Nemide
7/10
·189 syf.··
2026 25. kitabı
2026- 29. Kitap Kitabın Adı: Nemide Yazarı : Halit Ziya UŞAKLIGİL Yayınevi: Özgür Yayınları Türü : Roman Basım Yılı : 2005 Sayfa Sayısı: 189 Sayfa Düşünceler : Halit Ziya UŞAKLIGİL ( 1866-1945 )denilince aklımıza yıllardır izlenen TV dizilerine çevrilen Aşkı Memnu ve Kırık Hayatlar romanları gelir. Halit Ziya modern Türk romanının öncülerinden birisidir ve batılı anlamda roman yazan yazarlarımızın başında gelir. Nemide yazarın Sebile 'den sonraki ikinci romanıdır ancak kitap olarak basılan ilk romanıdır. UŞAKLIGİL 'in sadece 22 yaşında iken yazdığı bu roman genellikle eserlerinin ana teması olan aşk üzerine kurulmuştur. Ruhsal çözümlemeleri ,çevresel tasvirleri eserlerinde ustaca kullanması ile bilinen yazarın bu ilk dönem eserinde olay örgüsü diğer eserlerine göre daha basit olsada yinede Uşaklıgil 'in tarzı öne çıkmaktadır. Nemide isimli hastalıklı bir kızın amcasının oğlu Nail 'e hissettiği duygular ile Nail 'in iki genç kadın arasında kalarak ikileme düşmesi ekseninde yaşanan olayların anlatıldığı eser aynı zamanda son dönem Osmanlı sosyal yaşamı hakkında bilgiler sunmaktadır. O dönem bolca kullanılan çaresiz hastalık metaforu nu ustaca işleyen yazar bizi adeta ölümsüz eserlerine hazırlamakta aşk ,ölüm ,ayrılık üçgeninde hapsetmektedir. Diğer eserleri ile birlikte pek bilinmeyen bu eserini de zevkle tavsiye ediyorum tüm kitap dostlarına
NemideHalid Ziya Uşaklıgil · Özgür Yayınları · 20051,043 okunma
8/10
·532 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:36
Merhaba arkadaşlar. Sonunda sıra geldi bizim çocukluğumuzun efsanesine. Hepimizin bir kere dahi olsa okuduğu, minicik baskılarıyla hafızamıza kazınan o efsanenin tam çevirisine. Başlamadan önce ne hissediyorsam bittikten sonra da aynılarına hatta daha fazlasına sahip olduğum eserlerden biri. Onun bilim kurgu yönü o kadar gelişmiş ki artık, onu tanımadıklarından kesinlikle emin olduğum birkaç kişinin yorumuna da özellikle bakmayı tercih ettim. Kimdi o eskimiş bunlar artık zamanı geçmiş teknolojiler gibi bir yorum vardı. Buna çok güldüm. Sorun şurada, bu kitap yazıldığında denizaltında anlatılan teknoloji aslında hiç yoktu arkadaşlar. Beni güldüren kısım da tam olarak bu. Hiç var olmayan bir şeyden sanki varmış gibi bahseden, daha sonrasında bu icat yapıldığında da benzer özelliklere sahip olması uzun yıllar alan bir teknoloji için ‘Bu eski’ diye eleştiri yapılması. Yani buradan ne anlıyoruz? Herkes bilgi sahibi olmadığı konuda bir yorum sahibi. Yani insanlar konuşur, biz kendi işimize bakalım diyebiliriz. Demeliyiz. Kitaba geldiğimizde -nihayet- Nautilus adında denizlerde yolculuk yapan bir denizaltı ve onun kaptanı Nemo ile kurtarılan 3 kazazedenin yolculuğuna konuk oluyoruz. Öncelikle en başa yani 1866 yılına uzanalım. Ve bu kazazedelere odaklanalım. Öncelikle denizlerde korkunç bir canavarın ortaya çıktığı haberi yayılıyor. Pek çok gemi kazasından sorumlu olan bu canavar için çeşitli teoriler ortaya atılırken denizlerde sigorta yapan şirketlerin hızlıca fiyat arttırmaya gitmelerinin kitabın içine sokuşturulması da gizliden bir kapitalist eleştiri olarak karşımıza çıkıyor. Ama buna şaşırmıyorum. Hatta daha ileri gidip bizim içimizde de böyle alçak insanlar olduğunu, bir yangın çıktığında 50 liralık eldiveni 500’e sattıklarını kim inkar edebilir? Deprem olduğunda (6
Denizler Altında Yirmi Bin FersahJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201916,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·704 syf.··
2026 1. kitabı
Kitabı 3 kez okumuş ve 4. kez okurken yarım bırakmış biri olarak sevdiğim bir kitaptır kısa bir inceleme yapmak istedim Fyodor Dostoyevski’nin 1866 yılında yayımlanan Suç ve Ceza (Prestupleniye i Nakazaniye) eseri, insan psikolojisini, ahlakı ve vicdanı adeta bir cerrah titizliğiyle masaya yatıran, dünya tarihinin en büyük felsefi başyapıtlarından biridir. Roman, St. Petersburg'un sefalet dolu sokaklarında yaşayan eski hukuk öğrencisi Rodion Romanoviç Raskolnikov’un, topluma zararlı olduğunu düşündüğü tefeci bir kadını öldürmesi ve sonrasında gelişen zihinsel çöküşünü konu alır. Raskolnikov, insanları "sıradan" ve kuralların üstünde olan "olağanüstü" (Napolyon gibi) olarak ikiye ayıran teorisini kanıtlamak adına bu cinayeti işler. Ancak eserin odak noktası cinayetin kendisi değil; eylem sonrasında Raskolnikov'un yaşadığı korkunç vicdan azabı, toplumdan yabancılaşması ve sorgu yargıcı Porfiri Petroviç ile girdiği psikolojik satrançtır. Katilin ruhundaki bu karanlığa ışık tutan ve ona acı yoluyla arınma kapısını aralayan yegane kişi ise ailesi için kendini feda eden temiz ruhlu Sonya Marmeladova olur. Dostoyevski, katili en baştan okuyucuya göstererek geleneksel polisiye kalıplarını yıkar ve "Suç nedir, gerçek ceza nedir?" sorularının peşine düşer. En büyük cezanın yasalar değil, insanın kendi vicdanı tarafından kesildiğini savunan Suç ve Ceza, rasyonel akıl ile insani vicdanın ebedi savaşını anlatan ve insan ruhunun dehlizlerine inen zamansız bir psikolojik kılavuzdur.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Puan vermedi
Dostoyevski'nin Rusya'yı, Rus halkını gözlemleyerek içlerinden çekip çıkardığı Raskolnikov hem yazarın hem de edebiyat tarihinin en karanlık karakteridir. Yoksulluğunun güzel ve parlak bir hayat kurmasına izin vermeyeceğine inanan genç bir hukuk öğrencisinin, yaşlı tefeci kadını öldürüp parasını çalmayı planlamasıyla başlayan hikâyesi, Raskolnikov'un ikilemlerinden, iç çatışmalarından hareketle insanlığa sorduğu ahlaki ve felsefi sorularla edebiyatı başka bir boyuta taşımıştır. Suç ve Ceza yayımlandığı 1866 tarihinden bu yana, modern insana yaklaşımıyla ve sorduğu can alıcı sorularla güncelliğini hiç kaybetmediği gibi, edebiyatın çıtasını erişilmesi güç bir seviyeye yükseltmiştir. Dostoyevski'nin dehasını tüm yönleriyle yansıttığı roman, bir suçun psikolojik kaydıdır aynı zamanda. "Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski' yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir." JORGE LUIS BORGES
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2015194,3bin okunma
9/10
·349 syf.·
2026 2. kitabı
Yazarın karakter derinliği ile düşüncelerinin ne denli özgün ve etkili olduğuna dair pek çok kişinin yeterli bilgiye sahip olmadığını, ‘underrated’ bir karakter olduğunu düşündüğüm için bu konuda elimden geldiğince detaylı bir inceleme kaleme almaya çalışacağım. George Ivanovich Gurdjieff’in (genellikle "Gürciyef" telaffuzu tercih edilir) 1866 yılında, bugünkü Ermenistan sınırları içinde yer alan Gümrü’de doğduğuna dair bazı tartışmalar bulunmaktadır. Gurdjieff’in dünya siyasetine yön veren önemli devlet adamlarından, ezoterik düşünce ve "sol el yolu" mistisizmi konusunda yetkin figürlere kadar pek çok kişiye ilham verdiği söylenebilir. Hatta Jeffrey Epstein’in kütüphanesinden onun kitaplarının çıkmış olmasını da bu etkinin bir göstergesi olarak belirtmekte fayda görüyorum; zira "elitlerin" dahi kütüphanesinde ve zihin dünyasında yer edinmiş olması, yazarı oldukça farklı bir konuma taşıyor. Gurdjieff’in manevi dünyaya sağladığı en büyük katkı "Dördüncü Yol" öğretisidir. Bu öğretiyi özetlemek gerekirse; yazar, geleneksel olarak "ermek" için kullanılan üç temel yolun modern dünyada tam bir karşılığı olmadığını savunur. Dördüncü Yol’u; ezoterik bir arayış içinde olan, uyanışı arzulayan ve kurumsal dinlerin dogmatik bakış açılarına alternatif arayanların dikkatine sunar. Geleneksel Üç Yol: 1. Fakirin Yolu: Kendi bedenine ve iradesine meydan okuyarak egoyu yenmeyi hedefleyen yol. 2. Keşişin Yolu: Bir manastıra kapanarak gece gündüz yaratıcıya yakaran dervişin yolu. 3. Yoginin Yolu: Kendini bilgi ve zihinsel disiplin ile yüceltmeye çalışan kişinin yolu. Düşünürümüz, her üç yolun da kendi içinde faydaları olduğunu ancak bu üçünün sentezlenerek modern dünyaya uyarlanmasının en makul seçenek olduğuna inanmaktadır. Dördüncü Yol'un asıl hikmeti, kişinin hayatın olağan
Olağanüstü İnsanlarla KarşılaşmalarGeorge Gurdjieff · Ruh ve Madde Yayıncılık · 200980 okunma
7/10
·48 syf.··
2019 40. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2019 00:00
Özkan Eroğlu’nu sanat tarihi ile ilgili biriyseniz, duymamış olma ihtimaliniz çok düşüktür. Gerek sanat tarihine yaptığı katkı, gerekse sanata olan ilgisi olsun, takdiri hak eden müstesna, entelektüel bir kişilik. 1866 doğumlu Rus ressam Vassiliy Kandinsky’nin “soyut sanatı” ortaya çıkarışını, onu icat etme sürecinde etkilendiği Rudolf Steiner üzerinden, sanatın açmazlarını ve soyut sanatın okuma biçimlerini irdeliyor. Kandinsky’e göre, yeni ilkeler asla birdenbire oluşmamıştır. Geçmiş ile gelecek arasında bir neden-sonuç ilişkisi bağlamında ortaya çıktığını savunuyor. Bu argümanı, sosyolojik bir çıkarıma bağlarsak eğer; hiçbir sosyal olay ve faktör, ortaya çıktığı dönemden bağımsız değildir, doğduğu zaman içerisindeki koşullardan muaf değildir. Böylelikle Kandinsky’nin teorisini de doğrulamış oluruz. Aynı zamanda yaratılan ilkenin doğduğu zamana dikkat ve gelecekte nereye bizi götürdüğü mühim bir etken. Ve oluşturulan ilkenin zorla uygulanmaması gerektiğini de savunuyor. Haklılık payını vermek gerek, moda olan bir düşünce akımını herkes kullanmak ve icra ettiği sanata uygulamak zorunda değil, olmamalı. Son olarak, Kandinsky, oluşturduğu soyut sanatın müjdesinin habercisi olarak, Steiner’ın “sessizleşmek” ilkesi olduğunu söylemiştir. Dünyaya ile ilişkisini azaltıp, ruhun sesini dinlemiştir. Kandinsky’n eserleri de, iç seslerinin yardımıyla tuvale fırlatılmış boya darbeleridir, diyebiliriz. Okuyun, sanatsız kalmayın!
Sanatta Tinselliğin ÖzüÖzkan Eroğlu · Tekhne Yayınları · 20175 okunma
Reklam
Reklam