Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının! Herkes yarın için ne takdim ettiğine bir baksın. Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
(59/Haşr, 18)
Yeniçeriler İstanbul’da muhtelif tarihlerde ihtilaller çıkarmışlardı. Bunların en büyük ve en kanlıları da 17. yüzyıl ortasında ikinci Osman’ın(genç Osman) feci ölümüne, dördüncü Murat’ın sadık bendelerinin kanlı felaketine, Sultan İbrahim’in felaket ve ölümüne; dördüncü Mehmet’in tahtan indirilmesini, 18. yüzyılda ise üçüncü Ahmet’in keza taht indirilmesine, Nevşehirli İbrahim Paşa’nın felaketine, 19. yüzyılda üçüncü Selim’in az sonra Alemdar Mustaf paşa‘nın felaketlerine varan ihtilallerle ikinci Mahmut’a karşı olan son ihtilaldir ki Büyükşehir halkının bu hükümdarın etrafında toplanmasıyla bu ayaklanma Ocak’a karşı kanlı bir şehir muharebesi halini almış ve ocak lahvedilmiştir.
Hidayetin sonuna, başlangıç hükümlerini yerine getirmeden, bâtınına ise zâhirine vakıf olmadan ulaşamazsın.
Ey hayır murat eden kişi! Sana, hidâyet yolunun başlangıcı ile kalbini ve nefsini kontrol etmeni tavsiye ediyorum. Şayet kalbini hidâyetin başlangıcına meyilli, nefsini de itaatkar bulursan, nihayete ermeyi hedeflemeli ve ilmin deryasına dalmaya gayret sarfetmelisin. Yok, eğer hidayetin başlangıcına meyletme anında, kalbini şer'i amelleri işlemekte tembel bulursan, ilim öğrenmeye meyilli olan nefsinin nefs-i emmâre olduğunu bil. Bu nefsin şeytana itaat ettiği halde ilim öğrenmeye kalkışmıştır. Böylece şeytanın bir hasleti olan gurur ipiyle yavaş yavaş seni kendisinin hile ve tuzağına çekerek helake sürüklemek ister. Şeytanın da gayesi, insana hayır yerinde şerri işlettirerek onu amel bakımından hüsrana uğrayanların zümresine katmaktır.
Amel bakımından hüsrana uğrayanları Kur'ân-ı Kerîm bizlere şöyle bildirmektedir:
"Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı." (Kehf 18/104)
Harpten sonra Amerikan istilası her şeye şamil oldu; Anayasayı da değiştirdiler. Ülkenin temel eğitim siyasetini de değiştirdiler. Eğitimi, "tanrının oğlu" İmparator merkezli olmaktan çıkarıp demokrasi, liberalizm, insan hakları gibi evrensel değerler eksenli hale getirdiler. Yani demokrasinin değerlerinin öğretildiği yerlere dönüştürdüler eğitim kurumları. Çünkü demokrasi değerleri yeni nesillere öğretilmediği müddetçe, nesilden nesile aktarılarak yerleşemez.
Bugün toplumlar için en büyük servet demokrasidir. Toplumlar demokrasi ile olgunlaşır; Japon hükümeti iki yıl önce 18 yaşının üstündeki lise öğrencilerine oy kullanma hakkını tanıdı. Böylece onların erken yaşta okul sıralarında iken siyasete iştirak etmelerini sağlıyor. Gerçekten bu, Japonya için ne ifade ediyor, ileride ne ifade edecek bunu zaman gösterecektir.
Ancak 1999 yılında gönüllü bir dalgıç grubu tarafından battığı yerden çıkartıldı. Önce Mersin Devlet Hastanesi'ne, sonra da Kızılay'a hibe edildi. Ardından Kültür Bakanlığı devreye girerek Nusret'i devraldı. Ama bakanlığın ödeneği olmadığı için tamiri yapılamayan Nusret çürümeye terk edildi. Sonrasında 2002 yılının Ağustos ayında Tarsus Belediyesi tarafından devralınıp Mersin'e götürüldü. Burada, göbeğine eklenen sac tekrar çıkarılıp, boyu eski uzunluğu olan 40 metreye indirilerek bakımı yapıldı. En nihayetinde de Mersin'den Tarsus'a özel bir araçla getirilip Tarsus'taki Çanakkale Parkı'nda yerine konuldu. 18 Mart 2002'den beri de Nusret Müzesi olarak görev yapmaktadır.
30 Ekim 1918 tarihinden sonra İzmir Körfezi ve civarında çeşitli yerlerde yapılan mayın çıkarma çalışmalarında görev aldı. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanların işgali döneminde İzmir'de kullanıldı. Ardından iki yıl dalgıç gemisi olarak faydalanıldı. 1937 yılında adı "Yardım" olarak değiştirilse de 1939 yılında tekrar "Nusret" ismi verildi. 1958 yılında Deniz Kuvvetleri kadrosundan çıkarıldı. Bir nakliye firması tarafından satın alınan geminin boyu, daha çok yük taşıyabilsin diye göbek bölümüne 12 metre sac ilave edilerek, 52 metreye çıkartıldı. 1962 yılından itibaren Mersin-Kıbrıs arasında kömür taşımaya başladı. 1989 yılında Mersin Limanı'nda battı. Döşediği mayınlar ile Çanakkale Boğazı'ni geçilmez yapan Nusret, 10 yıl boyunca battığı yerde bekleyecekti.