"İlk gece kuralı" (Jus primae noctis / Droit du seigneur) nasıl ki sonraki dönemlerde aristokrasiyi canavarlaştırmak ve meşruiyetini bitirmek için kullanılan kurgusal bir propaganda aracına dönüştüyse; vampir ve kurt adam hikayeleri de feodal beyefendilerin halkın gözünde "insan dışılaştırılması" sürecinin birer parçasıdır.
Bugün pek çok tarihçi (örneğin Fransız tarihçi Alain Boureau), "ilk gece kuralı"nın Orta Çağ'da sistematik, yasal bir kural olarak hiçbir zaman var olmadığını savunur. Bu iddia, özellikle Aydınlanma Çağı'nda ve Fransız Devrimi (1789) sürecinde, burjuvazi ve devrimciler tarafından kiliseyi ve soyluları halkın gözünde tamamen bitirmek için köpürtülmüş bir anlatıydı. Halkı monarşiye karşı kışkırtmak için "Bakın, bu adamlar o kadar barbar ki eşlerinize bile el uzatıyorlar" tezi işlendi. Kurgu bile olsa, aristokrasiyi kötüleme misyonunu mükemmel şekilde tamamladı.
Vampir mitinin modern edebiyattaki doğuşu, tam da aristokrasinin çöktüğü, ticaretle zenginleşen burjuva sınıfının yükseldiği döneme (18. ve 19. yüzyıl) denk gelir. Edebiyattaki ilk popüler vampirler köylü değil, tescilli soylulardır. Lord Ruthven (1819), John Polidori’nin yazdığı ilk modern vampir öyküsünün kahramanı bir lorddur. Kont Dracula (1897), Bram Stoker’ın ölümsüz eseri bir "Kont"u anlatır. Şatosunda oturur, hiçbir şey üretmez, tarlada çalışmaz ama halkın kanıyla (yani emeğiyle ve vergisiyle) beslenir. Bu hikayeler, yeni yükselen orta sınıfın, eski feodal sisteme karşı yürüttüğü ideolojik bir savaştı. Vampir hikayeleri anlatılarak halka şu mesaj veriliyordu: "Sizi yöneten bu soylular aslında insan değil, sizin kanınızı emen birer parazit."
Kurt adam hikayelerinin kökeninde de feodal beylerin köylülere uyguladığı haksızlıklar yatar. Orta Çağ'da ormanlar soylulara aitti. Bir köylünün