Bir manası olmayan "dada" tabiri 1916 senesinde İsviçre' de, Zürih şehrinde toplanan ve reisieri Tristan Tzara isminde bir Romanyalı genç olan, muhtelif milletiere mensup küçük bir zümre tarafından icat edildi. Bunlar iki sene sonra karargahlarını Paris'e taşıdılar ve orada birtakım Fransız gençleriyle birleştiler.
1916, Beyrut
Hâlâ kafamın içinde zaman zaman aydınlanan bir sonsuz sokak manzarası içinde bütün bu isimsiz küçük sürüler geçer giderler ve aynı zamanda muhteşem binaların mermer merdivenlerinde bir çocuk iskelet koluna başını dayamış can çekişir. Açlık bir ses halinde kendini ilk defa ifade ettiği zaman hem kalbinizde hem kafanızda ömrünüz boyunca bir seda aksini işitirsiniz.
Sayfa 283·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kestik ama Ermeniler de Kesti
Saçma sapan propaganda formüllerini tekrarlamadan önce Allah aşkına beş dakika düşün. Akla mantığa sığan bir tarafı var mı? Bir taraf tam teşekküllü orduya ve bin yıllık muharebe geleneğine sahip. Polisiyle, jandarmasıyla, yasasıyla, mahkemesiyle koskoca devlet teşkilatı elinde. Ayrıca icabında yağma vaadiyle harekete geçirilecek mal-mülkten yoksun büyük bir başıbozuk kitlesi var. Her yerde bire beş, bire altı gibi bir oranla çoğunlukta. En kabadayısı Van vilayetinde Ermeni sayısı bilemedin yüzde otuz. Öbür taraf büyük çoğunluğu tarımla ve esnaflıkla uğraşan bir azınlık, misillemeye karşı en ufak bir savunmaları yok, silah taşımaları bin yıldan beri kanunen yasak. 1895'te memleketin her yanında köyleri ve işyerleri basılmış, on binlercesi öldürülmüş, gıklarını çıkartamamışlar. Sınırdan eşek sırtında sokulan silahlarla, okulun müstahdem odasında gece vakti toplanan derneklerle direniş örgütlemeye çalışıyorlar. Manyak mı bu adamlar ki gidip sivil Türkleri kessinler? Evet silahlanmışlar. 1895'teki gibi koyun gibi boğazlanmamak için direniş teşkilatı kurmuşlar. Evet şiddet kullanmışlar. Devrimci örgütler dünyanın her yerinde ne yaparsa onu yapmışlar. Erzurum'da valiliğe bomba koymuşlar, birkaç yerde jandarma vurmuşlar, asker ve polisle işbirliği yaptığına inanılan (Türk ve Ermeni) kişileri öldürmüşler. Zeytun ve Sason'da devlet güçlerine karşı yıllarca gerilla mücadelesi vermişler. Devlet gözüyle bakarsan buna haydutluk denir. Öbür yandan bakarsan savunma denir, delikanlılık denir, onur mücadelesi denir. Ama mukatele (karşılıklı katliam) denmez. 1915'ten önce Ermenilerin Türklere toplu kıyım yaptığına dair elle tutulur bir tane iddia yoktur. Ümit Özdağ ve benzerlerinin ortaya saçtığı çarşaf çarşaf hezeyannameleri dikkatle oku. 1915 öncesine dair tek bir
Sayfa 363 - Liber Plus Yayınları / 21 Aralık 2011
Tarih
keşke bu yazıyı herkes okusa..
Bu ağır durum askerler arasında da kendini göstermeye başlamış ve bir çok yerde isyanlar çıkmış, protesto gösterileri yapılmıştı. Askerler arasında firar olayları da başlamıştı. 1915in Mart ayının başlarında Uzunköprü'deki garnizonda bir isyan hareketi baş göstermişti. Bu isyanın bastırılması ve asayişin sağlanması için Enver Paşa, buraya gelmek zorunda kalmıştı. 1915 yılının ekim ve kasım aylarında, Adana, Balıkesir ve Bursa'daki askeri birlikler arasında da isyan hareketleri baş göstermişti. Bursa'daki isyana dört tabur katılmış ve bir çok subay öldürülmüştü. 1915 in Haziran ayında, İzmir'de vilâyetçe firarileri ve gizli silâhları bulmak için bir baskın harekâtı tertiplenmişti. Bu baskınlar sonunda 1780 asker firarisi ele geçirilmişti. Edirne'deki Bulgar konsolosunun 9.3.1916 tarihli raporunda Kafkas cephesindeki Türk ordusunda çok geniş çapta subay eksikliği çekildiği belirtilmekteydi. Aynı raporda anlatıldığına göre, bu orduda bir çok subay askerlerle birlikte harekata katılmayı reddettiğinden asılarak idam edilmişti. 1916 Şubatında Bağdat'ta iki Alay isyan ediyordu. Suriye'de bir kaç Arap köyünde askerlik çağına gelenler Türk ordusunun saflarına katılmayı reddediyordu. Bu köyler mahalli idareler tarafından yakılmış ve isyan edenler kuvvet kullanılarak, ayrı ayrı bazı piyade birliklerine dağıtılmışlardı. Bunlardan 700ü Mаnisa'ya getirilmişti. İzmir'deki Bulgar Konsolosu Dışişleri Bakanlığına verdiği 21.7.1916 tarihini taşıyan raporda Türk Ordusundaki müslüman askerler arasında firarların son derece arttığını ve bunların birleşip dağlara çıkarak eşkiyalığa başladıkları ve son derece tehlikeli oldukları bildiriliyordu. Bütün imparatorluk içindeki kaçakların sayısı 70 binin üstüne çıkmıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosu, bu konuda şunları yazmaktaydı: «Kaçak bakımından
Sayfa 44 - uçurumun kenarında yıkık bir ülke -9·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -7
Türk ordusunun yenilgisinin önemli sebeplerinden biri de kötü bir ikmalle, son derece kıt iaşe durumudur. Alman emperyalizminin yarı sömürgesi durumuna geçmiş olan Türkiye'nin bağımlı ve kıt ekonomisinin, savaş yıllarının üstüne eklediği yükle son zamanlarda sağlam bir cephe tutması da imkânsız hale gelmişti. Ordunun iaşesi son derece kötüleşmişti. Savaşın daha ilk aylarında, depo edilmiş olan malzeme ve iaşe bitmeye başlamıştı. Tayınlar küçültülmüş, et son derece nadir verilmeye başlamıştı. Öyle aylar geçmiştir ki bu süre içinde askerler bir defa dahi olsun et yememişlerdir. Pirinç, fasulya vb. dahi seyrek pişirilir olmuştu. Tayınların besin gücü de düşürülmüştü. Tayınlar, genellikle mısır ve arpadan yapılmaktaydı. İzmir'deki Bulgar diplomatının 1.4.1917 tarihli bir raporunda belirtildiğine göre; tayınlara % 20 nisbetinde meşe palamutundan yapılmış un katılmaktaydı. 1917 sonlarında, Suriye cephesinde bulunan askerlerin günlük tayin miktarı 350 grama indirilmişti. Bunlara yiyecek olarak da sadece mercimek verilmekteydi. Atların günlük yem miktarı da 2,5 kiloya düşürülmüştü. 1917 Ocak ayında Irak'taki ordu da tayın günde 110 grama indirilmişti. Atlara verilen yem miktarı ise sadece 550 gramdı... Bu durum ordunun gücünü devamlı şekilde düşürmekteydi ve besinsizlik dolayısıyla hastalıklar ve salgınlar baş göstermeye başlamıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosunun mayıs 1916, Haziran 1916 Ocak 1917 de Bulgaristan Dışişleri bakanına gönderdiği raporlardan anlaşıldığına göre İzmir, Bandırma ve Çanakkale'deki askeri birliklerde Kolera salgınları bulunmaktaydı. 1916nın 20 mayısı ile 2 haziranı arasında yalnız İzmir'de bin kolera olayı tespit edilmiş ve bunlardan 200ü ölümle sonuçlanmıştı. Binlerce asker de açlıktan ölmüştü. Sadece 6. Irak ordusunda 1917-1918 kışında 17.000 asker
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
uçurumun kenarında yıkık bir ülke -5
Türkiyenin savaşa girişiyle, hayat pahalılığının ne derece yükseldiği şu örnekle görülmektedir: 27.7.1916 da bir okka koyun etti 17 kuruş, bir okka zeytinyağı 18-19 kuruş, bir okka kaşar peyniri 21-30 kuruş, bir çuval un 5-10 lira, bir okka fasulya 7-11 kuruş, bir okka peynir 18 kuruşken; 10.1.1918 de bahsedilen malların fiyatları şu seviyeye çıkmıştır: Bir okka koyun eti 80 kuruş, bir okka sığır eti 95 kuruş, bir okka zeytinyağı 165 kuruş, bir okka kaşarpeyniri 260 kuruş, bir çuval un 52 lira, bir okka fasulya 85 kuruş ve bir okka peynir 170 kuruş. İzmir'deki Bulgar diplomatının 10.3.1917 tarihli raporunda belirtildiğine göre yünlü, pamuklu kumaşlarla ayakkabı derisi fiyatları yüzde 400 oranında artmıştı. Aynı raporda, gündelik ölüm olaylarının 72-124 arasında olduğu belirtilmektedir. Bu ölüm olaylarında sebebin % 60ı çeşitli hastalıklardan organizmanın zayıflaması, %10u ise doğrudan doğruya açlık olduğu yazılmaktadır.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Türk Tarihi