"Deprem -23 Kasım 1980 depremi o sonu gelmeyen yıkıcılığıyla- iliklerimize işledi. İstikrar ve dayanıklılık alışkanlığımızı, her anın bir sonrakiyle aynı olacağı güvencemizi, seslerin ve hareketlerin aşinalığını, onları kesin olarak ayrımsama kabiliyetimizi yok etti. Her türlü emin olma halimize kuşku sızdı, her türlü talihsizlik kehanetine inanmaya meyilli olduk, dünyanın gevrekliğine ilişkin işaretleri endişeyle izledik ve kontrolü yeniden elimize almak güçleşti."
Sayfa 188 - Everest Yayınları·Kitabı okuyor
1980 Ordu, Fatsa Kardeşlik ve Emek Yılları
Faşist güçlerin saldırılarıyla yaratılan iç savaş ortamı bütün Türkiye'de hayatı bir karabasana çevirmişken; Fatsa'da Terzi Fikri ve arkadaşları bir düşü gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. Kardeşçe huzur içinde yaşanan, birlikte üretip, birlikte hakça paylaşılan bir birlikteliği.
Sayfa 561 - İmge
Reklam
“1980 yılının Şubat ayında, ustamız Ergin Konuksever, birkaç genç foto muhabirini Erzurum Laleli’deki askeri tatbikata götürdü. Aralarında ben de vardım. Bu tatbikat, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in ‘geliyoruz’ dercesine hükümete vermiş olduğu bir gözdağı niteliğindeydi. Orada birkaç fotoğraf çekmiştim.”
Sayfa 28 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Anı
1980 Yazı Güneşi
“Bunalıyorum. Burada akıl hastası olmaktan korkuyorum, dedi. Akıl hastası olmaktan korkmak, akıl hastası olmaktan daha güç bir durum. Çünkü korkular sürekli. Tedirginlikler sürekli. Alacakaranlık barın koyu görüntüler veren aynasından onun tedirginliği yansıyor.”
1980'lerde felsefeci Hilary Putnam bu soruyu bir üst seviyeye şöyle yükseltti: "Fıçıdaki bir beyin miyim ben?" Bilim insanları beyninizi vücudunuzdan ayırmış olsa ve bir kitabın ellerinizde bıraktığı hissi, derinizin sıcaklığını, ellerinizin görünüşünü algıladığınızı inanmanızı sağlayacak şekilde korteksinizi uyarsa nereden anlayabilirdiniz? Bu soru, 1990'larda "Matrix'te mi yaşıyorum?" biçimine dönüştü. Günümüzdeki eşdeğeri ise şöyle: "Bir bilgisayar simülasyonu muyum ben?"
1980 Çorum olayları. Faşist zihniyetin iğrençliği..
Süleyman Atlas'ı son kez gören ağabeyi Zihni Atlas'ın söyledikleri de devlet yetkilisini doğruluyordu. Şöyle konuştu: "İki saat önce kucakladım kardeşimi. Göğsünde ve yüzünde sigara yanıkları vardı. Vücudunda sivri bir mille delinmiş dört tane delik gördüm. Elinin biri kırılmış ya da koparılmış gibi sallanıyordu. Doktor olmayı çok istemişti. Hastanede işkence görerek öldürüldü. Bunu kabul etmek çok güç."
Sayfa 541 - İmge
Reklam
Reklam