Malazgirt'ten dört asır sonra, 11 Ağustos 1473'te Erzincan civarında Otlukbeli mevkiinde Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ı yenen Fatih Sultan Mehmed, Doğu Anadolu bölgesinin bu güne kadar uzanan kaderini çizmiş oldu. (Uzun) Hasan Padişah'ın yenilgisi ve Tebriz'e doğru ricatı Doğu Anadolu'nun kaderini çizdi. Kendisine bağlı aşiretler de bölgeyi terk etti ve etnik coğrafya değişti. Bölgede hakim Türkmen aşiretlerin önemli kısmı Doğu'ya İran'a çekildiler ve Doğu Anadolu'nun yeni oluşan etnik yapısı 20. yüzyılın başına kadar devam etti. 1. Dünya Savaşı'nda Sarıkamış harekatı bu devamlılığı sürdürmek içindir.
Eğriboz'un fethi sırasında Türkler tarafından köle olarak götürülen Antonello adında cüretkar birSicilyalı'nın 300'ün üzerinde kadırgayı donatacak kadar teçhizat ve bilhassa birçok kolay tutuşabilir maddenin,ziftin,liflerin,vs. depolandığı Gelibolu tersanesini ateşe vermeyi başarması,1473' de yapılan seferin daha talihli başlamasına sebep oldu.Buraları çok iyi bilen Antonello, bunun için Mocenigo'dan yalnızca bir balıkçı barkası ve yanına verilecek kararlı altı adam istemişti.Görünüşte sadece mallarla doldurduğu,ama altına bu cüretkar işi gerçekleştirmek için gerekli araç gereçleri ve yanıcı maddeleri sakladığı bu barka ile hiç rahatsız edilmeden Çanakkale Boğazı'na girdi;gece vakti koruması zayıf tersanenin kilitlerini kırarak açtı ve aynı anda birkaç yerde birden yangın çıkardı.Yangın keşfedilene kadar herşey olup bitmişti.Kurtuluş mümkün değildi. Birkaç saat içinde tersane içindeki herşeyle dumanları tüten bir harabeye döndü.
"Çarşının çekirdeği,1456-61 yılları arasında II.Mehmed tarafından yaptırılan Bedesten ya da şimdiki adıyla Eski Pazar'dı.1473 yılında Bedesten'in içinde 124, dışında ise 72 dükkân yer alıyordu.Bunların üçte ikisinden fazlası Müslümanlara aitti.Bedesten her biri takkecilerin,kumaşçıların,kuyumcuların ve sahafların olmak üzere dört kapıyla çevriliydi.Bu sonuncu esnafın süfliliği o kadar ünlüydü ki, 'sahaftan da berbat' ifadesi çarşı halkının diline yerleşmişti.Bedesten'in dışında her ürünün kendine ait bir sokağı vardı.16.yüzyıl Fransız gezgini Philippe du Fresne Canaye,silahtarların sokağına girdiği zaman gördükleri karşısında kendinden geçmişti: 'Son derece zarif oymaları ve gümüş yaldızlarıyla koşum takımları,sayısız altın vazo,göz kamaştırıcı çoklukta yakut ve turkuvazlarla süslü ve az bulunur sorguçlar...Velhasıl,insan burada öyle güzel şeylerle karşılaşıyor ki,keseye davranmamak mümkün değil.' Bedesten'den elde edilen kira geliri,Ayasofya'yı destekleyen vakfa aktarılırdı."
Bir ölü ile leş arasındaki fark, sadece zaman mıdır? Etrafa yaydığı koku mudur yoksa? İnsanla-rın bazılarına öldükten sonra yaptırılan mezarlar, yaşarken onlara layık görülen hayatlardan çok daha gösterişli. Diriler ile ölüler arasındaki fark, birinin kaçabilen, diğerininse kaçamayan av olmasıdır. Hepsi bu.
"ivan 1473'te Mora'nın son Bizans hükümdarının kızı Zoe Palaiologos'la yaptığı evlilikten bu yana zaten İtalya'yla temas halindeydi; çünkü Zoe, Türklerden kaçarak Papalığa sığınmıştı. Moskova' da, İtalya'daki akrabalarıyla ve yoldaşlarıyla sürekli irtibat halinde olan başka Yunanlar da vardı; İvan, bunlar aracılığıyla Moskova Kremlini'ni ve kiliselerini yeniden inşa edecek mimarlar ve mühendisler çağırttı. Sonuçta ortaya bildiğimiz Kremlin Sarayı çıkmıştır; koyu kırmızı tuğladan kadim kiliseleriyle ve sivri kuleleriyle Kremlin, günümüzde bizlere tam bir Rus yapısı gibi görünse de, aslında Rus eseri değil, birkaç istisna dışında bütünüyle İtalyan ustaların eseridir."
Sayfa 68 - Mora’nın Osmanlı egemenliğine girmesi 1460 yılında, Fatih Sultan Mehmet döneminde oldu.·Kitabı okudu