmaya tekrar karar veriyordum. Fakat biraz sonra şeytan geri geliyor ve " Bu hâl geçicidir , sakın ona uyma. Çünkü çabucak geçiverir. Eğer o çağrıya uyar da şu anki etkili makamını, kargaşa ve sıkıntıdan uzak düzenli konumunu ve hasımlarının
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Haçlı seferleri
11. yüzyılda Anadolu, Suriye ve özellikle Hıristiyanlar için kutsal sayılan Kudüs şehri Selçuklu İmparatorluğu'nun hakimiyeti altına girdi. Başta Batılı Hıristiyan devletleri olmak üzere pek çok ülke Türklere cephe alarak, Kudüs'ü ve kutsal bölgeleri Müslümanların hakimiyetinden kurtarmak ve Müslümanları Anadolu'dan ve Avrupa'dan atmak için seferler düzenledi. Haçlı Seferleri olarak adlandırılan bu seferler 1095-1270 yılları arasında yapılan sekiz ana seferle 1291 yılından sonra düzenlenen bir dizi küçük seferden oluşmaktadır. Yapılan savaşlara bu ismin verilmesi ise, Hıristiyan savaşçıların elbiselerine haç diktirmelerinden kaynaklanıyordu.
Sayfa 17
Malazgirt Meydan Savaşı
26 Ağustos 1071 yılında Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru 4. Romen Diyojen (Romanos Diogenes) arasında, günümüzde Muş'un bir ilçesi olan Malazgirt'te yapılan ve Selçukluların zaferiyle sonuçlanan savaştır. Türk-İslam tarihinin en büyük savaşlanndan biri olan bu savaşla, Anadolu'nun kapıları Türklere açılarak Anadolu, Türk egemenliğine girmiştir. Bunun sonucunda da Bizans Avrupa'dan yardım istemiş, 1095 yılında 1. Haçlı Seferi düzenlenmiştir.
Sayfa 13
Gazzâlî
488/1095'te derin bir ruhî bunalım yaşadı. İlmi faaliyetlerinin Allah rızasından ziyade şöhret amacı taşıdığını fark etti. Tabiplerin "psikolojik kökenli" teşhisi koyduğu hastalık, onu görevinden ayrılmaya zorladı. Malının çoğunu dağıtarak Bağdat'tan ayrıldı. el-Münkız'da anlattığı üzere, kelâm ve felsefenin hakikate ulaştıramadığı kanaatine vararak tasavvufa yöneldi.
Melikşah'ın Ölümü Ve Fetret Devri
Melikşah’ın ölümüyle imparatorluk iki kutba ayrılmıştır. Bir tarafta sarayın güçlü kadını Terken Hatun, henüz 4 yaşındaki oğlu Mahmud’u tahta çıkarmak için ordunun sadakatini altınla satın almış; diğer tarafta ise Nizâmü’l-mülk’ün "evlatlarım" dediği Nizamiyeler, büyük oğul Berkyaruk’u meşru varis kabul etmiştir. ​Tarihçinin Notu: Terken Hatun'un, halifeye baskı kurarak küçük bir çocuk adına hutbe okutturması, Selçuklu geleneklerine aykırı bir "zorlama" olarak nitelendirilir. Nizamiyeler ve Nizâm-ı Âlem Mücadelesi Berkyaruk’un hapisten kaçırılarak tahta oturtulması, bürokrasinin ordu üzerindeki son büyük zaferlerinden biridir. Bu dönemde Tâcü’l-mülk gibi rakip vezirlerin tasfiyesi, devletin yönetim kodlarının yeniden Nizamiyeler eline geçmesini sağlamıştır. Tutuş ve Arslan Argun Tehdidi Sultan Berkyaruk, sadece kardeşleriyle değil, "Melikşah’ın mirasında hak iddia eden" amcasıyla da savaşmıştır. Tutuş Vakası (1095): Suriye Meliki Tutuş'un mağlubiyeti, Berkyaruk’un saltanatını meşrulaştıran en büyük askeri başarıdır. Tarihçi burada, komutanların "zalim ve sert" Tutuş yerine, daha "ılımlı" görünen Berkyaruk’un safına geçmesini bir dönüm noktası olarak görür. Arslan Argun: Horasan'ı kana bulayan bu isyanın, bir köle suikastıyla bitmesi devletin bekası için "ilahi bir lütuf" olarak yorumlanabilir. Muhammed Tapar ve Müeyyedü’l-mülk İttifakı 1099 sonrası başlayan bu yeni evre, "Kardeşin kardeşe kırdırıldığı" en dramatik dönemdir. Nizâmü’l-mülk’ün oğlu Müeyyedü’l-mülk’ün taraf değiştirerek Muhammed Tapar’ın veziri olması, devletin idari çekirdeğinde büyük bir çatlağa yol açmıştır. Tarihçinin Notu: Bu dönemde Bağdat’ta kimin adına hutbe okunacağı, o gün şehre hangi ordunun hakim olduğuna göre değişir hale gelmiştir. Bu durum, Selçuklu prestijine vurulan en ağır
Alıntı