8/10
·168 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
Kalk Yerine Yat, Şermin Yaşar’ın kalemini seviyorsanız sizi yine tanıdık bir yerden yakalayacak öykü kitaplarından biri. Bu kitapta büyük büyük olaylar, uzak hayatlar ya da abartılı dramlar yok. Daha çok yanımızdan geçip giden, belki apartmanımızda yaşayan, belki akrabamız olan, belki de bir yerde oturup konuşsak hikayesini dinleyeceğimiz insanların halleri var. Şermin Yaşar’ın sevdiğim tarafı da bu zaten; sıradan görünen insanlardan sıradan olmayan duygular çıkarabiliyor. Kalk Yerine Yat, 12 öyküden oluşuyor. Her öyküde başka bir insanın hayatına kısa bir süreliğine misafir oluyorsunuz. Kimi zaman içten içe gülümseten, kimi zaman da insanın boğazına küçük bir düğüm bırakan hikayeler bunlar. Öyle büyük cümlelerle değil, daha çok günlük hayatın içinden gelen bir dille anlatılmış. Bu yüzden okurken “ben bunu tanıyorum” hissi sık sık geliyor. Kitabın adını çok sevdim. “Kalk yerine yat” cümlesinde çocukluktan kalma bir ses var. Güven veren, üstünü örten, nereye ait olduğunu hatırlatan bir ses. Kitabın öykülerinde de biraz bu his var bence. Hayatta yanlış yerde kalmış, yorulmuş, kendi yerini arayan insanların hikayelerini okuyorsunuz. Bazen insan gerçekten de sadece yorulduğu için değil, ait olmadığı yerde kaldığı için de uyuyamıyor. Şermin Yaşar’ın dili sade ama etkili. Bazı cümleler çok basit görünüyor ama gelip insanın içinde bir yere oturuyor. Fazla süslemiyor, duyguyu gözümüze sokmuyor, karakterlerini de acındırarak anlatmıyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü anlatılan insanlar gerçek hayata yakın duruyor. Eksikleriyle, tuhaflıklarıyla, yalnızlıklarıyla, küçük beklentileriyle ve bazen de suskunluklarıyla varlar. Öykü kitaplarında en sevdiğim şey, kısa bir metnin insanı uzun uzun düşündürebilmesi. Kalk Yerine Yat’ta da bunu hissettim. Bazı
Kalk Yerine YatŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20257,9bin okunma
10/10
·288 syf.··
2026 5. kitabı
Yani okurken hep ne oldugunu anladıgımı sandım, senaryoları düşündüm tek tek vs ama en son da gerçeği okuyunca şaşkınlıktan tüylerim diken diken oldu. "yookkkkkk artıkkkk neeeeee"dedim. 12 saatten daha kısa sürede okudum ve braz fazla geldi korku miktarı bu yüzden.ara vererek okumam daha iyi olabilirdi. o kadar karmaşık bir kurgu ve olay örgüsü ki.
Sakın Yalan SöylemeFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·144 syf.··
2026 17. kitabı
𝑩𝑬𝑵 𝑮𝑬𝑳𝑫İ𝑴𝑴𝑴 Güzel bir hafta sonu diliyorum kıymetli okur dostlarım... Bugün size Hayykitap ‘ndan çıkan @mecitomurozturk ' ün değerli kaleminden #duayıyenidenkeşfetmek  kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Modern çağın insan ruhunda yarattığı o derin tahribat ve yalnızlık hissiyle başlıyor kitap. Yazar, günümüz insanının hız, tüketim ve yoğun uyarıcılar arasında kendi iç sesini nasıl kaybettiğini adeta yüzümüze çarpıyor. İşte bu kriz dalgası içinde, insanın Yaratıcı ile kurduğu en temel köprü olan “dua” eylemi de nasibini almış ve mekanikleşmiştir. Kitabın değindiği temel mesele tam olarak bu: İnsanlar duayı sadece zor zamanlarda hatırlanan bir istek listesi ya da otomatiğe bağlanmış, anlamı üzerine düşünülmeyen dinsel bir rutin olarak görüyor. Yazar, okuyucuya duanın bu sığ algıdan kurtarılması ve acilen yeniden keşfedilmesi gerektiği çağrısını yapıyor. Sayfalar ilerledikçe dua, sadece dille söylenen sözler olmaktan çıkıp çok katmanlı bir psikolojik, felsefi ve ruhsal eyleme dönüşüyor. Yazarın inşa ettiği bu felsefe, nihayetinde insan yaşamındaki en olgun meyvesini veriyor. O da duanın gerçek anlamda keşfedilmesinin, insanı ulaştıracağı son durağın tam bir teslimiyet ve sükûnet hâli olduğu gerçeğidir. Duanın kabul edilip edilmemesi kaygısından bütünüyle sıyrıldığınızda, Yaratıcı ile kurduğunuz o anlık bağın kendisi en büyük ödüle dönüşüyor. Kitap, duayı yeniden keşfeden insanın hayata, acılara ve beklentilere bakışının radikal bir biçimde değiştiğini vurguluyor. Dünyada ama dünyadan özgürleşmiş bir bilge bilinciyle bizi baş başa bırakıyor. ꫂ❁ “İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır.” ​(s. 9) ꫂ❁ ​“İnsan bazen istediğinin değil, istediğini isteme hâlinin şifasına muhtaçtır.” ​(s. 38) ꫂ❁ ​"Dua, kalbin Allah ile dertleşme
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202699 okunma
bayaaa uzun bir yorum oldu zkdjsm
8/10
·320 syf.·
2026 105. kitabı
Yazarın ilk romanı olmasına rağmen kurgunun işlenişi, karakterlerin dinamizmi ve o akıcı anlatımı beni gerçekten yakalamayı başardı. Alice ve Henry arasındaki o tatlı çekim, ilk başta birbirlerinden nefret ediyor gibi görünseler de aralarında filizlenen o samimi bağ içimi sıcacık yaptı. ​Hikayeye değinecek olursak; prestijli Airington Lisesi'nde son sınıfta okuyan Alice, okulun tek burslu öğrencisi. Zengin ve elit ailelerin çocuklarının gittiği bu okulda alt sınıftan birinin barınması neredeyse imkansızken, Alice zekası ve çalışkanlığıyla okul birinciliğini kimseye kaptırmıyor. Tabii bir de onun bu birinciliğini her sene paylaşmak zorunda kaldığı akademik rakibi Henry Li var. İkisi de inanılmaz rekabetçi ve mükemmeliyetçi. Alice tam bir bilgi makinesi; hatta dürüst olmak gerekirse onun bu aşırı uçlardaki hatasız olma çabasını kendime çok yakın buldum ve karakteri bu yüzden ayrı bir sevdim. ​Her şey yolunda giderken Alice, ailesinin artık okul masraflarını karşılayamayacağını öğreniyor. Hayatı tepetaklak olmuşken aniden görünmez olmaya başlıyor. Ve işin en tuhafı, etrafındaki herkes onu tanıyıp popülaritesini bilirken, başı sıkıştığında bu durumu anlatabileceği tek bir yakın arkadaşı bile yok. O da çaresizce bu sırrını paylaşmak için nefret ettiği rakibi Henry’nin yanına gidiyor. ​Açıkçası Henry'nin ve çevredekilerin bu fantastik durumu bu kadar çabuk kabullenmesi ve sakin kalması bana biraz gerçek dışı geldi. Ben olsam kesinlikle çok daha büyük bir şok yaşardım. Neyse, kurgunun büyüsünü bozmamak için buraya çok takılmıyorum. Alice ve Henry bu gizemi nakde çevirmek için birlikte "Pekin Hayaleti" adında gizli bir uygulama başlatıyorlar. Alice, öğrencilerin gizli isteklerini takip ederek ciddi bir para kazanmaya başlıyor. ​**Genelde bu tarz lise kurgularında çok
1000Kitap
Eğer Beni GörebilseydinizAnn Liang · Olimpos Yayınları · 2023638 okunma
Geç Kaldığım Bir Kitap, Yeniden Başladığım Bir Yazar
Puan vermedi·495 syf.··
2026 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 22:10
Ben bu kitabı nasıl bu kadar geç okudum gerçekten bilmiyorum. Şimdiye kadar okuduğum en sürükleyici kitaplardan biri oldu diyebilirim. Okudukça düşündüm, düşündükçe daha da okumak istedim. Her bölümde ayrı bir merak oluştu ve çoğu zaman “bir sayfa daha” diyerek kitabı elimden bırakamadım. Kitap, Louvre Müzesi’nde işlenen gizemli bir cinayetle başlıyor. Cinayetin ardından ortaya çıkan şifreler, Robert Langdon ve Sophie Neveu’yu hem sanat eserleri hem de gizli mesajlar üzerinden bir yolculuğa sürüklüyor. Leonardo da Vinci’nin eserlerinde saklı ipuçları, onları Kutsal Kase ile ilgili büyük bir sırrın peşine düşürüyor. Hikâye ilerledikçe hem tarih hem de dinle ilgili birçok gizemli iddia da olayların içine giriyor ve merak sürekli artıyor. Dan Brown ile ilk olarak 12–13 yaşlarındayken Melekler ve Şeytanlar kitabı sayesinde tanışmıştım. O zamanlar açıkçası kitabı anlamakta biraz zorlanmıştım ve bitirmek de kolay olmamıştı. Ama Da Vinci’nin Şifresini okuduktan sonra Dan Brown’ın tarzını çok daha iyi anladım diyebilirim. Bu yüzden Melekler ve Şeytanları tekrar okumaya karar verdim. Ayrıca bu kitabın bende bıraktığı etkiyle birlikte serinin diğer kitapları olan Kayıp Sembol, Cehennem ve Başlangıçı da okuma listeme ekledim. Da Vinci’nin Şifresi benim için sadece sürükleyici bir kitap değil, aynı zamanda yıllar önce başladığım bir yazarı yeniden keşfetmemi sağlayan özel bir deneyim oldu. Gizem ve macera seviyorsanız bence bu seriye kesinlikle bir şans vermelisiniz.
Da Vinci ŞifresiDan Brown · Altın Kitaplar · 200352,9bin okunma
10/10
·104 syf.·
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Cimri ‘yi okurken aklıma sürekli Karamazov Kardeşler’deki baba karakteri Fyodor Pavloviç geldi. İkisi de bana göre çocuklarını gerçekten seven bir baba gibi değil, daha çok kendi isteklerini ve çıkarlarını her şeyin önüne koyan insanlar. Harpagon için para ne kadar önemliyse, Fyodor Pavloviç için de kendi zevkleri ve bencilliği o kadar önemli. Bu yüzden çocuklarıyla sağlıklı bir bağ kuramıyorlar. Aralarındaki en büyük fark ise Molière ’in bunu komediyle anlatması, Fyodor Dostoyevski ’nin ise çok daha karanlık ve psikolojik bir şekilde işlemesi. Harpagon’un davranışlarına bazen gülebiliyorken, Fyodor Pavloviç insanı daha çok rahatsız ediyor. Yine de iki karakter de bana göre aynı şeyi temsil ediyor: Gücünü ve otoritesini yanlış kullanan, ailesini korumak yerine dağıtan bir baba figürü. Bu yüzden iki eseri okurken farklı dönemlerde yazılmış olsalar da insanın bencilliği ve aile üzerindeki yıkıcı etkisi konusunda ortak bir noktada buluştuklarını düşündüm.
Alıntı
CimriMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202228bin okunma