Puan vermedi·48 syf.··
2026 25. kitabı
Görünmeyen Döngü serisinin yayınlanmış ilk kitabı: Milerapa. Seri birbirinden bağımsız 8 kitaptan oluşmakla birlikte, kitaplar "anlam arayışı" temasıyla birbirine bağlanır. Genel olarak arayışların başlangıç noktası yas, ölüm, kötülük gibi olumsuz bir yaşanmışlıktır. Farklı karakterlerin, aydınlanma ve anlama kavuşma serüveninde yollarının kesişmesi de döngünün ortak bir özelliği. Kitabımız gerçek bir karakter üzerine inşa edilmiş kurgu öykü. Milarepa 1100'lerde yaşamış Tibetli ünlü budist ve şair olarak tarihin sayfalarına yerini almış biri. Yaşadığı kötülükler kendisini de kötü biri yapmış, kara büyü öğrenerek kendisine kötülük yapan akrabalarından intikam almıştır. Kötülüğün ağırlığını taşıyamadığı için Ustası Marpa'nın zorlu eğitimlerinden geçerek herşeyi geride bırakmış bir azize dönüşür. Öykümüze dönecek olursak, herşey Milarepa ve amcası Svastika'dan yüzyıllar sonra yaşayan Simon'un rüyalarıyla başlıyor. Sürekli olarak aynı rüyayı gören Simon, intikam alma isteğiyle dağlarda dolaştığını ve Milarepayı arayan Svastika olduğunu görür, yani onun reenkarnasyon ile yeniden dünyaya gelmiş hali olduğunu farkeder. Yüzlerce yıldır devam eden bu intikam ve nefret duygusunu bitirmek ve ruhları huzura kavuşturmak için onların öyküsünü yeniden anlatması gerektirğini anlar. Nefretten, herşeye sahip olma hırsından başlayan yolculuğun hiçlikle, kötülüğün ağırlığıyla yaşanan sıkıntının huzurun hafifliğiyle son bulduğu bir döngü öyküsüydü. Yazarın kalemini beğeniyorum, kitabı okurken başlarda bir huzursuzluk hali geldi bana bunu da yazarın ustalığına bağlıyorum.
MilarepaEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2026357 okunma
Mahir Kabakçıoğlu & Mestan
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Demirciler Çarşısı Cinayeti karakter incelemesi I: Mahir Kabakçıoğlu Mahir Kabakçıoglu: Yaşar Kemal, Çukurova’nın toplumsal dönüşümünü anlatırken Mahir Kabakçıoğlu karakteriyle, geleneksel beylik düzeninin yerini alan, eğitimli ancak bir o kadar yozlaşmış ve fırsatçı sermaye sınıfını temsil eder. Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni okurken insanın zihnine kazınan en nevi şahsına münhasır karakterlerden biri şüphesiz Mahir Kabakçıoğlu’dur. Roman boyunca Çukurova’nın o bildiğimiz, kan davalarıyla kavrulan eski feodal düzeninin çöküşünü izlerken, Yaşar Kemal karşımıza öyle bir "yeni ağa" profili çıkarır ki, hani derler ya, gelen gideni aratır cinsten. Mahir Bey, kasabaya adımını attığı ilk andan itibaren o dönem için büyük bir caka vesilesi olan Viyana eğitimini ve Almancasını herkesin gözüne sokar. Amacı bellidir: Kasaba eşrafı üzerinde entelektüel bir üstünlük kurmak. Kendini büyük şehirlerdeki parlak kariyerleri reddetmiş, memleketine hizmet aşkıyla yanıp tutuşan bir idealist gibi pazarlar. Ama bu parlak, batılı ve aydın maskesinin arkasını azıcık kazıdığınızda, karşınıza geleneksel beylerden çok daha tehlikeli, mülkiyet hırsıyla gözü dönmüş bir fırsatçı çıkar. Onun o çok güvendiği modern eğitimi, halka bakışındaki ilkel acımasızlığı zerre yumuşatmamıştır. Aksine, yönetim felsefesini tek bir cümleyle özetler: "Dünya öküzün boynuzunda değil, Türkiye sopanın boynuzunda durur." Ona göre bu halk ancak baskıyla, şiddetle zapturapt altına alınabilir. İki dakika başını boş bıraktın mı düzen bozulur. Yani aslında tepeden tırnağa antidemokratik, tepeden bakan ve otoriter bir zihniyetin ta kendisidir. Derviş Bey ya da Mustafa Bey gibi eski toprak sahiplerini memleketin ilerlemesine ayak bağı olan "habis urlar" olarak görür. Görünürde onların kan davalarını
Demirciler Çarşısı CinayetiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20193,339 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·1192 syf.··
2026 51. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
Okurken çok emek isteyen bir kitap 2666. İnsanın üstüne resmen ağırlık çöküyor. “Çok sevdim” diyemeyeceğim belki ama tüketti beni. Tüketirken de sarstı. Roberto Bolaño’nun 1100 sayfalık bu dev romanı; şiddet, kötülük, kayboluş, edebiyat, savaş ve insanlığın karanlık tarafı üzerine kurulmuş beş bölümden oluşuyor. Romanın merkezinde Meksika sınırındaki hayali Santa Teresa şehri var. Bu şehir aslında gerçek hayattaki Ciudad Juárez’e gönderme yapıyormuş. Ve burası yıllardır çözülemeyen kadın cinayetleriyle anılıyormuş. 1993’ten bu yana kentte binlerce kadın öldürülmüş ya da kaybolmuş. 2666’nın en zorlayıcı kısmı dördüncü bölüm. Yüzlerce kadın cinayeti neredeyse polis raporu soğukluğunda anlatılıyor. Okurken insanı yoruyor, bunaltıyor ve en kötüsü de duyarsızlaşmanın dehşetini hissettiriyor. Bir süre sonra o tekrar eden korkunçluğa alışıyormuş gibi hissediyorsunuz. Roman boyunca çözülmeyen olaylar, kaybolan insanlar ve bütün bunların ortasında normal hayatlarına devam eden insanlar var. İşte en huzursuz edici tarafı da bu bence. Dünya bir yerde yanarken başka bir yerde hayat sıradan şekilde devam ediyor. İsmi bilimkurgu romanı gibi dursa da aslında bugünün dünyasının karanlık tarafına parmak basıyor Bolano. Okuyacak olanlara tek tavsiyem şu: Anlamaya çalışırken kendinizi tüketmeyin. Akışına bırakın. Çünkü sürekli yeni karakterler geliyor, konu değişiyor, bazı şeyler yarım kalıyor ve istediğiniz cevapları her zaman bulamıyorsunuz. “Bir şeyi kaçırıyor muyum?” paniğine kapılmaz, romanın dağınıklığını ve belirsizliğini kabul ederseniz daha rahat okursunuz. Tabii sabrınız da varsa… Çünkü gerçekten çabucak bitmiyor. :)
2666Roberto Bolano · Can Yayınları · 2021386 okunma
Hayal kırıklığı
3/10
·976 syf.··
2026 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 13:45
Diğer bir hayal kırıklığı oldu... dediğim gibi bu ay neredryse hiç kitap okumamıştım ve elime aldığım iki kitabın biri alchemised diğeri buydu. Şimdi kitapta tam 4 tane anlatıcı var ama diğer 3 anlatıcıya kıyasla hikâye bence ead ve kraliçe sabran üzerinden ilerliyor. simyacıya girmiyorum bile anlatıcı sayılabilir mi bilmiyorum ya loth daha çok anlatıcı ona göre ve loth'un varlığı hikâyeyi biraz olsun kurtarıyor çünkü ana karakterleri bir araya getiren adam bu. bizim kilit noktamız yani. Tané'nin bir anlatıcı olması ama EN AZ onu görmemiz beni şok etti. Kitabın başlarında hikayenin tane ve ead üzerinden yürüyeceğini yani 2 anlatıcı olacağını düşünmüştüm. Biri batı biri doğu olmak üzere ama öyle olmadı. Ne tane'nin eğitimi gördük doğru düzgün ne de ejderhasıyla bağ kurmasını, onların konuşmalarını...size şöyle diyeyim en azından bir 70 80 sayfa bu kızcağızın eğitimine bir 50 sayfa da ejderhasıyla bağ kurmasını anlatabilirdi. Zaten yazmışsın 1000 sayfa bence 1100 olsa sorun olmazdı. Bir de sonda SONUNDA bütün ana karakterlerin bir araya gelmesinden dolayı derin bir nefes vrdiğimi itiraf edeceğim. Hani odamda SONUNDA BEE diye bağırdım. Yalnız ne doğru düzgün strateji yaptılar ne de sürekli bahsedip durdukları kafir zart zurt olayı bunların birleşmesinde yazdılar. Yani şahsen en azından bir iki espri şeklinde laf sokmalar görmek isterdim. Ya da o strateji kurma aşamalarını yuvarlak masayı vs bence kararsızlığa düşüp tartışsalar ya da iki taraf da benim dedigim olacak düşüncesine girseler çok tatlı olurdu çünkü tam olarak öyle bir vibe almıştım ben. Toplantılar yuvarlak masalar strateji oluşturma kısmını ben 100 200 sayfa da olsa okurdum çünkü epik fantastik romanları epik fantastik yapan bu oluyor. Sonu inanılmaz derecede aceleye getirilmişti ve bundan gerçekten nefret
Edebiyat
Portakal Ağacı ManastırıSamantha Shannon · Pegasus Yayınları · 202524 okunma
10/10
·832 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 07:36
Zaman çarkı döner, Çağlar gelir ve geçer, efsaneleşen anılar bırakır. Efsaneler solarak mit olur ve onları doğuran çağ yeniden geldiğinde mitler bile unutulur. Üçüncü Çağ’da, kehanetler çağında, Dünya ve Zaman dengede durduğunda, olmuş olan, olacak olan ve olmakta olan, gölgenin karşısında düşebilir… Zamanın şafağında, Yaratıcı olarak da bilinen tanrı, evreni ve tüm yaşamların ipliğini ören Zaman Çarkını oluşturdu. Çark, her biri bir çağı temsil eden yedi tane çubuktan oluşur ve Gerçek Kaynak’tan akan Tek Güç sayesinde döner. Esasen saidin ve saidar olarak bilinen eril ve dişil yarıları birbirini itip çekerek ahenk içinde hareket ederler. Çarkı döndüren güç de budur. Aes Sedailer Tek Güç şeklinde tabir edilen evrenin ve zamanın yaşam kaynağı olan olguyu yönlendirirler. Eski dilde Aes Sedai, ‘Herkesin Hizmetkârı’ anlamına gelmektedir. Shai’tan yani Karanlık Varlık, Yaratıcı tarafından, yaratım anında hapsedilmiştir. Ancak, Efsaneler Çağı diye bilinen zamanda, bir Aes Sedai deneyi yanlışlıkla Karanlık Varlık’ın hapishanesine gedik açmış ve onun dünyaya dokunmasına olanak sağlamıştır. Asıl amacı zamanı ve gerçekliği yeniden yapmak olan Shai’tan’ın bu gayesine ulaşmak için zindanından tamamen özgür kalması gerekir. Onu zindanından kurtarmaları için yozlaşmış, hırslı ve güçlü hizmetkârlarını görevlendirmiştir. Çark, bu tehlikeye cevap olarak muazzam bir güç yönlendirici olan Ejder’i ışığın şampiyonu olması için seçmiştir. Efsaneler Çağı’nda Karanlık Varlık’ın güçlerine karşı Aes Sedai’leri ve ittifaklarını komuta eden Lews Therin Telamon Ejder diye anıldı. On yıllık zorlu savaşın ardından Lews Therin ve yüz yoldaşı Karanlık Varlık’ın zindanına açılan gediği mühürleyerek, onu tekrar hapsetti. Ancak Karanlık Varlık’ın karşı saldırısı Saidin’i lekeledi ve tüm erkek Aes
Dünyanın GözüRobert Jordan · İthaki Yayınları · 20192,136 okunma
7/10
·494 syf.··
2026 9. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 14:53
Merhaba, Öncelikle kitabın başlangıç cümleleri benim favorim oldu. Bir çok kitabı bu anlamda solda sıfır bırakabilir. Londra ve Paris arasında geçen bir kitap. İki şehirden kastı bu. Ama daha çok Fransa’nın siyasi ilişkileri ele alınmış. Okurken “Vay anasını be! Ortaokulda,lisede ve KPSS kitaplarında Özgürlük, Demokrasi, insan hakları diye bahsedilen kelimelerin arasında meğerse tek gün de katledilen 1100 mahkum varmış. “ dedirtti. Öyle ki giyotin denilen aletle kafası koparılan insanların daha sonra bedeninin dört parçaya ayrılması gibi gerçekler vardı. Devrimlerin kanlı bitmesi gerçekçidir. Ama bedenlere yapılan eziyetlerin devrimin savunduğu ilkelerle nasıl çeliştiğini üzülerek okudum. Kitap bu anlamda sarsıcıydı ama sonu bana biraz hızlı yazılmış gibi geldi. Ruhsal dönüşümünü bir kaç paragrafa sığdırdığı bir karekteri bir anda kahraman yapıyor yazarımız. Eğer böyle kibirli birinin kibri bu kadar çok anlatılıyorsa dönüşümü de bir o kadar üzerinden durulmalıydı diye düşünüyorum. Kitap okumaya değer ama gereksiz uzatıldığını düşünüyorum. Daha kısa olabilirdi.
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,7bin okunma