Semra Ok

Semra Ok
@1280_
Ilgaz'ın annesi
Emekli
Lise
Edirne
instagram @karabulut_ok
113 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·150 syf.··
2021 29. kitabı
Yıllar evveldi. Oturduğumuz semtte bir mülteciyle tanışmıştım. Gecekondunun bahçesinde oturmuş sepet örüyordu. Sıcacık merhabamla birlikte başlayan sohbet benim hiç de tahmin edemeyeceğim derece ilerlemişti. Adı Muhammet'ti genç adamın. Kaveh gibi sürmeli gözleri vardı. Suriye'den gelmiş bu topraklara. Ülkesinde bir şirkette iyi konumda olan bir müdürmüş. Hüzünlüydü gözleri, ama sımsıcak gülümsüyordu gözbebekleri, aynı Kaveh gibi. Kırgındı, yârini ve çocuğunu sınırın gerisinde bırakmıştı, "politik" sebeplerden dolayı. Tina ve Kaveh'in de kaderi gibi Yurtsuzluk zor demişti, dilsizlik en fenası, hele ki sevdiğinden, çocuğundan ayrı kalmak, sözün bittiği yer... Merak ettiniz değil mi, Kaveh'i ve Tina'yı. Anlatayım. Tina Gürcü kızıdır. Doğduğu yıllar Sovyet Rusya'nın dağılışına denk gelmektedir. Eski sistemden kurtulmak isteyenlerin bile yeni sisteme ayak uydurmakta zorlandığı yıllar. İşte o yıllarda hayata tutunur Tina. Stalin döneminin politik çalkantılarından nasibini almış bir ailede büyür. Onların anlattığı dramlar kuşatır hayatını. Gürcülerin "sert bakışlarını" bu yaşanmışlıklara yorar çoğu zaman. Ve bir gün Kaveh adında, İranlı bir şairle yolları kesişir. Gürcistan'da kaçak yaşamaktadır. Yakalandığı takdirde ülkesinde idam sehpası Kaveh'i beklemektedir. Eee, aşk, sevda "sınır" tanımıyor elbette. Türkiye topraklarını kurtuluş olarak görürler. Tina, deda ve bebia'sının tüm itirazlarına rağmen kalbinin sesini dinler ve Kaveh'le birlikte yeni bir başlangıca yelken açar. Sınır'da Tina'nın Kaveh'e "son bakışı" Kaveh'i ele verir, Tina sınırı geçer, fakat Kaveh'i sınır polisleri alır, bilinmezliğe doğru... Ve Tina'yı bekleyen zor günler. Artık yurtsuzdur o da Muhammet gibi, dilsizdir, öksüzdür. Her türlü aşağılanmaya, ötekileştirmeye karşı çaresiz... Ülkesinde balerin olan,
Son BakışIrmak Zileli · Everest Yayınları · 2026794 okunma
Reklam

Semra Ok

, bir kitap okudu
Puan vermedi·150 syf.··
2021 29. kitabı
Irmak Zileli
8/10 · 794 okunma
Puan vermedi·74 syf.··
2021 28. kitabı
Franz Kafka'nın Dönüşüm adlı öykü kitabını 20'li yaşlarımda okumuştum. O zamanki basımında Değişim adı kullanılmıştı. Üzerindeki hamamböceği fotoğrafı ve "Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında, kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu" cümleleriyle kitaba giriş beni çok etkilemişti. Kendimce bir fikir oluşmuştu kitabın bitiminde. Hatta ağlamıştım Gregor Samsa böyle ölmemeliydi diye Gerçeklik payı var mı, bilmiyorum, ama Kafka, kitabın basım aşamasında kapağa böcek resmi konulmasını istememiş: okuyucu, vermek istediğim mesajı alamaz, demiş. Gerçeklik payı varsa, çok doğru bir tespit. Kitabı basanlar niye ısrarcılar böcek fotoğrafından, e onu da yayınevlerine sormak lazım. O yüzden 50.li yaşlarımda tekrar o gözle okumak istedim kitabı. Elbetteki bu sefer çıkarsamalarım aynı olmadı, Samsa'nın trajik ölümü dışında Samsa'yı böcek gibi düşünmedim bu kez, Samsa'yı böcekleştiren unsurlar neydinin üzerinden gittim. Ve vardığım sonuç 1915 yılında yazılan satırların 2020'de bile geçerliliğini koruduğunun yüzleşmesi oldu. Pazarlamacı olan, sabahın kör bir vakti ailesini geçindirmek için yollara düşen; anne, baba ve kız kardeşiyle küçük burjuva bir aile yaşamı süren; böceğe dönüşünce tüm dengeleri altüst olan; zamanla istenmeyen, hatta tiksinilen bir bireye dönüşen Samsa'yı anlatıyor yazar. Dahası Samsa'yı böcekleştiren durumların analizini yapmış Kafka. Sistemi o kadar yalın, anlaşılır özetlemiş ki Kafka, hayran olmamak elde değil. 2020 yılında da, işçilerin emekçilerin sistem tarafından nasıl köleleştirildiklerini, kapitalist sistemin bireyler üzerinde nasıl derin izler bıraktığını, aile ilişkilerini, toplumu nasıl cendere altına aldığını düşününce, Samsa'nın içinde bulunduğu ruh halini çok daha iyi anlıyorsunuz. Çaresizliğini, ötelenişini daha
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,8bin okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2021 27. kitabı
Her insanın "insanca" yaşamaya hakkı var sanırım. Savaşların, baskının, işkencenin olmadığı atmosferde nefes almaya. Çokça sevmeye-sevilmeye. Barış ortamında, kardeşçesine. Stefan Zweig'i okuyup da, benim bu duygularıma ortak olmayan var mıdır, bilemiyorum. Bu derece psikolojik durumunu okuyucuya aktaran bir yazara hayran olmayan. Zweig, 1881 yılında Viyana'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Nazilerin tüm Avrupa'yı işgal altına aldığı dönemdir. Kimliğinden dolayı kara listeye alınır. Nazilerin ideolojilerine ters geldiğinden, 1934 yılında ülkesini terk etmek zorunda kalır. Çeşitli ülkelere gider, ancak Brezilya'ya yerleşir. Hiçbir ekonomik sıkıntı çekmemesine, savaş ortamından uzakta olmasına rağmen, kendini soyutlayamaz savaş atmosferinden. Okudukları, duydukları, Nazilerin Avrupa'daki hızlı ilerleyişi, Gestapo'nun akıl almaz cinayetleri derinden etkiler Zweig'ni. Kurtaramaz kendini psikolojik çökkünlükten. Arkadaşlarına yazdığı bir mektupta, "Sizler yeni bir gün doğumunu bekleyebilirsiniz, benim buna gücüm kalmadı..." diyerek, 1942 yılında eşiyle birlikte intihar eder. Satranç kitabı da böyle bir atmosferin ürünü. "Hiç"lik duygusunu okuyucuyla bütünleştiren zekânın eseri. Newyork'tan Buenos Aires'e gitmekte olan bir yolcu gemisinde kurgulanmış hikâye. Gemide, satranç şampiyonu Czentoviç, anlatıcı, beni çok etkileyen kahramanlardan Dr.B vardır. Dr. B aslında avukattır. Manastır ve eski Avusturya hanedanından üyelerin malvarlıklarını yönetmektedir. Gestapo tarafından tutuklanan Dr. B. bir otel odasına kapatılır. 4 duvar arasında adeta tecrit günleri başlar. Ne okuyacak bir kitap, ne yazacak kağıt-kalem, ne bir nefes, ne de başka bir şey. Sadece yattığı bir yatak, lavabo, tel örgülü bir pencere. Yapılan elbette ki "psikolojik işkence"dir. Aylar geçer
SatrançStefan Zweig · Mavi Çatı Yayınları · 2019279,3bin okunma