Eski zaman usulleri, eski zaman kadınları, eski zaman erkekleri, aile büyükleri, çocukları... vs.. Eski zamanların, bilinen tek doğru aile yaşamı ile başlıyor romanımız.
Orhan Kemal öyle iyi işlemiş ki; o anlatırken ben de büyüklerimden duyup aşina olduğum senaryoyu yabancılık çekmeden okudum. Ezilen (hizmetçi) gelin, memnunsuz ama oğlunun gönlüne taht kurmakta usta, evde şeytan, dışarıda melek bir kayınvalide. Evde olan bitenden bihaber işe gidip gelen bir oğul. Ve en önemlisi iletişimsiz karı koca.
Kitap eski zamanlarda bu şekilde ilerlerken, birden gündem tam bir melankoliye dönüşüyor. Ezilmekten, aşağılanmaktan, susturulmaktan, mantıklı düşünme yetisini kaybetmiş, fazla iyimser düşünen, her söylenene inanmış, çabuk kanan bir kadının farketmeden girdiği yollar onu zaten olduğu çukurun en dibine itmeye başlıyor. Sebebini bile bilmeden, hatta anlayamadan hala aynı saflık ve inançla aynı kişilerle aynı yolda devam etmeye...
Ve final.
Biraz beklediğim gibi biraz da kısa tutulmuş demeli miyim bilemiyorum. Yan karakterlerin hikayeleri finale fazla işlenmiş, asıl başrol bazı sayfalarda unutulmuş gibiydi. Belki bunu Orhan Kemal bilerek yapmış da olabilir. Zaten silikleştirilen, ezilen, görülmeyen bir kadının sonu neden romanının bile son sayfalarını işgal etsindi ki?