Şahsen bilmiyordum, duyduysam da unutmuşum.
Toplamda dokuz Haçlı Seferi olduğunu, ilkinin 1096-1099'da, sonuncusunun 1271-1272'de gerçekleştiğini de hatırlayalım. Bu arada I. Haçlı Seferi'nin ana nedeninin, çeyrek yüzyıl evvel Sultan Alparslan'ın Bizans'ı ağır bir yenilgiye uğrattığı 1071 Malazgirt Zaferi olduğunu muhtemelen biliyorsunuz.
Sayfa 235 - Timaş Tarih
Kıpçak Elçileri İtler(idler) ile Kitan/Kotan ölümü
1094'te Suzdal Knezi Kıpçak beyleri'nden İtler(idler) ile Kitan/Kotan'i namertçe öldürdü. Bu haberi alan Kıpçakların Akıncı beyi Bonyak kiyef'e akın etti. Knezin köşkünü yaktı. Bir başka Akıncı beyi Küre 1096 da Pereyaslavl'da bir Rus şehrini yaktı.
Sayfa 108 - Türk Tarih Kurumu Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
1092 Melikşah'ın ölümünden sonra taht kavgaları basladi. 1096 da Haclilar Lavant'a girdiler...
Sayfa 115 - Arkadaş·Kitabı okudu
1096- 99' daki ilk haçlı seferi yeni Batı'nın ilk iş birliği olmuştu ve bu Avrupa'nın Karanlık Çağlar olarak bilinen uzun barbarlık döneminden çıkmaya başladığının işaretiydi . Kuzey Avrupa'nın Hristiyan uluslarinca desteklenen yeni Roma, uluslararası sahnedeki eski rolünü kazanmaya çalışıyordu. Ama Anglo Saksonlarin ve Franklarin Hristiyanlığı gelişkin değildi. Bunlar ,saldırgan ,savaşçı halklardi ve saldırgan bir din istiyorlardı.
Sayfa 294·Kitabı okudu
İSTİLA (1096-1100)
“Frenklere bakın! Dinleri için nasıl gözleri dönmüşcesine savaşıyorlar; oysa ki biz Müslümanlar cihat yolunda hiç de ateşli değiliz.” -Selahaddin Eyyubi
Alıntı
Gazalinin deneyimleri (devamı) ;
"Belirsizliğin pençesinde kıvranırken, bir gün Bağdat'tan ayrılmaya ve her șeyden vazgeçmeye karar verdim. Ertesi gün, kararımdan vazgeçtim. Bir adim ileri atıp, hemen geri çekildim. Sabah içtenlikle kendimi sadece gelecek hayatla meşgul etmeye karar verdim. Aksam bir grup nefsani düşünce hücum edip kararlarımı bozdu. Bir taraftan dünya beni harislik zincirindeki görevime bağlı kılyor, diğer tarafta dinin sesi beni kendisine çağırıyordu: 'Uyan, uyan! Ömrün sonuna yaklaşıyor ve senin daha kat edecek çok yolun var. Bütün uydurma bilgiler, yalan ve fanteziden başka bir șey değil. Kurtuluşunu şimdi düşünmüyorsan, ne zaman düşüneceksin? O zaman kararım kuvvetlendi; her șeyden vazgeçmek ve uçup gitmek istedim, ama nefis karşıma dikilip şöyle dedi: 'Gelip geçici bir his yüzünden ızdırap çekiyorsun. Ona yol verme, kısa zamanda geçecektir. Eğer ona uyarsan, eğer bu güzelim makamdan vazgeçersen, bu onurlu geçmişten, seni koruyan bu saltanat mühründen vazgeçersen, onu bir daha elde edemeyerek müteessir olursun." Böylece, (Miladî 1096 yilinin) Recep ayından itibaren, altı ay kadar bir süre, bir taraftan dünyevi tutkular ve diğer yandan dinî emeller arasında bölünüp kaldım. Bu emeller arasında iradem belirdi ve kendimi kadere teslim ettim. Allah dilimi bağladı ve ders vermeme izin vermedi. Öğrencilerim için ders vermeye devam etmek istedim, ama nafile: sanki dilsiz olmuştum. Mahkûm edildiğim sessizlik beni șiddetli bir umutsuzluğa saldı, midem zayıfladı, iştahımı yitirdim. Ne bir lokma yiyebildim, ne de bir yudum su içebildim. Öylesine elden ayaktan düştüm ki, beni kurtarmakta çaresiz kalan doktorlar, Fesat kalpte ve oradan bütün organizmaya yayılmış; bu ağır üzüntünün sebebi bulunmadıkça hiç umut yok diyorlardı." (s 50-5 1) Gazali'nin sıradan sebeplerden değil, varoluşsal
Sayfa 86
Tasavvuf