10/10
·381 syf.··
2026 29. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 22:00
Selamün aleyküm kardeşler şu gördüğünüz kitap 1916-1920 arası milli mücadele döneminde Kürtleri anlatan en iyi kitap bu kitabın 2.cildide var onu daha okumadım. Kitaba iyi dememin sebebi Yüzlerce arşiv belgesinden çıkıp titizlikle yazılmış dönemin gazetelerinden bile kaynak alınmış Eğer bir Kürtseniz ve milli mücadele'deki yerinizi anlamak istiyorsanız mutlaka okuyun en beğendiğim tarafı belgeleri metadolojik bir şekilde yorumlaması ve hiçbir belgede çarpıtmaya rastlamadım kitapta Kuvayı milliye'de, Erzurum kongresin'de, Sivas kongresin'de, Amasya protokolün'de yani milli mücadele döneminde'ki kronolojik olay sırası hakkındaki heryerde Kürtlerin rolü anlatılmış şahsen çok beğendim eleştirilebilecek bir yanınıda bulamadım Zamanın Kürt aşiretleri hakkında fazlasıyla Bilgi mevcut ayriyeten millî mücadele'de Osmanlıdan yana savaşmamıza sebep olan bütün nedenler verilmiş savaşmayan kişiler hakkında'da çok fazla bilgi mevcut hiçbirsey atlanmamış veya oldu bitti'ye getirilmemiş kaynakçası'da çok iyi herkese okumayı tavsiye ederim.
Türkiye Kurulurken KürtlerSinan Hakan · İletişim Yayıncılık · 201316 okunma
10/10
·384 syf.··
2026 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:35
DURGUN DON CİLT 2 / MİHAİL ŞOLOHOV 1916 yılı, Ekim ayı. Birinci Dünya Savaşı'nın Rus topraklarındaki son günleri... Devlet yorgun, halk yorgun, askerler ise umutsuzdur. Çarlık rejimi sallanmaktadır. Bolşevikler, devrimi gerçekleştirmek için var güçleriyle çalışmaktadır. Bir amaçları vardır; onurlu ve kutlu olduğuna inandıkları bir amaç. Ülkeyi hainlerin elinden almak, emperyalist çıkarlar uğruna dökülen kanlara son vermek ve vatanın gerçek sahiplerine daha adil bir yaşam sunmak... Kutlu amaçlar, uğrunda ölünebilecek amaçlar... Ordu bölünmüş durumdadır. Beyazlar ve Kızıllar ölümüne mücadele etmektedir. Ve tüm bunların ortasında, Don bölgesinin efendileri sayılan, Rus ordusunun bel kemiğini oluşturan Kazaklar vardır. Ne yapacaklardır? Kimi destekleyeceklerdir? Çünkü onların yer aldığı tarafın zafere ulaşması çok daha kolay olacaktır. Ancak yüzyıllardır Çarlık idaresinin baskısı altında yaşayan bu halk artık kendi özgürlüğünü istemektedir. Ne Bolşevikleri ne de Çarlık yönetimini topraklarında görmek isterler. Don Nehri'nin büyüleyici atmosferinde, kendi yurtlarında kendi düzenlerini kurup yaşamanın hayalini kurmaktadırlar. Melehovlar, Bunçuklar ve Don bozkırlarının Kazak köyleri... Nobel Ödüllü büyük yazar Mihail Şolohov, Durgun Don destanının bu ikinci cildinde adım adım büyüyen bir devrimin sancılı yolculuğunu büyük bir ustalıkla anlatıyor. Bu yolculuk, Rus coğrafyasında yaşayan halkların bir arada kalıp kalamayacağını; her devrimin kendi evlatlarını yiyip yemeyeceğini bilen tarihin acı diyalektiğinin burada da işleyip işlemeyeceğini sorguluyor. Serinin ikinci cildi adeta Sovyet Devrimi'nin emekleme dönemi gibi. Devrim artık orduda, sokakta ve köylerde konuşuluyor. Halk emperyalist savaştan çıkmak isterken kendisini çok daha büyük bir felaketin, bir iç savaşın eşiğinde
1000Kitap
Durgun Don - Cilt 2Mihail Şolohov · Yordam Edebiyat · 20181,157 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
6/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 15:39
Fransız şair, matematikçi, dil teorisyeni, yazar #RaymondQueneau ‘dan #ZorluBirKış kitabı gerçekten zorlu bir okuma süreci yaşattı bana. Birkaç gördüğüm inceleme de aynı fikirde olduğundan gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki çeviri çok zorlayıcıydı. Roman bizi Birinci Dünya Savaşı’nın ortasına, 1916-1917 yılının o meşum kışına, Le Havre liman kentine götürüyor. Queneau burada savaşı cephedeki kurşunlarla değil, cephe arkasındaki insanların ruhlarındaki o boğucu bekleyişle anlatıyor. Kitabı okurken o liman kentinin rutubetini, soğuğunu ve her an bir şey olacakmış gibi hissettiren ama aslında hiçbir şeyin değişmediği o monotonluğu iliklerinizde hissediyorsunuz. Demokratik, mason ve Yahudileşmiş bir Fransa var. Lehameau’ya göre Fransa’yı çürümüşlükten ve düzensizlikten kurtarmak için gereken bir Alman Himayesi. Bernard Lehameau, başkahramanımız, 33 yaşında, yaralı bir asker, ayağı kırıldığı için aksamaya başlamış ve yürümek için bastona ihtiyaç duyuyor, bu süreçte çevirmenlik yapıyor. Saygıdeğer bir insan, sivil yaşamda oldukça yükselmiş bir memur, askerlikteyse savaş yaralısı ve belki de kahraman. Ama oldukça kötümser ve yabani. Annesi, ilk yengesi (abisi daha sonra tekrar evleniyor) ve karısı bir yangında hayatlarını kaybediyor. 13 yıl boyunca dul kaldığı süreçte eline kadın eli değmiyor. Bir gün tramvayda iki çocuğa rastlıyor Annette 14 kardeşi Polo ise 6-7 yaşlarında, bir başlarına okula gidip geliyorlar. Bu çocuklar ile bir bağ kuruyor Lehameau ve ablaları ile Madeleine (hafifmeşref bir kadın profili var) ile de tanışıyor. Onları sinemaya götürüyor birlikte vakit geçiriyor. Bir de ordudan sarışın ingiliz Helena var. Ona aşık oluyor, birkaç kez buluşuyorlar ama kadın bakire, bu devirde onunla evlenmeyi göze alamıyor ve zaten kadının tayini çıkıyor. Birkaç ay
Zorlu Bir KışRaymond Queneau · Sel Yayıncılık · 200325 okunma
6/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 13:24
Selamlar. Ahmet Rasim hem edebiyatçılığıyla hem de gazeteciliğiyle ünlenen bir yazar. Daha önce okuduğum edebi kitaplarını severek okumuştum. Romanya Mektupları ise yazarın bir gezi anlatısı. Kendisi Tasvir-i Efkâr gazetesinin 1916 Aralık ayında onu Romanya cephesine göndermesi ile bu kitabı kaleme alıyor. Osmanlı, Romanya Cephesi'ne yardım için askerler göndermiştir. Ahmet Rasim de bu yolculukta Bulgaristan'ın başkenti Sofya'dan başlayarak Romanya'nın başkenti Bükreş'e yolculuk yapıyor. Gidip kaldığı yerlerdeki insanların tavırlarından, giyimlerinden, hatta çay içmelerinden bile bahsediyor. Yani gözünün gördüğü tüm izlenimlerini yalın bir dil ile, fotoğraflarla destekleyerek aktarıyor. Avrupa'yı eleştirdiği yerler, Osmanlı ile kıyasladığı durumlar vardı. Yazar ülkesine olan özlemine de değinmeden bitirmiyor kitabı. Eğer tarihin gezi ile harmanlanmasını seviyorsanız bu kitabı seversiniz bence. Kurgu dışı okumalar yapanlar için keyif verici olacaktır. Merak edenler için keyifli okumalar.
Edebiyat
Romanya MektuplarıAhmet Rasim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20261 okunma
SAVAŞIN PARÇALADIĞI BİR AİLE
9/10
·445 syf.·
2026 22. kitabı
Mahşerin Dört Atlısı, İspanyol yazar Vicente Blasco Ibanez’in 1916 yılında yazdığı romanıdır. KİTABIN KONUSU Kitap, Birinci Dünya Savaşı döneminde çok uluslu bir aile olan Desnoyers ailesi etrafında geçmektedir. Aile; Fransız, Arjantin ve Alman uluslarından oluşmaktadır. Savaşın başlamasıyla aile bireyleri kendilerini bambaşka koşullar altında bulurlar. Hatta cephede birbirlerine düşman olurlar. Kitap boyunca savaşın yıkıcı etkisi bu aile üzerinden anlatılmaktadır. YORUM VE GÖRÜŞLERİM Dönemin koşulları ve savaşın atmosferi başarılı bir şekilde aktarılmış. Yazarın dili sade ve akıcıydı. Bu kadar sürükleyici ve akıcı bir kitap beklemiyordum. Kitap beni olumlu anlamda şaşırttı, mutlu etti. Kitabı çok beğendim. İyi ki fırsat verip okumuşum. Klasik eserleri sevenlere tavsiye ederim. Mahşerin Dört Atlısı Vicente Blasco İbañez
Edebiyat
Mahşerin Dört AtlısıVicente Blasco İbañez · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,137 okunma
Unutulan Zafer
Puan vermedi·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Bugün ki incelemem de tarih sayfalarında layık olduğu yeri bulamayıp gölgede kalmış bir zaferden bahsedeceğim. Osmanlı'nın son zaferi Kutül Amare. 1. Dünya savaşıyla birlikte Çanakkalede verilen fevkalede direniş sonucu düşmanı topraklarımıza sokmayıp, savaşı kazandığımızı biliriz. Hatta küçüklükten itibaren bu zaferin kudreti ile büyüdük. Olması gerektiği gibi. Ama Kutül Amare o kadar da şöhretli anlatılmadı bize genellikle bilinmez çünkü. Şimdi size yazabildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. İngilizlerin petrol sevgisi, sömürgeci tutumu Irak sınırlarına kadar vardı. 1. Dünya savaşı ile birlikte petrol bölgelerini yani Basra'yı ele geçirip Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Çanakkale'nin intikamını almak istediler. Bu amaçla bölgedeki Arapları çil çil altınlar ile taraflarına çekip Osmanlı'ya karşı durmalarını sağladılar. Kitapta Arapların bu tavrını okurken bir kez daha anladım ki yüzlerce devlet var sadakati bilmez tek Türk var yalnızca davasını görev beller. syf 70. 'Ben altını değil özgürlüğümü düşünüyorum' cümlelerini kuran Yüzbaşı Doğan gibi kişilerin kanını taşımak en büyük mirastır. Altın görünce karakterini, davasını, topraklarını satıp tabiri caizse köpeğin ağzından akan salyalar gibi altını arzulayan neslin torunları olmamamız en büyük şükür sebebidir sanırım. (Burada Osmanlı'nın son döneminde itilaf yanlısı padişahlar ile itiraz etmeyin lütfen. Ben sadece örnek alınması gerekeni gösterip tarihimizi iyisiyle kötüsüyle bütün düşünmeye çalışıyorum.) İngiliz'in petrol, Arapların altın seviciliğini bir kenara bırakıp savaşa döneyim. İngiliz birliklerinin komutanı General Townshend, Selmanı Pak bölgesine saldırma planlarını yapıyordu. Bu sırada bir kurmay yüzbaşı içeri girdi.__ 'Efendim.. Kuvvetlerimiz içinde pek çok Hintli Müslüman asker var.
İnceleme
Kut'ül Amareİsmail Bilgin · Timaş Yayınları · 2018822 okunma