Puan vermedi
Çok sevdim adına aldanıp da yaz dizisi uçarlığında zannetmeyin. Kalbe bıçak gibi saplanan bir hikaye. . Natalia 12 yıllık ayrılığın sonunda evine, Barselona‘ya döner. Uzak kaldığı yıllarda annesi ölmüş, babasıyla hiç iletişim kurmamış, erkek kardeşi ve görümcesi ile de bir iki kez buluşmuştur. Onun dönüşü ile beraber aile fertlerinin hikayesini dolayısıyla da aile geçmişlerini öğrenir okuyucu. . Doğrusu ben her bir kişinin hikayesini merakla ve keyifle okudum.Silvia ‘nın dansı bırakmasına , Lluis’in ailesi tarafından görülmeyişine , Patricia ‘nın yalnızlığına ve yoksulluğuna, en çok Joan Miralpeix’in şiddet dolu çocukluğuna üzüldüm. . Ama en çok gözaltı ve işkence sahnelerinde nefesim kesildi.Adeta 1980 darbesi romanlarını okuyormuşum gibi hissettim . Edindiğim bilgiye göre bir üçlemenin parçasıymış Kiraz Mevsimi .Umarım devamı da yayınlanır. . Çok sevdim.İspanyol edebiyatını sevenlere sevgiyle tavsiye ederim
Kiraz MevsimiMontserrat Roig · Medusa Yayınları · 202686 okunma
Feodal Japonyada bir Yabancının Maceraları I
Puan vermedi·776 syf.··
2026 45. kitabı
·
280 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 22:45
Aslında 1980'de ve daha yakın zamanda yayımlanan adaptasyon dizilerden bu esere geldim. 1980 versiyonu kitaba daha sadık. Daha yakın tarihli olan versiyonda da örneğin Toranaga'nın dans yerine yüzme sevgisini görüyoruz.Yani daha yakın tarihli versiyonda deprem dahil daha "tablolar halinde" bir durum bütünü mevcut. Dizi ile kitabın şu ana kadar okuduğum kısımlar yönünden karşılaştırmasında en büyük şaşkınlık yaratan farklılık,Toranaga'nın Anjin'i hiçbir zaman salıverme niyetinin olmadığının kitapta daha başlardan itibaren anlaşılması.Dizide bu en sonda Toranaga Shogun olunca ifade ediliyor. Hele 1980 versiyonunda Mifune'nin sahildeki Blackthorne'u izlerkenki halinde aslında hikâyenin esas kötü adamının Toranaga olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. John Blackthorne yabancı bir gemi Kılavuzu iken Japonya'nın bir yerleşimine sürüklenir. Blackthorne Anjin-San adını alır ve oradaki insanların Hristiyan da olsalar anlaşılmaz katılıktaki adetleri arasında yeni ve zorlu bir yaşama başlar. Onları Coğrafi Keşiflerden edindiği tecrübe ile yakınlarındaki yahut uzaklarındaki bilmedikleri dünya ile tanıştırırken hem gemisini hem de mürettebatını yeniden kurarak orayı terkedeceği günün planlarını yapıp durmakta,geri kalan zamanında ise Mariko'ya âşık olmaktadır. Peki o civarın en büyük derebeyi Toranaga'nın samimiyeti gerçek midir,Toranaga temelli geri gitmesine müsaade edecek midir ? Bunu sorgulamayı aklına hiç getirmez.
Shōgun - 1. CiltJames Clavell · Holden Kitap · 2025190 okunma
Reklam
Puan vermedi·500 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Keşke daha önce okusaydım dedim, bittiğinde. Bir de iyi ki okudum. Hâlâ okumayan varsa lütfen okuma planını yeniden yapıp bu kitabı öne alın. En kısa zamanda yazarın tüm kitaplarını okuyacağım. Köy Enstitüleri Dönemi'ni muhteşem bir aşkla anlatan, altını çize çize bitiremediğim bir kitap. Bir tarih romanı evet, kurgu bile diyebiliriz ama kitabın omurgası tam bir ülke gerçeği. 1940- 1980 yıllarının hem ciddi bir üzüntü, acı, keder, kalp kırıklığı... ile okuyup hem de acayip keyif aldığım bir kitap. Bu nasıl olur derseniz işte orası da yazarın başarısı. Kitabı söyleşiye yetişmesi için iki günde bitirdim. Söyleşi öncesi kalemi ile tanıştığım yazarı söyleşide daha yakından tanıdım ve daha da bir sevdim. 🩷 Böyle bir yazarı okumak için nasıl bu kadar geç kaldığıma üzülürken daha okumadığım kitapları olduğu için çok mutlu oldum. Kitabın konusunu anlatmak istesem Köy Enstitüleri için verilen mücadeleyi, emeği ve Köy Enstitülerine yapılan haksızlıklar ile ülkeye nasıl bir kötülük yapıldığını Sema Hanım gibi anlatabilmem mümkün değil. O yüzden haddimi bilerek yorum yapmaya çalışmayacağım. Dediğim gibi, altına çize çize bitiremedim ve bundan önce sadece alıntılarımın bir kısmı için iki ayrı reels paylaştım. Bununla beraber 3 oluyor ve artık bitiriyorum. Bana kalsa daha çok paylaşırım fakat okunacak, paylaşılacak daha çok kitap var. Daha nice güzel kitaplarda buluşmak üzere. Pişmanlığın dilde vücut bulmuş hali: KEŞKE... Keşke'nin dini, mezhebi, siyasi görüşü olmaz. Keşke, özlem ya da pişmanlık ifadesidir; acı çekenlerin, hatalarını görenlerin ortak kelimesidir. Keşke, yanlış kararlarımızın çektirdiği sancıdır, kalbi kanatan isyandır. Keşke, elden gidenlere, yitirdiklerinizi yaktığınız ağıttır. Dizlerinizi dövdüğünüzde geride kalan acıdır.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,008 okunma
Puan vermedi
#OkudumBitirdim Onu Sevdiğim Zamanlar/Kemal Varol Kemal Varol'un "Onu Sevdiğim Zamanlar" Romanı yazarın yazdığı son, benimse yazardan okuduğum ilk kitabı oldu. Roman, iki farklı zaman diliminde geçiyor, anlatıcılarımız Elenore, içinde bulunduğu 2019 Paris’ini, diğer anlatıcı Kenan ise 1980 lerin Türkiyesini anlatıyor. Bir yanda Elanore'un 2019'un Paris'inde ,deli gibi aşık oldugu Tunus asıllı Fransız Julien Samir, Arap baharının başlamasıyla içindeki milliyetçilik duyguları ağır basarak terkettiği Elenore'yi Paris'te yalnızlığa terkediyor. Diğer yanda, Türkiye’deki 1980 darbesinin gölgesinde Diyarbakır'a bağlı Arkanya'da yaşayan Kenan'ın kasabasında yaşadığı ailesi ve toplumundaki dışlanmışlık ve yalnızlığı.Bu iki farklı hikayenin ,iki farklı şehirde iç içe geçmiş, bölümler arasındaki geçişleri muhteşem eseri okurken yüreğimi yakan ayrılıklar ve acıların nasıl aynı noktada birleştigini şaşırarak okudum. Yazar, adeta ciğerimizdeki son nefese göz dikmiş. Kitabı bitirdiğimde içimde birbirinden bağımsız ama derin izler bırakan acı, tatlı hisler buldum. Bir acıya mı, acılara mı; bir aşka mı, aşklara mı dair yazılmış? Yoksa kavuşmaya ya da kavuşamamaya mı? Adını koyamadım. Sürprizler hep beklenene değil, hiç beklenmeyene dairse; bırakın, hayat böyle de güzel dedirtti kitap bana. Kalemine sağlık Kemal Varol. Yolu farklı, konusu alışılmadık olsa da bu kitap muhteşem bir edebiyat ürünü. Son sayfasına kadar heyecanla merakla okuduğum, ters köşeyle karşılaştığım şaşırtıcı bir Roman olsa da, sonu daha iyi olabilirdi diyorum.
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,930 okunma
Puanım: 9.5 / 10
9/10
·189 syf.··
2026 48. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 10:17
Han Kang’ın Nobel ödülünü ne kadar hak ettiğini, insanın içine işleyen o benzersiz ve sarsıcı diliyle bir kez daha kanıtlayan, kısa ama aslında devasa bir roman bitirdim. Çocuk Geliyor, 1980 yılında Güney Kore’deki Gwangju öğrenci katliamının o kapkara gölgesinde, insan vahşetinin ve o vahşetin geride bıraktığı travmaların anatomisini çıkarıyor. Hikaye, katliamın tam ortasında arkadaşını kaybeden ve cesetlerin toplandığı salonda gönüllü olarak çalışan küçük Dong-ho’nun etrafında dönüyor. Han Kang, bu acıyı tek bir ağızdan değil; ölenlerin ruhlarından, geride kalan yaslı annelerden, işkence tezgahlarından geçmiş hayatta kalanlardan ve sansüre uğrayan editörlerden dinletiyor bize. Yazarın o vahşeti kör göze parmak bir ajitasyonla değil, adeta bir ağıt gibi, o kadar naif ve şiirsel anlatması acıyı daha da katlanılmaz kılıyor. Kitap boyunca "İnsan nedir? İnsanın vahşetinin bir sınırı var mıdır?" soruları zihninizde dönüp duruyor. Okurken boğazınız düğümleniyor, bazı sayfalarda nefes almakta zorlanıyorsunuz ama o edebi zarafet sizi bir şekilde kitabın sonuna kadar götürüyor. Kuru bir tarihi roman ya da siyasi bir metin değil bu; insan ruhunun, vicdanının ve asla unutulmaması gereken bir toplumsal hafızanın çığlığı. Kesinlikle her satırıyla sarsan, tortusu çok ağır ama bir o kadar da muazzam bir şaheser. "Sen öldükten sonra cenazeni kaldıramadım, bu yüzden hayatım bir cenaze törenine dönüştü."
1000Kitap
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,132 okunma
Çarkların dişleri arasında bir yaşamla nasıl mücadele edilir?
7/10
·328 syf.·
2026 13. kitabı
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim. "Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir
Edebiyat
Salon MarsRachel Kushner · Siren Yayınları · 2024193 okunma
Reklam
Reklam