19 yaşındayken bir sevgilim vardı, doktordu. "Bilge niye tıp okumuyorsun?" diye sormuştu. "Malım ben ne tıbbı?" diyemedimdi. İşte bende güvenlik oldum 😂😂🤣 Bak yine aklıma geldi. 😂🤣💥
“aslında hayat gökyüzünden düşen bir yağmur gibidir; sen toprağı istediğin kadar çapala, gece gündüz emek ver, yağmur canı nereye isterse oraya düşer. ve senin yapabileceğin tek şey, o bulutları zorlamak değil, payına düşen kuraklığı ya da bereketi göğüslemeyi öğrenmektir.” sanki hayat, her doğrunun bir ödülü, her yanlışın bir cezası olan adil bir laboratuvarmış gibi büyütüldük. içten içe bir yerde her şeyin görünmeyen bir hesap defteri olduğuna inandık. bir yere ne kadar emek verirsek oradan o kadar iyi bir sonuç çıkacaktı. ne kadar fedakarlık yaparsak o kadar karşılık alacaktık. ne kadar kendimizden kısarsak o kadar yaklaşacaktık istediğimiz şeye. sanki hayat, içine doğru malzemeleri kattığımızda aynı sonucu veren bir tarif gibi büyütüldük. çocukken bunun adı çalışkanlıktı. büyüdükçe disiplin oldu. sonra özveri oldu. sonra “kendinin en iyi versiyonu” oldu. ama bir türlü o ideal tarife ulaşamadık. hayatta bazen tüm varlığını ortaya koyarsın, ruhunu o masada bırakırsın ama masadan kalkarken elinde hiçbir şey kalmaz. … çünkü suçun bizde olduğuna inanmak, hayatın bazen tamamen kadersel ve kontrol edilemez olduğunu kabul etmekten daha kolay geliyor. kontrolün bizde olmadığını, ne yaparsak yapalım bazı kapıların asla açılmayacağını, bazı kapıların ise biz sadece önünden geçerken kendiliğinden ardına kadar açılacağını görmek içimizi eritiyor. her adımı hesaplanmış, her dakikası planlanmış o yarış atı hayatlarımızın ortasında, bazen sadece durup nefes almak ve o görünmez iplerin elimizde olmadığını teslim etmek gerekiyor. kendimizi bitirdiğimiz, hırslarımızın altında ezildiğimiz o kör noktada fark ediyoruz ki hayat bizim irademize her zaman biat etmiyor. bazen en çok isteyen değil, en az umursayan kazanıyor ve bu gerçeğin karşısında ne bir formül ne de bir teselli işe
Substack
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bazen insanlar, geçmişte yapılmış bir iyiliği ya da kurulmuş bir yakınlığı gelecekte sınırsız bir hakka çeviriyor. Ben senin için bunu yapmıştım cümlesi tam da buradan doğuyor. Oysa geçmişte yapılmış bir şey, bugünde sonsuz erişim hakkı vermez. Daha önce yanında olmuş olman, bundan sonra her koşulda aynı yerde durmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Çünkü insan ilişkileri sabit değil; canlıdır. Değişir, dönüşür, sınanır, yeniden şekillenir. Sınır koymak çoğu zaman ilişkiyi bitiren değil, aslında daha dürüst hale getiren bir şeydir. İnsan istemediği halde evet dediğinde, kapasitesi olmadığı halde yük aldığında, içinden gelmediği halde uyum gösterdiğinde dışarıdan sorun çıkarmıyormuş gibi görünebilir. Ama içeride yorgunluk, kırgınlık ve birikmiş öfke oluşur. Sonra bir gün o birikim çok daha büyük bir kopuş olarak geri döner. Bu yüzden zamanında konmuş bir sınır, geç kalmış bir patlamadan daha sağlıklıdır. Bir talebi reddetmek, bir insanı reddetmek değildir. Her isteğe açık olmamak, herkes için kötü niyet taşımak değildir. Bazen sınır, ilişkiyi korumanın tek yoludur. Çünkü insan ancak gerçekten verebildiği yerde samimi kalabilir. Zorla, suçlulukla, minnetle ya da geçmişin baskısıyla sürdürülen yakınlıklar ise bir yerden sonra içtenliğini kaybeder. Bizi en çok yoran şey, sınır koymanın hala ahlaki bir açıklama gerektiriyor olması. Oysa bazen tek gerçek şudur: istemiyorum. Yapamıyorum. Bana iyi gelmiyor. Benim değerlerimle örtüşmüyor. Şu anda buna yerim yok. Bu cümlelerin hepsi yeterince geçerli olabilir. İnsan her kararını karşı tarafın duygusal beklentisine göre vermek zorunda değildir. Bence olgun ilişki tam da burada başlıyor. Karşındaki insanın sana yakın olmasını istemek ama onun sınırına da saygı duymak. Destek görmek ama bunu sınırsız hak gibi yorumlamamak. Geçmişte
Substack
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün kontrol toplumu olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi ya da jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik, deterministik ve termodinamik
Felsefe
Birçok kristal kafatasının Kolomb öncesi döneme ait olduğu iddia ediliyor ve genellikle Aztek veya Maya uygarlıklarına atfediliyor . Mezoamerikan sanatında çok sayıda kafatası tasviri bulunuyor, ancak müze koleksiyonlarındaki kafataslarının hiçbiri belgelenmiş kazılardan gelmiyor. [ 7 ] 1967, 1996 ve 2004 yıllarında British Museum'daki birkaç kristal kafatası üzerinde yapılan araştırmalar, dişleri işaretleyen girintili çizgilerin (bu kafataslarında Mitchell-Hedges kafatasının aksine ayrı bir çene kemiği yoktu) 19. yüzyılda geliştirilen kuyumcu ekipmanları ( döner aletler ) kullanılarak oyulduğunu ve bu nedenle Kolomb öncesi bir kökeni geçersiz kıldığını gösteriyor. [ 8 ] Bu kafatasları için kullanılan kristal türü, klorit inklüzyonlarının incelenmesiyle belirlendi . [ 9 ] Sadece Madagaskar ve Brezilya'da bulunur ve bu nedenle Kolomb öncesi Mezoamerika'da elde edilemez veya bilinmemektedir. Çalışma, kafataslarının 19. yüzyılda Almanya'da, büyük olasılıkla 19. yüzyılın sonlarında ithal Brezilya kuvarsından yapılmış nesneler üretmesiyle ünlü Idar-Oberstein kasabasındaki atölyelerde üretildiği sonucuna vardı . [ 4 ] Britanya Müzesi ve Paris'teki Musée de l'Homme'daki [ 10 ] kristal kafataslarının aslen 1860 ile 1880 yılları arasında Meksika Şehrinde faaliyet gösteren Fransız antikacı Eugène Boban tarafından satıldığı tespit edilmiştir. [ 11 ] Britanya Müzesi'ndeki kristal kafatası New York'taki Tiffany & Co.'dan geçerken , Musée de l'Homme'daki kristal kafatası ise Boban'dan satın alan etnograf Alphonse Pinart tarafından bağışlanmıştır. 1992 yılında Smithsonian Enstitüsü , anonim bir kaynak tarafından sağlanan kristal bir kafatasını inceledi; kaynak, kafatasını 1960 yılında Mexico City'de satın aldığını ve Aztek kökenli olduğunu iddia ediyordu. İnceleme, bu kafatasının
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe