Evett nihayet Açlık Oyunları serisinin yayımlanmış son kitabını da okumakla beraber seriyi bitirmiş bulunuyorum. Şu evrene dair "sonsuz ateş kadar" kitap gelse hepsini okurum sanırım.
Fazla uzun bir inceleme olmayacak. Diğer incelemelerimde olduğu gibi kitabı da anlatmayacağım. Sadece belli eleştirilerim var. Olumlu şeyler ile mi başlasak?
Açlık Oyunları evreninin en duygusal eseri olduğu aşikar bence. En çok kimin ölümüne üzüldüm sorusunun cevabı: Maysilee.
Ama en çok nerede ağladın sorusunun cevabı net bir şekilde=> Haymitch'in Lenora Dove öldükten sonra bunu bilmesine rağmen kapısına gidip "Nerede o?" diye haykırmasıdır.
Ana seriden çok sevilen bir karakterin, Haymitch'in, geçmişini okumak onu gerçekten anlamayı ve hayatını içselleştirmeyi sağlıyor. Neden alkolik, neden bu kadar yalnız, sahip olduğu hassasiyetler neyden kaynaklanıyor; hepsinin cevabını bu kitapta. Okuduğum süreç boyunca şunu da fark ettim, Haymitch kendimle en çok ilişkilendirebildiğim karakter de oldu. İç sesi, düşünceleri, 'hayta' denilebilecek argo lafları, olaylara karşı takındığı tavırlar ve yaşadığı ikilemler sanki distopya eserinden fırlamış gibi değil de sizin hayatınızdan biriymiş gibi hissettiriyor.
Gelelim kitap boyunca bana sinir krizi geçirten unsura: Çeviri.
Bunu eleştirirken sınırımı aşmayacağım sonuç olarak ortada bir iş bir emek var, ama kitaba başlar başlamaz çevirmenin diğer dört kitabınkinden farklı olduğunu anladım. Sanki hemen çevirelim de Türkçe olarak da yayımlansın demişcesine özensiz geldi bana. Kimi yerlerde anlam karışıklığına sebep olmuş kimi yerlerde ise ciddiyetsiz gözükmüş ve akıcılığı bozmuş. Üstelik tek bir yerde değil tüm kitapta durum bu.
Belki Haymitch'in diline, onun "hayta" karakterine uygun bir dil oluşturmaya çalışmışlardır dedim. Bir gün