Sahip Olduğum En Kaliteli Kitap
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
68 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 03:50
Öncelikle kitabın tasarımı, kuşe kağıt kalitesi, ıllustrasyonları, bez cildi ve şömizi ile birlikte gördüğüm en kaliteli kitap. Toplamda 2 adet aldım ve birini hediye ettim. O kadar çok sevdim ki yedek olarak 1 tane daha almayı bile düşünüyorum. Bram Stoker’ın 1897 de yazdığı Drakula’nın hikaye örgüsü hakkında spoiler vermeden bir kaç şey söylemek istiyorum. Hikaye Jonathan Harker’ın Drakula şatosuna yolculuğu ile başlıyor. Günlük, Telgraf veya belgeler üzerinden bir hikaye anlatımı mevcut. Bu hikaye dilinde okuduğum ilk kitap olmasına rağmen oldukça sürükleyici ve keyifli bir yolculuk oldu. Her bölüm başında olan ıllustrasyon çizimler de bir o kadar harika. Bütün bu yolculuk süresince Drakula ile etkileşime girdiğimiz süre kitabın başında oluyor. Sonrasında oldukça az yer veriliyor. Daha çok bu kötülüğe karşı olan mücadele, plan ve buna tanık olan insanların duygu düşünceleri arasında gidip geliyor. Van Helsing karakteri de oldukça zeki ve keskin bir karakter. Rahibe Agatha’ yı bu kadar kısa görmeyi düşünmemiştim. Daha önce izlediğim dizi ve filmlerde daha çok ön planda tutulduğu için sanıyorum ki kitapta çok az görmek azıcık şaşırttı. Bunların dışında kitapta aksiyonun bir tık az olmasını pek beğenmedim. Drakula ya karşı yapılan planlar kitapta çok fazla yer kaplıyor. Kitabın sonu ise bütün bu planların, uğraşların sonucunda daha aksiyonlu olayların olacağı konusunda heveslendirmişti fakat olmadı :) Okumaktan oldukça zevk aldım. Herkese tavsiye ederim.
1000Kitap
DrakulaBram Stoker · Ötüken Neşriyat · 20256,3bin okunma
Sen harika bir şeysin Fazlı Necip!
9/10
··
Beğendi
Fazlı Necip, Dilâver Romanını 1900 yılında tamamlamış. Çok sade ama dönemin Balkan Türklerinin köy hayatını ve geleneklerini anlattığı için çok önemli bir roman olduğunu ve hakettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Ayrıca 1897 yılında Türk-Yunan savaşından bahseden kaç tane tarihi romanımız var? Roman kahramanımız Dilaver ve köylüsü Hüseyin bu Teselya ve Dömeke Muharebelerine katılıyor. Sürprizbozan vermemek için detaylara girmiyorum, romanda çok hoş bir hikaye ve akıcılık var. Selanik ve çevresinden de biraz olsun bahsediliyor. Fazlı Necip’in yazdığı pazar alışverişi notu dahi olsa yayım dünyasına kazandırılmalı.
DilâverFazlı Necip · Dorlion Yayınları · 20250 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·560 syf.··
2026 7. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 15:07
İskenderiye Dünyayı değiştiren şehir İslam Issa Antik Mısır’da domuz yemek yasak. Pis hayvan kabul ediliyor. Yoldan geçen biri domuza dokunursa nehir yıkanması gerekiyor hem de elbiseleriyle. Domuz çobanlarının tapınaklara girmesi yasak Eskiden gümüş daha değerli ve daha nadirdi Helen, Zeus ve Sparta kralının kızı, dünyadaki en güçlü kadın İskender , Aristo’nun öğrencisi. Aristo Platon’un öğrencisi İskender, Aristo’yu kendi babası gibi seviyor İskender, uzun ve ortadan ayrılmış saçları, traşlı yüzü ile döneminde farklı idi Halka açık küvetler vardı. Erkekler soğuk suda yıkanırdı. Kadınlar sıcak su Amazon kadınları, savaşçı kadınlar, erkeklerle kısa süreli cinsel ilişki yaşarlardı. Erkek çocuk olursa ya babaya verilir ya da öldürülürdü. Kız olursa gruba katılırdı. Amazonların lideri Thalestris, güçlü bir varis doğurmak için 13 gün İskender ile birlikte oldu. İskender, 16 yaşında babasının yerine Makedonya’nın lideri oldu Persler, antik dünyanın ilk süper gücü İskenderiye’den (Akdeniz) Hint Okyanusu’na bağlanan (Kızıldeniz) Firavun kanal sistemleri vardı İskender’e tanrının (Zeus) oğlu deniyordu Nil taştığında sular kanallar ile sarnıçlara doldurulurdu. Hem sorun olan taşkın çözülmüş hem de su sağlanmış olurdu. Bin sarnıç şehri İskenderiye Her evin tatlı su sarnıcı vardı İlk hayvanat bahçesi ve botanik bahçe İskenderiye’de İskender en az 8 kere yaralandı. Savaşlarda İskender gece içki ve alemleri severdi. Hipokrat şarabı ilaç kabul ediyordu İskender M.Ö 323’de Babil’de öldü 32 yaşında İskender yerel halka hoşgörü gösterirdi İskenderiye Pharos deniz feneri en az 117 metre yükseklikte Mumya hazırlama, organlar çıkarılıp kurutulur, vücut şarap ve baharatlarla durulanır, ceset tuzla kaplanırdı. 40 gün sonra ceset doldurulur. 70 günde mumya lahite yerleştirilirdi. Aristo’nun
İskenderiyeIslam Issa · Timaş Yayınları · 20251 okunma
İntihar ve İktidar: Durkheim ve Foucault’nun Derin Bakış Açısı
Puan vermedi·208 syf.··
2026 194. kitabı
Émile Durkheim’in İntihar (1897) adlı eseri, sosyolojinin bir bilim olarak doğuşunu müjdelerken, insan varoluşunun toplumsal dokusunu ve bu dokuyu şekillendiren iktidar ilişkilerini felsefi bir mercek altına alır. Durkheim, intiharı bireysel bir trajediden toplumsal bir olguya dönüştürerek modernitenin yalnızlık, anomi ve kolektif anlam krizini sorgular. Ancak bu sorgulama, Michel Foucault’nun biyopolitika ve disiplin toplumu kavramlarıyla kesiştiğinde, intihar yalnızca toplumsal bağların bir yansıması olmaktan çıkıp iktidarın yaşam üzerindeki egemenliğinin bir aynasına dönüşür. Bu yazı, Durkheim’in intihar teorisini Foucault’nun iktidar analizleriyle birleştirerek, intiharın felsefi derinliğini ve modern toplumdaki varoluşsal boyutlarını ele alacak; nihayetinde, Foucault’nun “İktidar, yaşamı nasıl yönetir?” sorusunu Heidegger’den Levinas’a uzanan bir ontolojik sorgulamayla yanıtlamaya çalışacaktır. Durkheim’in İntihar Teorisi: Toplum ve Varoluşun Kırılgan Dengesi Durkheim, intiharı bireysel psikolojinin dar çerçevesinden kurtararak toplumsal gerçekliğin bir göstergesi olarak tanımlar. Ona göre, intihar oranları, bireyin öznel eğilimlerinden ziyade kolektif bilincin ve toplumsal yapının bir ürünüdür. Dört intihar türü—bencil, özgeci, anomitik ve kaderci—bu yapının farklı yüzlerini açığa vurur. Bencil intihar, bireyin topluma entegrasyonunun zayıflığıyla; özgeci intihar, aşırı bağlılıkla; anomitik intihar, normların çözülmesiyle; kaderci intihar ise aşırı düzenin baskısıyla ilişkilidir. Bu sınıflandırma, yalnızca sosyolojik bir analiz değil, aynı zamanda insan varoluşunun toplumla olan diyalektik gerilimini felsefi bir düzlemde ortaya koyar. Durkheim’in kolektif bilinç kavramı, bireyin özerk bir özne olmaktan çok, toplumsal bir varlık olarak anlam kazandığını ima eder.
Felsefe
Söylem ve HakikatMichel Foucault · Ayrıntı Yayınları · 202147 okunma
Hürriyet Yolunda Bir Sabır ve Direniş Belgesi...
9/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 00:00
II. Abdülhamid dönemindeki (1876-1909) korkuya dayalı baskı (istibdat) yönetiminin; . hürriyet ve anayasaya (meşrutiyet) dayalı daha iyi bir yönetim ile vatanın kurtulacağına inanan askeri öğrenci ve subaylardan oluşan genç aydınları pasifize edip gözden uzaklaştırmak amacıyla 1897'de dünyanın bittiği yer olarak bilinen Libya çöllerindeki Fizan'a sürgüne göndermesini, . inanılan değerler uğruna ne kadar zorlu sınavlardan geçildiğini, .ödenecek bedelin ağırlığının bilinci ile birlik ve beraberlik iradesi göstererek umudun en zor şartlarda bile yeşerebileceğini, . vatan sevgisinin sadece cephede savaşmak değil, haksızlığa karşı durup bunun sonuçlarına katlanmak ve . hürriyetin ne kadar değerli olduğunu anlatan, Mahir Said Pekmen'in (1880 - 1949) Yeni Sabah gazetesinde 1944'te yayınlanan anıları baz alınarak hazırlanan bu kitap; . dönemin siyasi atmosferini ve sürgün hayatının fiziksel ve psikolojik zorluklarını birinci elden, gerçekçi bir tanıklığın belgesi olarak bizlere sunuyor. Hacim olarak küçük fakat tarihsel olarak önemli bir eser... NOT: 1908 seçimlerinde Ankara mebusu olarak meclise giren ve Osmanlı Mebusanlar Meclisi'nin son dönemine kadar görevine devam eden Mahir Said'in; 1899'da Fizan'dan Avrupa'ya kaçışı ve İstanbul'a dönüşü sonrası, bir irticai hareket olmasının ötesinde, ordunun disiplininin bozulması ve Meşrutiyet kazanımlarının kaybedilmesi tehlikesi olarak gördüğü 31 Mart Vakası'nı (13 Nisan 1909) ve Selanik’ten gelen, kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu saflarına katılmasını anlatan, yine Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan "31 Mart Hatıraları" kitabını da tavsiye ederim.
II.Abdülhamid
Fizan HatıralarıMahir Said Pekmen · Türk Tarih Kurumu Yayınları · 201316 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 25. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 01:14
İstanbul Anıları ~ Hagop Mintzuri Merhaba sevgili kitapseverler, Yazarı anlatan en güzel cümlelerden biri şudur: "Okul biçimlendirmedi beni, kendi kendime biçim verdim. O, gözlemlerini, anılarını, kaybolmakta olan bir dünyanın kokusunu ve tadını her şeyden çok önemsemiş bir İstanbul aşığı. Öğretmenliğe dair yaklaşımı bile onun ne kadar özgün bir ruh olduğunu ele veriyor: "Not vermedim, imtihanları da kaldırdım. Öğrenci bilsin veya bilmesin, benim için aynıydı. Onun egosu yıpransın istemedim." Peki, onu yazmaya iten neydi? Belki de en güzel cevabı kendisi veriyor: "Yazıyorum çünkü yazmadan edemiyorum. Geliyorlar." Bazı kitaplar vardır, kapağını açtığınız anda içinize bir koku siner. Eski ahşabın, yeni çıkmış ekmeğin, Arnavut kaldırımlarının yağmur sonrası buharıdır bu. 1897'den 1940'lara uzanan İstanbul Anıları, artık var olmayan bir şehrin ve bir kültürün en mahrem, en sıcak tanıklığı. Mintzuri’nin anıları, gündelik hayatın ayrıntılarıyla örülü. Beşiktaş'ın ahşap evleri, Ortaköy'ün kıyı kahveleri, Galata'nın dar sokakları... Ve tabii ki Armıdan. Yazarın, İstanbul'dan her fırsatta kaçıp sığındığı, toprağın, bostanların ve çocukluğunun kokusunu taşıyan o özlem dolu köyü. Kitap, sadece bir şehir anlatısı değil; aynı zamanda bir memleket anlatısı. Kitabın belki de en kıymetli yanlarından biri, araya serpiştirilmiş eski fotoğraflar. Savaş yılları, kıtlık, yokluk... Okurken, anlatılan o insanların yüzlerini, artık yerinde olmayan o binaları görmek, kelimelerin yarattığı büyüyü katlıyor. Kitap, edebiyatın asıl gücünün kaybolanı bir anlığına geri getirmek olduğunu hatırlatıyor. Artık ne o Beşiktaş var ne o fırınlar ne de o insanlar. Ama bu kitabın sayfalarını çevirirken, burnunuza taze ekmek kokusu geliyor. Kulağınıza Rumca, Ermenice, Türkçe karışık bir sokak satıcısı
İstanbul AnılarıHagop Mıntzuri · Aras Yayıncılık · 201778 okunma