Üçüncü sınıfa gittiğim yıl 23 Nisan ve 19 Mayıs'ta ailem cenaze sebebiyle beni bu töreniere götüremedi. Her iki töreni takip eden okul gününde velim olmadan okula gidemedim. Öğretmenimle tek başıma mücadele edemezdim, korkuyordum. Çok otoriter bir kadın olan babaannemle birlikte gittik okula. Benim ve tüm sınıf arkadaşlarımın gözleri önünde babaannemi aşağıdaki sözlerle payiadı öğretmenim: "Ailenizin soyu kuruyor galiba, ne hikmetse özel günlerde ölüyorsunuz! Hangi koşullarda olursanız olun, çocuklar törenlerde hazır bulunsun!" Belki hiçbir şey düşünmemizi, sorgulayan bir zihne sahip olmamızı istemiyordu. Otoritesine muhtemel tehlikelerdik belki nazarında. Tam da bu sebeple 5-6 saat sürecek ödevler verirdi. Herhangi bir sebeple o ödevleri yapamadığımda, (babamın 45 gün yoğun bakırnda kalması, evdeki tadilat v.s.) okula gidemezdim. Çünkü ödevimi yapmadığımda başıma gelecekleri bilirdim.
Buna karşın kabirde bir hayat olduğunu iddia edenler, 40-Mümin Suresi 45 ve 46. ayetlerde belirtilen Firavun kavminin “sabah akşam” ateşe sunulmasından, ahirette “akşam” olmadığını, kısacası bu ayetlerin “kabir hayatı”nı desteklediğini söylemişlerdir. Oysa bu ayetlerde kabir hayatından bir bahis olmadığı gibi, ahiret hayatından bahsedildiği açık olan 19-Meryem Suresi 62. ayette de ahirette rızıkların “sabah akşam” verildiği vurgulanır.
Sayfa 397 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İslam’ın diğer kaynaklarından biri olarak gösterilen “icma” kelimesi ve türevlerinin Kuran’daki geçişi de hep olumsuzdur. Bu, Kuran’ın “hadis” kavramı gibi “icma”yı da mucizevi bir şekilde mahkûm ettiğini gösterir. (“İcma” kelimesi ve türevleri için bakınız 20-Taha Suresi 60, 70-Mearic Suresi 18, 104-Hümeze Suresi 2, 3-Ali İmran Suresi 173, 3-Ali İmran Suresi 157, 10-Yunus Suresi 58, 43-Zuhruf Suresi 32, 26-Şuara Suresi 38, 12-Yusuf Suresi 19, 10-Yunus Suresi 71, 20-Taha Suresi 64, 17-İsra Suresi 88, 22-Hac Suresi 73, 54-Kamer Suresi 45, 28-Kasas Suresi 78, 7-Araf Suresi 48, 26-Şuara Suresi 39, 26-Şuara Suresi 56, 54-Kamer Suresi 44)
Sayfa 79 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Suriye'de Hawar dergisi 1932-35 aylık olarak; Ronahî 1942-45, Roja Nû 1943-46 ve Stêr 1943-45 yıllarında haftalık olarak yayımlanmışlardır.Türkiye'de Cumhuriyet dönemine kadar Kurdistan (1898-1902), Kürt Teavün ve Terakki (1908), Kurdistan (1908-9), Yekbün (1913), Jîn 1918-19, Kurdistan (1917-18) yayınları bazen haftalık bazen iki haftada bir yayımlanmıştır.
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Son söz
4 Ağustos 1944 sabahı, sabah 10 ile 10.30 arası bir vakitte, Prinsengracht Sokağı 263 numara önünde bir araba durdu. İçinden birkaç kişi çıktı: Üniformaları içinde bir SS çavuşu, Karl Josef Silberbauer ve yanında silahlı fakat sivil kıyafetleriyle Alman polis gücünün emrindeki en az üç Hollandalı. Biri saklandıkları yeri ihbar etmiş olmalıydı. Şüpheler hemen depoda çalışan W.G. van Maaren üstünde toplansa da savaş sonrası yürütülen iki soruşturma İddiayı mahkemeye götürmek için yeterli delil bulamadı. Arka Ev'de saklanan sekiz kişi ile onlara yardım eden iki yardımcılarını, Victor Kugler ve Johannes Kleiman'ı tutukladılar, Miep Gies ve Elisabeth (Bep) Voskuijl'a dokunmadılar. Arka Ev'de bulabildikleri tüm değerli eşyaları ve parayı aldılar. Tutuklanma sonrası, Kugler ve Kleiman Amsterdam'daki bir hapishaneye götürüldüler. 11 Eylül 1944'te, mahkemeye çıkarılmaksızın, Amersfoort'taki (Hollanda) bir kampa götürüldüler. Kleiman, sağlık koşulları nedeniyle 18 Eylül 1944'te serbest bırakıldı. 1959 yılında ölene kadar Amsterdam'da kaldı. Kugler 28 Mart 1945'te, zorunlu çalıştırılmak üzere Almanya'ya götürülecekken başka mahkûmlarla beraber kaçmayı başardı. 1955'te Kanada'ya göç etti ve 1989 yılında Toronto'da öldü. Elisabeth (Bep) Voskuijl Wijk 1983'te Amsterdam'da öldü. Miep Santrouschitz Gies, 11 Ocak 2010 tarihinde yüz bir yaşındayken Hollanda'da öldü; kocası Jan ise 1993'te ölmüştü. Yakalandıklarında, Arka Ev'in sekiz sakini önce Amsterdam'da bir hapishaneye götürülüp ardından Kuzey Hollanda'da Yahudiler için bir transit kampı olan Westerbork'a yollandılar. 3 Eylül 1944'te Westerbork'tan ayrılan son konvoyla birlikte yola çıkarıldılar ve üç gün sonra Auschwitz'e (Polonya) geldiler. Otto Frank'ın ifadesine göre, Hermann van Pels (van Daan) Ekim veya Kasım 1944'te gaz
Sayfa 149-151·Kitabı okudu