Muhafizlar 3, 10, 20, 30 kişilik gruplar ile yola çıkıp on ila onbeş bazen 15 günlük yol mesafesinde olan ikamet mahallerine kadar düzlüğü geçiyorlardı. Cevap olarak diyorum ki kavimlerinden ayrılmış olanlardan her biri siyah keçi postunu çıkarıp, içini yiyecek olaak bulgur veya garı ile dolduruyorlar, bunu hamur ve birazcık da bal ile karıştırıyorlardı. Bundan başka yanlarında ağaçtan bir tabak taşıyorlardı. Doğrusu bu kavim, otları, bitki köklerini ve ele geçirdikleri her şeyi yemekle işlerini çok iyi görüyorlardı (13).
Bazı arabaların üzerinde evler bulunuyor. Yani evler arabaların üzerinde taşınıyor (15).
Çingeneler gibi konup göçtüklerini sorarlarsa, Hayır derim. Çünkü şehirleri sadece kale ve surdan ibaret olmayıp oldukça büyük ve güzel. Tüccarlardan söz ediyordum, asıl konuya yanı ordu ve askere geri döneyim. Şu kadarcık diyeyim ki bazı tüccarlar, ticari mallarını çeşitli yollardan taşıyıp ordudan geçirerek başka yerlere götürüyorlar (20).
Çünkü bu kadar insan nasıl oluyor da bütün günlerini yolculukla geçiriyor, yiyeceklerini nereden getiriyorlar ve öteberilerini nereden temin ediyorlar diye ne kadar çok soruyorlar. Onların yaşantısına tanık olmuş biri olarak ben bu sorulara şöyle cevap veriyorum: Yaklaşık olarak şubat ayında ordunun her tarafında, çiftçilikle uğraşan herkesin mart ayında filan yerde ekin ekmek için hazır olmaları, o ayın belli bir gününde herkesin o yere gitmeleri gerektiği ilan ediliyor. Emir ilan edilince, ekip biçme işiyle meşgul olanlar, hazırlanıp diğerleriyle uyum halinde tohumlarını, ihtiyaç duydukları hayvanlarını, davarlarını, kadınlarını ve çocuklarını ya da onlardan bazılarını at arabalarına yüklüyorlar. Daha sonra, belirlenen mahale gidiyorlar. Burası, genellikle, çadırlarını kurdukları yerden iki günlük yol mesafesinden daha uzak