ayse

bir insan ölünce, beş dakika sonra, ülkenin dört bir yanında hizmet veren helikopterlerle mavi duman borusuna, yakma fırınlarına götürülüyor. bir insan ölümünden on dakika sonra siyah toz zerrelerine dönüşüyor. mezar taşı yazılarıyla uğraşmayalım. boşver onları. hepsini yak, her şeyi yak. ateş parlaktır ve ateş temizdir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
zihnim bedenimden ve dünyadan milyonlarca kilometre uzakta da olsa ayağımın bastığı yerdeki her şeye hakim olmalıyım, diye düşündüm hep. gerçek deha budur. farklılıkları yüzünden itilip kakılan bir geri zekalı olmak utanç vericidir. yapılması gereken kalabalığın arasına karışmaktır. insanların arasına gömülmek. ancak o zaman linçten kurtulabilirim. benimkisi bir türlü bataklık belki de. yersiz bir ukalalık, bir saplantı. iki dünyaya da hakim olma isteği. hayale ve gerçeğe... tabii kabul etmeliyim ki bu tutku tamamen geçmişe ait.
sanki ölüler oratoryosunda koloratur sopranoyum da cümlem eksik, notalarım çaresiz, aryalarım öksüz kalmış. piç bir ölüm sancısı yüreğimde yer etmiş de ben o sancıya silah doğrultmuş tetiğe basmışım. namludan çıkan kurşunlar sancıyı ıskalamış, yüreğimi delip hislerimi katletmiş sanki.
galiba gündüz doksan dokuz tane kırmızı vosvos sayıp, gece de yatmadan on tane yıldız sayarsan dileğin gerçekleşiyormuş. ne acayip bir fal...
yurdumuzun semalarında ağır bir hava esiyor olric. bu lanet hepimize bulaşacak. bunu hissediyorum...