1897 Osmanlı-Yunan Savaşı (Dömeke Meydan Muharebesi) sırasında yazılmıştır. Mustafa Kemal o sırada Manastır Askeri İdadisi’nde öğrencidir ve bu şiirden çok derinden etkilenmiştir. Mustafa Kemal, Yurdakul’un satırları için “Bu dizelerde ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı bulmuştum, bana milliyetimi hatırlatan ilk şiir.” der.

elifnur

@welifnurrrr
·
Cenge Giderken
Ben bir Türk'üm; dinim, cinsim uludur; Sinem, özüm ateş ile doludur. • Muhammed'in kitabını kaldırtmam; Osmancık'ın bayrağını aldırtmam; Düşmanımı vatanıma saldırtmam. Tanrı evi viran olmaz, giderim. • Ak gömlekle gözyaşımı silerim; Kara taşla bıçağımı bilerim; Vatanım için yücelikler dilerim. Bu dünyada kimse kalmaz, giderim.
Yazarlarla Dedikodu 7- Jack London
Selam! En sevdiğiniz serime Gizem 'nin ricası ile Jack London ile devam ediyoruz. Ancak bundan sonra seriyi isteklere kapatmak istiyorum izninizle.. Jack London önce macerayı yaşayıp sonra yazan nadir yazarlardan. Korsanlık yaptı, hapse girdi, altın aradı, okyanuslara açıldı, devrim hayalleri kurdu, servet kazandı, servet kaybetti ve henüz 40 yaşında gizemli bir şekilde öldü. Kısacası Jack London'ın hayatı, romanlarından bile daha çılgındı. Korsanlıktan Polise: İstiridye Hırsızlığı Günleri Jack London'ın suç kariyeri oldukça erken başladı. Henüz 15 yaşındayken borç para ile bir tekne satın aldı ve San Francisco Körfezi'nde istiridye korsanlığı yapmaya başladı. Geceleri başkalarına ait istiridye yataklarını yağmalıyor, sabah olduğunda da çaldığı ürünleri satıyordu. İşin en komik tarafı ise birkaç yıl sonra taraf değiştirmesiydi. Bu işten sıkılınca ya da yakalanma riskinin arttığını görünce Balık Polisi Devriyesi'ne (Fish Patrol- Türkiyede sanırım yok.) katıldı. Böylece bir zamanlar birlikte çalıştığı korsanların peşine düşen kişi oldu. Hapis ve Serserilik Okulu Genç London bir dönem Amerika'yı yük trenlerine kaçarak dolaşan işsiz gezginlerden biri hâline geldi. Bu yolculuklardan birinde serserilik suçlamasıyla tutuklandı ve kısa süre hapis yattı. Daha sonra bu deneyimin hayatını değiştirdiğini söyleyecekti. Hapishanede gördüğü yoksulluk ve eşitsizlik onu derinden etkiledi; ilerideki sosyalist görüşlerinin temelleri de büyük ölçüde burada atıldı. İntihar Girişimi ve Bir Sarhoşluk Hikâyesi Jack London içkiyle hayatı boyunca pek çok problem yaşadı. Bunu da son derece dürüst bir şekilde John Barleycorn adlı eserinde anlatmış. Gençlik yıllarında bir gece körfezde sarhoş haldeyken denize düştü. O sırada yaşama isteğini tamamen kaybettiğini ve kendisini
Edebiyat
Reklam
Kont Dracula (1897), Bram Stoker’ın ölümsüz eseri bir "Kont"u anlatır. Şatosunda oturur, hiçbir şey üretmez, tarlada çalışmaz ama halkın kanıyla (yani emeğiyle ve vergisiyle) beslenir.
1000Kitap
"İlk gece kuralı" (Jus primae noctis / Droit du seigneur) nasıl ki sonraki dönemlerde aristokrasiyi canavarlaştırmak ve meşruiyetini bitirmek için kullanılan kurgusal bir propaganda aracına dönüştüyse; vampir ve kurt adam hikayeleri de feodal beyefendilerin halkın gözünde "insan dışılaştırılması" sürecinin birer parçasıdır. Bugün pek çok tarihçi (örneğin Fransız tarihçi Alain Boureau), "ilk gece kuralı"nın Orta Çağ'da sistematik, yasal bir kural olarak hiçbir zaman var olmadığını savunur. Bu iddia, özellikle Aydınlanma Çağı'nda ve Fransız Devrimi (1789) sürecinde, burjuvazi ve devrimciler tarafından kiliseyi ve soyluları halkın gözünde tamamen bitirmek için köpürtülmüş bir anlatıydı. Halkı monarşiye karşı kışkırtmak için "Bakın, bu adamlar o kadar barbar ki eşlerinize bile el uzatıyorlar" tezi işlendi. Kurgu bile olsa, aristokrasiyi kötüleme misyonunu mükemmel şekilde tamamladı. Vampir mitinin modern edebiyattaki doğuşu, tam da aristokrasinin çöktüğü, ticaretle zenginleşen burjuva sınıfının yükseldiği döneme (18. ve 19. yüzyıl) denk gelir. Edebiyattaki ilk popüler vampirler köylü değil, tescilli soylulardır. Lord Ruthven (1819), John Polidori’nin yazdığı ilk modern vampir öyküsünün kahramanı bir lorddur. Kont Dracula (1897), Bram Stoker’ın ölümsüz eseri bir "Kont"u anlatır. Şatosunda oturur, hiçbir şey üretmez, tarlada çalışmaz ama halkın kanıyla (yani emeğiyle ve vergisiyle) beslenir. Bu hikayeler, yeni yükselen orta sınıfın, eski feodal sisteme karşı yürüttüğü ideolojik bir savaştı. Vampir hikayeleri anlatılarak halka şu mesaj veriliyordu: "Sizi yöneten bu soylular aslında insan değil, sizin kanınızı emen birer parazit." Kurt adam hikayelerinin kökeninde de feodal beylerin köylülere uyguladığı haksızlıklar yatar. Orta Çağ'da ormanlar soylulara aitti. Bir köylünün
1000Kitap
Doğan Acvıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni" adlı eserinde Osmanlı'nın ekonomik düzenini şu şekilde aktarıyor; "Saray erkanı, (II.Abdülhamid dönemi) demiryolu, tramvay, elektrik ve gaz tesisleri imtiyazlarını yabancı şirketlere peşkes çekerek büyük kârlar sağlamışlardır." 1854'de Kırım Savaşı'yla birlikte Osmanlı 42 kez borç almıştır. Bu borçların 13'ü II. Abdülhamid döneminde alınmış, Muharrem Kararnamesiyle 20 Aralık 1881 mali iflas ederek Düyun-ı Umumiye İdaresi kurulmuş, vergiyi yabancı güçler toplamıştır. Yani devlet içinde devleti oluşturulmuştur II.Abdülhamid yönetimi. Yine 1571 de Venedik'ten aldığımız Kıbrıs Adasının 307 yıl sorna 4 Haziran 1878'de İngiltere'ye koşulsuz vermiştir. 1897'de Osmanlı-Yunan savaşında, Türk ordusu Yunanı yenmiş ancak yabancı devletlerin II. Abdülhamid'i tehdit etmesiyle askerî zaferle savaştan çıkan Türk ordusunun galibiyeti diplomatik mağlubiyetle sonuçlanmıştır. II. Abdülhamid 33 yıllık padişahlığı döneminde 1876-1909 arasında 1 Milyon 806 km² toprak kaybetti. Bu Türkiye'nin 2 katıdır. (Türkiye Cumhuriyeti 783.562 km²) Bu tabloya bakınca acaba Cumhuriyetin ilk döneminde ki sert eleştirlerin büyük haklılık payı yok mudur?

Poyraz

@Diagrotes_Kantaire
·
"Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey’in İzmir’in Ödemiş ilçesindeki söylevi de iktisadi alandaki Türkleştirme uygulamalarının göstergelerinden biri niteliğini taşımaktadır. Esat Bey, Cumhuriyet Halk Fırkası üyesi olmasının gerekçelerinden birinin bu fırkanın, ülkenin maddi ve manevi varlıklarını, yabancıların elinden toplayarak Türk ulusuna teslim etmesi olarak göstermiştir. Yakın zamana kadar demiryollarında ve vapurlarda ülkenin bütün ekonomik işletmelerinde, egemenliğin Türk olmayanların kontrolünde bulunduğunu, bu tabloyu Cumhuriyet Halk Fırkasının değiştirdiğini öne sürmüştür. Önceden yabancıların hükmü altında amelelik yapan Türklerin bağ, bahçe ve mülk sahibi konumuna geldiğini söylemiştir. Yine fırkanın esasen efendi olan Türk ulusuna mevkisini iade ettiğini açıklamıştır. Bu yurdun efendisinin Türkler olduğunu, öz Türk olmayanların, Türk ülkesinde yalnızca hizmetçi, köle olmaya haklarının bulunduğunu ifade etmiştir(Hakimiyeti Milliye, 19 Eylül 1930, s.3. )." Bir Türkçünün Cumhuriyeti syf - 68 gastearsivi.com/gazete/hakimiye...
Türkçülük
Sabahattin Ali'nin büyükbabası Yüzbaşı Mehmet Ali Beyi, ilerici düşüncelerinden ötürü Sultan Abdülhamit Istanbul'dan uzaklaştırmak için Midilli Adasına redif birliği komutanlığına göndermişti. Sultan Abdülhamit, kendisine ve idaresine karşı olanları, başkentten uzaklarda görevlendirerek sürgüne göndermiş olurdu. Sabahattin Ali'nin babası Yüzbaşı Ali Sabahattin Beydi. 1897'de Türk-Yunan savaşında savaşmış ve 1905'te Gümülcine'de Hüsniye Hanımla evlenmişti. Sabahattin Ali 12 Şubat 1906'da Gümülcine'nin Eğridere ilçesinde doğmuştur. Biri kız olan üç kardeşin büyüğüdür. Babası Arnavutluk isyanını bastırmakla görevli birlikte bulunduktan sonra İtalyanlarla yapılan Trablus savaşına da katıldı. Daha sonra Birinci Dünya Savaşı patlamıştı; Çanakkale'ye gönderildi. Cephede savaşırken ailesi de Çanakkale şehrindeydi. Şehir, düşman topçu ateşi altında dövülürken evde kapalı kalan aile büyük sıkıntılar çekti; patlayan mermi gürültülerinden korkarak küçük Sabahattin Ali kekeme oldu. Sonradan bu kekemeliği geçmişse de hep pepeme konuşur ve heyecanlandığı zamanlar kekemeleşirdi. Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim, s.321
Reklam
Reklam