Bir Günün Gölgesinde Bir Ömür
Puan vermedi·272 syf.··
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:07
Alex Schulman'ın 17 Haziran romanı, insanın geçmişten gerçekten kaçıp kaçamayacağını sorgulayan etkileyici bir yüzleşme hikâyesi. Roman boyunca bir tarihin etrafında örülen sır perdesi yavaş yavaş aralanırken, okur da karakterle birlikte unutulduğu sanılan anıların peşine düşüyor. Schulman, hafızanın güvenilirliğini, aile içindeki sessizlikleri ve çocuklukta açılan yaraların yetişkinlikte nasıl iz bıraktığını büyük bir incelikle anlatıyor. Geçmiş ve bugün arasında gidip gelen anlatım, romanın gerilim duygusunu sürekli canlı tutarken duygusal yoğunluğunu da artırıyor. 17 Haziran, yalnızca bir sırrın çözülüşünü değil, insanın kendisiyle hesaplaşmasını da anlatıyor. Bazı olayların üzerinden yıllar geçse bile etkilerinin sürdüğünü, bazen bir anının bütün hayatı şekillendirebildiğini gösteriyor. Alex Schulman'ın sade ama vurucu dili sayesinde roman, okuru sessiz bir hüznün içine çekiyor. Son sayfa kapandığında geriye yalnızca bir hikâye değil; aile, hafıza ve affetme üzerine düşünceler kalıyor. Geçmişin gölgesinde ilerleyen, psikolojik derinliği güçlü romanları sevenler için unutulmayacak bir okuma deneyimi. 17 Haziran Alex Schulman
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,193 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 32. kitabı
Merhaba Sevgili Kitapsever Dostlarım, bugün sizlere Sait Faik'in kaleminden Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabını anlatacağım. 17 öyküden oluşan bu kitap Sait Faik'in hayattayken yayımlanan son öykü kitabıdır. Kitap tek bir olay örgüsüne değil, birbirini tamamlayan öyküler aracılığıyla insanın iç dünyasına, yalnızlığına ve sevme arzusuna odaklanır. Özellikle yazarın hastalık döneminde kaleme aldığı bu öykülerde gerçek ile düş, bilinç ile bilinçaltı sık sık iç içe geçer. Kitabın özeti: Kitap, kalabalık bir şehirde yaşayan ama kendini derin bir yalnızlığın içinde bulan insanların hikâyelerini anlatır. İstanbul'un sokakları, kahveleri, kıyıları ve unutulmuş köşeleri arasında dolaşırken sevginin, dostluğun ve insan olmanın anlamı sorgulanır. Karakterler çoğu zaman hayata yabancılaşmış, kendilerine sığınacak bir yer arayan insanlardır. ️ Kitaba adını veren "Alemdağ'da Var Bir Yılan" öyküsünde ise şehir tarafından yutulmuş insanların yalnızlığı ve çaresizliği ön plana çıkar. Sait Faik, sevmenin her şeyin başlangıcı olduğunu söylerken aynı zamanda insanların birbirinden uzaklaşmasını ve sevgisizliğin yarattığı boşluğu da gösterir. Kitap hakkındaki düşüncelerim:Öykülerde sık sık karşımıza çıkan Panço karakteri, bazen bir dost, bazen bir hayal, bazen de yazarın kendisinden bir parça gibi görünüyor. Bu nedenle kitapta gerçeklik ile düşsellik arasındaki sınırlar belirsizleşmiştir. Düşsel anlatımın yoğunlaşması beni biraz sıktı ben daha çok gerçekçi kurguları seviyormuşum onu anladım. Genel anlamda insanın iç dünyasını betimleyen düşündürücü öyküler yer alıyor. The Kitap Yayınları
Alemdağ'da Var Bir YılanSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 202513,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·144 syf.··
2026 20. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 10:28
Okuma grubumuzla seçtiğimiz bu kitabı büyük bir keyifle okudum. Daha önce de Livaneli okumuş ve kalemini sevmiştim, bu kitapta da beni yanıltmadı. Akıcı ve sade anlatımı sayesinde sayfalar hızla ilerledi. Roman, 17. yüzyıl Osmanlı sarayının entrikalarla dolu dünyasını hadım edilmiş haremağası Habeş Süleyman’ın gözünden anlatırken sarayın kapalı ve baskıcı atmosferini başarılı bir şekilde yansıtıyor. Güç, hırs, kıskançlık ve aşk gibi temalar hikâyeye doğal bir şekilde işlenmiş. Özellikle Habeş Süleyman’ın yaşadığı iç çatışmalar ve yalnızlığı karaktere derinlik katmış. Tarihi bir roman olmasına rağmen olaylar ve karakterler oldukça canlı hissettiriyordu. Merak duygusunu son sayfaya kadar koruyan, sürükleyici ve etkileyici bir romandı. Bende güzel bir iz bıraktı ve gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim kitaplardan biri oldu.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202524,8bin okunma
10/10
·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:42
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatırsınız; bazıları ise son sayfadan sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Alex Schulman'ın 17 Haziran adlı romanı benim için ikinci grupta yer aldı. İlk sayfasından itibaren merak duygusunu diri tutan, her bölümde okuru biraz daha içine çeken bu kitap, sonuna kadar elimden bırakamadığım eserlerden biri oldu. Roman, görünüşte tek bir güne odaklanıyor gibi görünse de aslında yılların biriktirdiği kırgınlıkları, suskunlukları ve aile içindeki görünmez yaraları anlatıyor. Schulman, geçmiş ile bugün arasında kurduğu geçişlerle karakterlerin ruh dünyasını katman katman açıyor. Okurken yalnızca olayları değil, insanların birbirlerine söyleyemedikleri şeylerin nasıl ağır bir yük haline geldiğini de hissediyoruz. Kitabın en etkileyici yanı, sıradan görünen anların altında saklanan duygusal derinlik. Yazar, aile ilişkilerini romantikleştirmeden, tüm karmaşıklığı ve gerçekliğiyle ele alıyor. Sevginin her zaman sıcak ve güvenli bir duygu olmadığını; bazen öfke, kırgınlık ve pişmanlıkla iç içe geçebileceğini gösteriyor. Bu nedenle karakterler kusurlarıyla birlikte son derece gerçek hissettiriyor. Romanın son bölümleri ise kitabın en güçlü kısmını oluşturuyor. Sayfalar boyunca biriken soruların cevap bulması ve olayların anlam kazanması beni derinden etkiledi. Özellikle final, yalnızca şaşırtıcı olmakla kalmıyor; aynı zamanda insanın içine işleyen bir hüzün bırakıyor. Kitabı bitirdikten sonra bir süre düşünmeden edemedim. Çünkü 17 Haziran, sadece bir hikâye anlatmıyor; geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini ve insanların taşıdığı görünmez yükleri sorgulatıyor. Alex Schulman'ın sade ama güçlü anlatımı, duyguları abartıya kaçmadan aktarabilmesi ve okuru karakterlerin iç dünyasına yaklaştırması kitabı unutulmaz kılan unsurlar
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,193 okunma
8/10
·211 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:36
Orhan Pamuk'un en çok okunan kitabı Kırmızı Saçlı Kadın ile nihayet tanıştım ben de. Çok uzun olmamasına rağmen kalın bir kitap okumuşum hissi verdi bana. Gayet keyifle okudum. Kitap, eczane işleten solcu babasının gidişinden sonra para biriktirmek amacıyla çalışma hayatına atılan Cem'in hikâyesi. 17 yaşındaki lise öğrencisi Cem, eski usulle kazı yaparak su bulmaya çalışan Mahmut ustanın yanında çırak olarak yetişiyor. Bu bir aylık çalışma sırasında bir tiyatrocu kadında aşkı keşfediyor. Kendinden yaşça büyük Kırmızı saçlı kadın ise eski efsaneleri tiyatrosunda oynayan biri. Cem'in bu kadınla ilişkisi onun hayatında oldukça derin izler bırakıyor. İlk aşk onun hayatına neler getiriyor bunu okuyoruz. Öte yandan Cem Mahmut ustanın yanında ise özgürlüğün ne demek olduğunu, birey olarak var olabilmenin koşulunu sarsıcı bir gerçekle öğreniyor. Kitapta aşka, özgürlüğe, tarihe, efsanelere, siyasete, baba oğul ilişkisine, otoriteye değinilmesini ve bunu kader etrafında şekillendirmesini çok sevdim. Bizim başımıza gelenler kader mi yoksa kendi seçimimiz mi? Eskinin gücü yeniyi etkiler mi? Hayatta acı tesadüfler, saklanmış sırların bir gün açığa çıkmasıyla mı gerçekleşir? Bu soruların etrafında Kral Oudipus'un ve Rüstem ile Sührab'ın baba-oğul ilişkisinden tüm kitap boyunca bahsediyor yazar. Buradaki ilişki, Cem'in bu efsanelere özellikle çok kafa yorması onun da hayatını şekillendiriyor bir yerde. Kader mi seçim mi? Cem'in başına gelenleri onun ağzından okurken son kısımda devreye kırmızı saçlı kadının girmesi kitabı daha da keyifli hale getirmişti. Farklı bakış açılarından bir kitabı okumayı her zaman çok seviyorum. Zaten oldukça fazla okunan bu kitabı okumayanlar var ise bir şans versin. Keyifli okumalar.
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
9/10
·272 syf.··
2026 31. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:38
Bu kitap öyle güçlü, öyle etkileyici ki 11 saat gibi bir sürede bitirdim. Kitabı okudukça ya da Schulman’ın diğer kitaplarını Freud’a rahmet okuyor insan. Diyorsun ki ebeveynler nasıl bu kadar duyarsız olabilir? Tabi ki genellemeler tehlikelidir ama ben kültürel olarak sıcak ebeveynlik yapan bir toplum olduğumuzu düşünüyorum; İskandinavlar buz gibi. Kitabın sonu beni aldı aldı duvara çarptı, milleti üze üze ev yaptırdın kendine Alex Schulman.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,193 okunma
Reklam
Reklam