Mutluluk geriye dönük bir algıdır. Beynimiz şu an mutlu olduğunu hissedemez. Çünkü beyin yaşamaya çalışmakla meşguldür. Yaşamaya çalışmak çok zordur ve bunu başarmak için sürekli vücut ile konuşması gerekir. Bu yüzden mutluluk gibi karmaşık bir şey ile uğraşamaz. Onun yerine haz denilen daha basit bir şeyi takip eder. Bir eylemde haz varsa beyin onu seçer haz yoksa ondan kaçar. Haz beyin için zevkli ve güvenli bir dosttur ama kısa sürelidir. Bu, sürekli tazelenmesi gereken çıkar ilişkisi üzerine kurulmuş bir dostluktur. Bu yüzden hazlar üzerine kurulmuş bir hayat, aynı hazcı eylemeri yapıp durduğumuz bir döngü içerir.
Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu,yaşam ürkekliği,geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.
“Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altından çekilip gidiyordu. Madem öyle, ölmeye hazır ol!”